1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Hâmuşân (suskunlar) Meclisine dönmüş her köşe
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Hâmuşân (suskunlar) Meclisine dönmüş her köşe

A+A-
Tavrına, tarzına bir türlü alışamadığım insanlara rastlıyorum yıllardır her köşede. Öyle ki iki ya da üç kişi bir aradayken “mangalda kül bırakmayan” “mangal yürekliler”, zulmün ve zalimin en şiddetli karşı koyucuları, haksızlık karşısında asla susmamak gerektiğini savunanlar, adaletsizliğe zinhar tahammül edilmemesi gerektiğine dikkat çekenlerle dolu ortalık. Ne var ki etrafta, sohbette sayı çoğalınca ya da bu sözlerin muhataplarının kulaklarına gidebileceği endişesi taşıdıklarında, hele bir de o muhataplar o meclislerde bulunduklarında nedense sus pus oluyor az önceki cengâverler ve adeta ölü sessizliğine bürünüyorlar.

O mecliste velev ki özü sözü bir, inandığını yaşamaya çalışan ve bunu mertçe dile getirme cesaretini gösteren biri hak ve hakikati söylediğinde dahi bu suskunluk devam ettiği gibi, o kişiye tedbirsiz, siyasetin inceliklerinden bihaber, geleceğin hesabını yapamayacak kadar akılsız gözüyle bakılıp, “tehlikeli” addedilip yargısızca infaz ediliyor gönüllerde. Sanki herkes kendisine emanet edilen nefeslerin sayısını biliyor ve daha uzun yıllar yaşayacaklarından emin bir şekilde doğruluğu ve dürüstlüğü habire öteliyorlar. İşte buna alışamadım bir türlü, ertelenmiş bir nefes bile doğruluk olmadığına inandım ömrümce, bir sonraki nefesimin garantisinin olmadığına yürekten iman ettiğim gibi. Ve öyle bir meclise bir kez daha şahit olduktan sonra dayanamadım ve aşağıdaki dizeler döküldü gönlümden, kalemimden;

Hâmuşân Meclisi

Hâmuşân meclisine uğramışım meğerse,
Dostlarım oturmuşlar, susup duruyorlardı…
Sıcak gündeme dair, sualler ettimse de,
Birbirlerine bakıp, sessiz kalıyorlardı…

Stratejik düşünce, böyle olsa gerekti,
Stratejik takılıp, düşüncelere dalmak…
Oysa söz söyleyecek, sadece bir yürekti,
Meğer o da dilsizmiş, kadermiş hayıflanmak…

Sen, ben, o, biz olmadan kim söyler hakikati,
Zulme kim karşı çıkar, mazlumu kim korurdu…
Kimse umursamıyor, ehliyet, liyakati
Aydını böyle olan, vatandaş ne olurdu…

“Aman kardeş ne olur, öyle açık konuşma,
Yarın bir gün adamlar, bizlere lazım olur…
Sen yine de şimdilik, ete, süte bulaşma,
Önce güç lazım bize, gerisi sonra olur…”

Halbuki önce bize, lazım hak ve adalet,
Doğruluk ertelenmez, ötelenmez erdemdi…
Şimdi susup durmanız, değil mi gerçek zillet?
Haykırmaya gün bu gün, kıyama dem bu demdi…

Hayallerim yeniden, yıkıldı birer birer,
Ne öksüzmüş “ideal”, “ne garibmiş bu dava”…
Ahir zaman ümmeti, bilmezmiş hayır ve şer,
Nerde Nizam-ı Âlem, ne yetim bir iddia…

Tarihi mesuliyet, bu yorgun omuzlarda,
Ümmetin ümidiydik, kor ateşte kavrulduk…
Ey kadim medeniyet, mahzunsun sen de hâlâ
Küller mangalda kaldı, rüzgârda biz savrulduk…

Olsun varsın, “saatler yalan yanlış işlesin”,
Bozulmamış yürekler, bulunur nasıl olsa…
“Kor ateşi elinde tutacak nesil” gelsin,
Sessiz kahramanlarla (!) yürünmez bu yollarda…
 
Bu yazı toplam 104 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.