Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Mustafa Uzunpostalcı
Yazarın Tüm Yazıları >

Hicrî TAKVİM

A+A-
İnsanlık tarihi boyunca, daha doğrusu insanlar toplu olarak yaşamaya başladıktan sonra, birbirlerine, geçmiş olayları anlatmak ihtiyacı da duymuştur. Bu zamanı belirlemek ise herkesin bildiği bir olayla ilgi kurarak belirlenebilirdi. Nitekim öyle de olmuştur. Çünkü bugün biz de aynı ihtiyacı duymaktayız. Ancak dikkat edilirse bugün kullanmakta olduğumuz takvimler yeryüzünde yaşayan insan topluluklarının hepsinde aynı değildir. Her eski milletlerin kullandıkları ayrı takvimler mevcuttur. Şu kadar var ki, bugün müşterek kullanılan bir takvim de mevcuttur. Fakat bu takvim insanlık tarihinin başladığından bu yana kullanılmakta olan bir takvim değildir. Hazreti İsa a.s.’ın doğumu ile başlayan bir takvimdir. O’nun doğumu bu takvim için bir “milâd” (doğum zamanı) olarak kabul edilmiştir. Bundan dolayı da o tarihten önceki zamanlar için milâd’tan önce, sonraki zamanlar için de milâd’tan sonra ifadelerini kullanırız.
Geçmişe doğru, konu ile ilgili olarak, bir baktığımızda o dönemde yaşayan insanların da aynı yöntemleri kullandıklarını görmekteyiz. Onlar da ya bütün insanlığın maruz kaldığı deprem gibi, ya dedelerinden büyük bir insanın doğduğu zaman gibi veya büyük bir savaşın vuku’ bulduğu zamanı başlangıç tutarak, onlara dayandırmak suretiyle bir anlatımda bulunduklarını yani o olayları başlangıç tarihi olarak kullandıklarını görmekteyiz.
Nitekim İslâm’dan önce Arap Yarımadasında böyle bir takvim kullanılmış bulunmaktadır. Bilindiği gibi Mekke’deki “Kâbe”nin tarihi bir geçmişi vardır. Bu sebeple de, her dönemde, yılın belli zamanlarında buraya pek çok ziyaretçi gelirdi. Bunu gören ve Hıristiyan olan Ebrehe Yemen’de daha büyük bir kilise yaptırarak Kâbe’yi yıkmak üzere, o zamana kadar görülmemiş olan, filleri de ordusuna katarak büyük bir ordu ile Mekke üzerine yürümüştür. Ne var ki, umduğunu bulamamış ve filler belli bir yere gelince çökmüş ve daha ileriye gidememişlerdir. Dolayısıyla Ebrehe emeline ulaşamamıştır. Bu tarihten sonra da bu olay Mekkeliler ve çevresinde yaşayanlar için bir tarih başlangıcı olarak kullanılmıştır. Bu olay İslâm’ın başlangıç yıllarında da kullanılmıştır.
Ancak Müslümanlar Medine’de bir devlet olarak varlıklarını gösterince bir takvime, dolayısıyla bir tarih başlangıcına ihtiyaç duymuşlardır. Nitekim Hz. Ömer’in halifeliği döneminde valilerle yazışmalarında ve borç senetlerinde borcun ödeneceği ayın adının yazılı olmasına rağmen yılının belli olmaması bazı karışıklıklara sebep olmuştur. Bunun üzerine halife Ömer bir tarihin belirlenmesi gerektiğini düşünmüş ve bu düşüncesini ileri gelen sahabeye söylemiş ve ne düşündüklerini sormuştur. Çeşitli tekliflerin içerisinde Hz. Ali’nin, tarih başlangıcı olarak, hicreti esas alma teklifi uygun bulunmuş ve hicretten on yedi yıl sonra Hz. Peygamber a.s. ve ashabının Mekke’den Medine’ye yaptıkları hicret, bundan sonra Müslümanların kullanacakları takvimin başlangıcı olması kabul edilmiştir.
Şunu da unutmamak gerekir: Bu tespitten öncesinde Araplar arasında yıl on iki ay olarak biliniyor ve ay’ın ilk görünüşü (doğuş) yeni ayın başlangıcı olarak kabul ediliyordu.
Aslında İslâm vaktin belirlenmesini herkesin görüp bileceği tabii olaylarla onlara anlatmış bulunuyor. Nitekim günde kılınacak beş vakit kılınacak namazın vakitleri, güneşin görünürlüğüne ve onun hareketlerine, yani insanların bu hareketleri esas alarak tespitine göre belirlenmiştir. Oruç ve hac gibi diğer ibadetler de böyledir. (konuya devam edeceğiz).
 
Bu yazı toplam 103 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.