1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. Hicret Ve Hicri Yılbaşı
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

Hicret Ve Hicri Yılbaşı

A+A-
Aşağıdaki yazıyı birçoğunuzun bildiği, sevgili dostum, arkadaşım Ömer Lütfi Ersöz göndermiş. Bu güzel yazıyı sizinle gecikmeli olsa da mübarek Cuma günü paylaşıyorum.
Malumunuz 14 Ekim 2015 Çarşamba gününden itibaren Hicri 1436. Yıl tamamlanmış ve 1437. yıla girdik. Bu vesile ile Hicri Yılımızı tebrik eder, Alem-i İslam’ın kurtuluşuna vesile olmasını Allah (c.c.)’dan niyaz ederim.
Peygamberimizin Hz. Muhammed (s.a.s) ,Mekke-i Mükerremeden Medîne-i Münevvere ye hicret ettiği 622 Mîlâdi yılı Hicretten 17 yıl sonra Hz. Ömer(r.a.)'ın halifeliği döneminde, Hz. Ali (r.a.)'ın teklifiyle bu yolculuk, Hicrî takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiş ve isim olarak “Hicrî Yıl” denilmiştir. Mîlâdî takvimde Güneşin hareketleri esas alınmış, Hicri Takvimde ise Kamer (ay)’ın hareketi esâs alındığı için , “Hicrî Yıl, “Kamerî Sene” veya “Sene-i Kameriyye” olarak da isimlendirilmiştir.
Hicrî Yıl da, Mîlâdî, Rûmî Yıllar gibi 12 ay esâsına dayanır ve Muharrem ayı ile başlar, Zilhicce ile sona erer. Kameri aylar: Muharrem, Safer, Rebîul-evvel, Rebîül-âhir, Cemâzil-evvel, Cemâzil-âhir, Receb, Şâbân, Ramazân, Şevvâl, Zil-kâde, Zil-hicce’dir.

Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Peygamber olarak gönderilmesi sonucu, karanlık yerini aydınlığa, zulüm yerini adalete, kararan gönüller, vicdanlar, merhamete, İman nuruyla kavuşmuşlardır. Ancak bu nurdan rahatsız olan Müşrikler, Efendimizi öldürmek istiyorlardı ve her geçen gün Müslümanlara eza ve cefalarını artırmaktaydılar. Yaklaşık olarak Mekke de on üç yıllık bir mücadeleden sonra hicret emri gelmiştir.
Âyet-i Kerîmede: “ Onlar ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.” (Saff Sûresi âyet:8)
Müşriklerin, Müslümanlara karşı uyguladıkları eza ve cefaları arttırmış olmalarından dolayı Miladi 622 yılında Müslümanların, Mekke’den Medine’ye hicret etme izni Allah (c.c.) tarafından Efendimiz Hz. Muhammed(s.a.s.)’e verilmiştir. Öncelikle Müslümanlar Medine ye gönderilirler. Son olarak da en yakın sadık arkadaşı Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile beraber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke’den Medine’ye hicret etmişlerdir. Hicrete karar veren Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), öncelikle üzerinde bulunan Müşriklerin emanetlerini sahiplerine teslim etmesi için Hz. Ali (r.a.)’a bırakmıştır. Bu husus gerçekten çok anlamlıdır. Üzerinde önemle durmamız gerekir. Efendimiz kendisini öldürmek isteyen Müşriklere karşı onların mallarını yine kendilerine teslim etme noktasında gerekeni yapmıştır. Efendimiz, müşrikler tarafından bile Muhammedül Emin olarak tanınmıştır. Peygamberler güvenilir kimselerdir. Bu özelliğini Hicrette, Efendimiz uygulamaları ile düşmanlarına bir kez daha net şekilde göstermiştir. Hicret’ten çıkaracağımız çok önemli dersler vardır. Hicrete Yol arkadaşı Hz Ebubekir(r.a.)’la beraber çıkan Efendimiz (a.s.) Medine’ye gidecek olmasına rağmen, tam tersine öncelikli yolculuk yapmıştır. Halbuki örümcek ağı çok dayanıksızdır. Koruyan ve kollayan Allah (c.c.), sevdiklerini en zayıf örümcek ağıyla da korur. Müşriklerin gözleri önünde Yasin Suresini okuyup çıkıp gitmelerine rağmen görünmemişlerdir. Yolculuğun her aşamasında zahmet çekerek Medine’ye ulaşmışlardır. Allah(c.c.)’ın gücü her şeye yeter. Bir şeye ol dedi mi o hemen oluverir. Yeter ki kul Allah’a samimi olarak teslim olsun.
Medine’nin o dönem nüfusu yaklaşık olarak on bindir. Müslümanların sayısı da 3.600 civarındadır. Büyük çoğunluğu Yahudilerden oluşmaktadır. Az da olsa Hıristiyan ve diğer inanç mensupları da bulunmaktadır. Beni nadir, beni Kaynuka, Kureyza Yahudileri ile antlaşmalar yapılmıştır. Medine de yaşayan nüfusun sadece üç kişiden birinin Müslüman olduğu bir yapıda Müslümanların Devletlerini kurma başarısını gösterdiklerini öğrenmekteyiz. Sayıların çokluğundan ziyade, İmanlı, nitelikli, donanımlı insanların olduğu yerlerde, niceliklerin, sayıların çokluğunun hiç de önemli olmadığını anlamamız bakımından hakikaten önemli bilgileri öğrenme imkânına sahip olmaktayız.
Hicret, maddi ve manevi her türlü fedakârlığın yapıldığı, gerekirse anne-baba, eş, evlâtların ve mülklerin, terkedilebildiğini açıkça gösteren kutlu bir yolculuktur. Hicret, hakkın batıla, iyinin kötüye galip gelmesidir. Hicret, Tevhid inancının kalplerde kökleşmesinin göstergesidir.

Allah (c.c.) Rızası için hicret edip, yine O’nun Rızası için hicret edenlere yardım edenler Kur’an-ı Kerimde övülmektedirler. “İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek Mü’minler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.” (Enfal Sûresi âyet:74)
“Bunun üzerine Rableri, onların dualarını kabul etti. (Dedi ki:) Ben, erkek olsun kadın olsun -ki hep birbirinizdensiniz- içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyacağım. Bu mükâfat, Allah tarafındandır ve karşılığın en güzeli O'nun katındadır.” (Ali İmran Sûresi âyet:195)
Rabbimiz, her birimize nefsimizle, batılla mücadele etmeyi, Ensar ve Muhacir kardeşliği ekseninde şuurlu hareket etmeyi nasip etsin. Sıhhat ve âfiyetler dilerim.
 
Bu yazı toplam 60 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.