1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. HAYATIN SÜRPRİZLERİ
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

HAYATIN SÜRPRİZLERİ

A+A-

Hayat insanlar ve canlılar içindir.
Bu hayatın içinde acı, keder, sevinç, hüzün ve hiç aklımıza gelmeyecek kadar yaşamın olayları vardır. Kimilerini koşarak, sevinerek karşılarken, kimileri de içimizi yakmaktadır.
Hayatın sürprizleri güne ve yıla göre değişim gösteriyor.Hayat sürprizlerle doludur. Kime, ne zaman ve nasıl güleceği ya da küseceği belli değildir. 
Esas olan insan gibi yaşamak ve yaşatmaktır.
Ölüm; sınıf, ırk, cinsiyet, ideoloji, siyaset, inanç farkı gözetmeksizin bütün insanları eşitleyen ilahi bir gerçekliktir. Ölüm zaman endeksli bir vakıadır. Zaman ise bu bağlamda en sert ve katı elementtir. Ölümlü dünyanın ölümsüz evlatları yoktur.
Yüce Kitabımızda da belirtildiği gibi,
Her nefis ölümü tadacaktır.
Doğrudur. Ölüm hayatın gerçeğidir ama esas olan yaşamak ve yaşatmaktır. Yaşamak gerçeğe ve dünyaya evet demenin bir başka yoludur. Maliyeti ne olursa olsun yaşama sırt dönmemek, yenilgiyi zafere çevirmenin ilk basamağıdır. Zira her yenilgi ölüm kokar.Allah hepimize geçinden, zamanı geldiğinde de  İman nasip etsin.
Katıların eridiği, değerlerin buharlaştığı ölümlü bir dünyada dostluk her şeyin üzerinde olmalıdır. İnsanlar tarihe, coğrafyaya, fikre, ideolojiye dost oldukları kadar ölüme de dost olmalılar.Çünkü  her canlı mutlaka eninde, sonunda ölümle buluşacaktır. Ölümünden hayırlısını Yüce Allah hepimize nasip etsin.Bu ülkenin ozanları, insanları değil de kara toprağı sadık dost edindiğini söylüyorsa insanlıklar gözden geçirilmelidir.
Goethe, boşuna "Yalnızca hava, ışık ve dostun varsa hiç üzülme" demektedir.
İnsan her şeyden önce sosyal bir varlıktır. Birlikte yaşamaya programlıdır. Ancak emri hak vaki olduğunda ya da şartlar zorunlu kıldığında hayat yalnız da yaşanır.
Yattığı toprağı, döndüğü kıbleyi bilen insan için yalnızlık kötüdür ama felaket de değildir. Zira bildiği, inandığı ve tanıdığı bir yolda yürüyen insanın yolunu kaybetmesi düşünülemez. Böyle bir yolda olan yalnız insanın farklı bir yol araması da düşünülemez.
Bilinmeyen yeni bir yolu açma işi ise başlı başına mevcut dünyaya yeni bir gözle bakmayı zorunlu kılar. Bu ise neredeyse gelenekselleşmiş kuralları bir kenara bırakarak işe sıfırdan bakmayı gerektirir. İnsanlar böyle bir anlayışa ancak başkalarına olan inancı yitirip kendilerine güven duymaya başlamaları ile ulaşabilirler.
Kendine inanarak yaşamak oldukça meşakkatli bir iştir. Sorunları  bertaraf etmek,onun verdiği hazlardan, yada sıkıntılardan uzaklaşarak çözümlemek sağlam bir irade ve sarsılmaz bir inancı gerekli kılar. Böyle bir yalnızlığın sağladığı özgüven ve özgürlük zorunlu olarak yerine göre eleştirmeyi, yermeyi ve reddetmeyi davranış biçimi haline koyar.
İşte ölüm, hayatı yalnız yaşamayı da öğretir. 
Kötü günler insana dostunu ve düşmanını öğretir. Ölüm ise yalnız dost ve düşmanı değil aynı zamanda yaşamayı da öğretir. Dost görünen değil dost olan da kritik olaylar sırasında belli oluyor.Bunları hep gördüm ve yaşamaktayım. Çıkar dostlukları bir gün bitiyor. Gerçek dostluk samimiyet ve güvenmededir. Bu bağlamda her ölümün ardından yaşamın peşine düşen insan sayısı sanılandan da fazla olur.Yaşam öğretmezken ölümün öğretici olması insani bir zaaf olduğu kadar bir gerçektir de...
+++   
Yazımı İbn-i Sina’nın sözü ile bitireyim.
Öfke karaciğeri,
Keder akciğeri,
Üzüntü mideyi, stres kalp ve beyni, korku böbrekleri yorar.
Bunlar vucutta artınca ve sürekli ise, o organ hasta olur.

Bu yazı toplam 301 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.