1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Hatırla(t)makta fayda var, ne dersiniz?
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Hatırla(t)makta fayda var, ne dersiniz?

A+A-
Bundan yaklaşık onbeş yıl önceydi. 20 Mayıs 2000 tarihinde, yeni milenyuma yakışır (!) bir kepazeliğe daha imza atılmış, ANAP+DSP+MHP hükümetinde, Devlet Planlama Teşkilatı sosyal tesislerle ilgili bir genelge yayınlayarak, bu tesislere “Başörtülülerin” ve “Evcil Hayvanların” alınmamasını emretmişti. Basına yansıdığı kadarıyla Abant tesisleri ve Üsküdar’daki SSK Sosyal tesislerinin kapılarına da “Köpekler ve Başörtülüler Giremez” yazılmış, gösterilen tepki üzerine sonradan bu yazılar kaldırılmıştı. Milletin Meclisinde milletin oylarıyla seçilen başörtülü kardeşimize CHP’lilerce reva görülen linç eylemi ve buna suskun kalan MHP milletvekilleri de gözlerimizin önünden, acıyla yoğrulmuş bir film şeridi gibi tekrar geçmekte adeta. Aynı koalisyon hükümetinin ortak oylarıyla Kur’an-ı Kerim öğrenme yaşının 12 ye yükseltilmesi gibi hakeza. “Millete ve milletin değerlerine rağmen milliyetçilik” tutmamıştı, tutamazdı da. Bu tavrın cevabını da milletimizin engin sağduyusu hiç geciktirmeden vermişti nitekim…

Başı örtülü kızlarımızın, kardeşlerimizin okul kapılarında sürüklendiklerini, ikna odalarında nasıl tehdit edildiklerini de, bazı iş adamları ve memurlara yapılan zulümleri, üniversitelerden uzaklaştırılanları, silahlı kuvvetlerden sorgusuzca atılanları da unutmadık, unutamadık bir türlü...

Ancak son zamanlarda nedense alışılmadık bir akıl ve yürek tutulması yaşanıyor memleketimde. Gelinen nokta da, bu noktaya nasıl ve nereden geldiğimiz de, bu hizmetleri yapanları da çabucak unutmaya başladık nedense. Dilerseniz o günlerden bu günlere neler değişti hayatımızda biraz hatırlayalım hep birlikte:

-Dibe vurmuş ekonomimiz, dünyanın 17. büyük ekonomisi haline geldi,

-Tavan yapmış, her gün can almaya devam eden ve canlarımızı toprağa düşüren terör, durma noktasına geldi,

-Tüm dünyada ve özellikle de İslam coğrafyalarında itibarımız arttığı gibi, TİKA ve Yunus Emre Enstitüsü ve birtakım hayır kurumları vasıtasıyla dünyanın her yanındaki mazlumlara ve gariplere yardım eder hale geldik, ümitleri olduk,

-Açlıktan ölenlerin olduğu, çocuğuna defter, kalem, kitap parası bulamadığı için okula göndermeyenlerin, bundan dolayı intihar edenlerin olduğu bir ülkeden herkesin evlâdını huzur içerisinde, üstelik de kitapları devlet tarafından temin edilerek okumaya gönderebildiği bir ülke haline geldik,

-Sadece mutlu azınlıkların kullanabildiği THY, bir dünya markası haline geldi ve tüm halkımızın istifade edebileceği fiyatlarla hizmet etmeye başladı. Havaalanı sayısı tam iki katına çıkarıldı ve sadece geçen yıl yirmi milyonun üzerinde vatandaşımız iç hatlarla seyahat edebildi,

-Memleketimiz gerçekten “demir ağlarla” örüldü, denizin altından tünellerle ulaşımlar sağlandı, birçok hatta hızlı tren çalışmaya başladı ve her geçen gün bunlara yenileri eklenmekte. Bölünmüş yol uzunluğu tam dört katına çıkarıldı, birçok otoyol hizmete açıldı,

-İstanbul’a üçüncü bir hava limanı, hizmete açılan Marmaray’ın yanına üç katlı diğer bir ulaşım tüneli ve “Üçüncü köprü”nün yapımına, “İpek Yolu” hızlı tren hattı çalışmalarına başlandı ve bu yatırımlarda çok mesafe kat edildi,

-Tüm dünyayı etkileyen ekonomik krizler hakikaten ülkemizi “teğet” geçti, gayri safi milli hasıla son on senede neredeyse dört katına çıktı,

-Onlarca ülke ile vize sorunu çözülerek daha rahat yurt dışı seyahat imkânı sağlandı,

-En fakirimizin evinde bile neredeyse her türlü beyaz eşya, en muhtaç dediğimizin çocuklarının ellerinde cep telefonları bulunur hale geldi,

-Öğrencilerimiz bir yana, artık kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan başörtülü bayanlar da peruk takma gibi saçma sapan ilkelliklere maruz bırakılmaksızın rahatça çalışmaya ve okumaya başladılar, başörtülü vekillerimiz mecliste yerlerini aldılar,

-Özellikle bakıma muhtaç yaşlılar, yatağa mahkum hastalar ve engelliler için son on iki senede yapılan devlet yardımları ve iyileştirmeler hiçbir devirde bugün sağlananların yanına bile yaklaşamamıştı,

-Sağlık alanında yapılanlar ise dün hayal bile edilemezdi, istenilen hastaneye ve seçilen doktora ulaşma imkanları, evde sağlık hizmetleri, ambulans (ambulans helikopterler, doğuda yüzlerce paletli ambulanslar) ve diğer hizmetler muazzam bir noktaya ulaştı,

-Gazi yakınlarına, şehit ailelerine, emekli, dul ve yetimlere “eskiden olduğu gibi “sadaka kabilinden ve sadaka miktarınca” değil, onurları zedelenmeyecek ve geçimlerini sağlayacak düzeyde maaş ve yardımlar bağlandı,

-Düne kadar evlerinin köşelerinde, adeta “göz önünden uzak” yaşamaya mahkum edilen engelliler de toplumsal hayatımızın her platformunda yer almaya, özgüvenlerini kazanmaya ve “biz de varız bu hayatta” demeye başladılar. Hülasa edecek olursak; Cumhuriyet tarihinde devletimiz ilk kez bu kadar “Sosyal Devlet” haline geldi,

-Tüm dünyanın ilgisini ve dolayısıyla kıskançlığını da üzerimize çekecek şekilde; yerli tankımızı, insansız hava aracımızı, füzelerimizi, personel taşıyıcılarımızı, savaş gemimizi, helikopterimizi ve uydularımızı üretir hale geldik, uçak gemisi ve yerli uçağımızı yapmayı konuşur, planlar duruma eriştik,

-IMF ye olan borçlarımızı ödediğimiz gibi (unutmayalım ki “borç alan emir alır”), borç verebilecek düzeylere geldik. Ayrıca devletin kamuya olan tüm borçlarının (zorunlu tasarruflar, konut edindirme yardımları vs) tamamı da hak sahiplerine ödendi,

-Çiftçiye ve köylüye, “ekilmemiş arazi sahibi olanlar” da dahil olmak üzere hiç görülmemiş düzeyde ilave yardımlar, ödenekler, her türlü yatırımcı ve girişimcilere, KOBİ’lere teşvik ve destekler çıkarıldı,

-Kısacası “az gelişmiş” ya da “gelişmekte olan” ülkeler sınıfından, “gelişmiş” ülkeler sınıfına yükseldik.

Böylece düne kadar yarınından, yarınki ekmeğinden, çocuklarının ikbâl ve istikbâlinden endişe eden, dış dünyanın dışlanmışları, başı öne eğik ezilmişleri psikolojisine mahkûm edilen milletimiz içerde huzur ve refaha kavuşurken, dışarıda da başı dik gezer ve mensubiyetiyle övünür hale geldi.

İşte şimdi tam da bunları hatırla(t)manın, düne göre vaziyetimizi mukayese etmenin, hakkı; hak edenlere teslim etmenin, bu necip milletin genlerine kodlanmış olan kadirşinaslık, hakşinaslık, vefa, minnet ve şükran duygularımızı yeniden dile getirmenin ve bunun gereğini yapmanın vaktidir.

Zaman, hiçbir fitneye ve fitneciye, tek bir proje bile üretmekten aciz siyasetçilere ve bilhassa mukaddesat ve ilke fukarası siyaset dışı aktörlere, dün her birimize yapılan zulümleri bize reva görmüşlere, fakirliği ve ezilmişliği bu milletin kaderi, alın yazısı haline getirmeye çalışanlara, ülkenin tüm zenginliklerini birkaç bin aileye, tüm iradesini de bunların yurt dışındaki ağababalarının acımasız planlarına yıllarca peşkeş çeken ve yine peşkeş çekme niyetinde olanlara kanmama, aldanmama zamanıdır.

Zaman, meselenin, genel seçim, hükümet ve iktidar meselesi değil, bugünlerde bütün ahlaksızlığıyla, acımasızlığıyla ve amansızlığıyla etrafımızı saran kuşatmaları yarma, devlete sahip çıkma meselesi olduğu bilinciyle; tercihlerimizi, bizden olan, bizim gibi olan, yüreği bizimle, öksüzle, yetimle, mağdurlarla, mazlumlarla bir atanlardan yana kullanma zamanıdır.
 
Bu yazı toplam 87 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum