1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

  3. Hicri Takvim Ve Yılbaşı
Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Mustafa Uzunpostalcı
Yazarın Tüm Yazıları >

Hicri Takvim Ve Yılbaşı

A+A-
Türkçemizde değerlendirme, düzenleme, düzgün hâle getirme gibi anlamlara gelen ve Arapça bir isim olan ‘takvim’ kelimesi bugün yıl, ay, hafta ve günleri ki, topluca söyleyecek olursak, zamanı belirleyen sistemin adıdır.
Geçmiş milletlerin ve dinlerin belirli günleri olması sebebiyle de öteden beri kullanılmaktadır. Her milletin veya devletin kendine özel kullandıkları takvimlerin varlığı da bir gerçektir. Eski Türklerin, Çinlilerin takvimleri birer örneklik teşkil ederler.
Tabii bu arada, Yahudilerin ve Hıristiyanların da birer takvimleri bulunmaktadır. Bir takvimin olması demek yıllarca kullanılıyor olması demektir ki, o dinlerin inananları olduğu zamandan itibaren takvimleri de olmuştur.

İslâm’ın doğduğu ve yeşerdiği Mekke ve Medine’de de Arapların kullandıkları bir takvim bulunmaktadır. Özellikle de son olarak, Hz. İbrahim’in yeniden canlandırdığı “Kâbe”nin inşasından sonra oraya yapılacak ziyaretler ve orada yapılacak ibadetler için bir takvimin belirlenmemiş olması düşünülemez.
Nitekim öyle olduğu da bilinmekte ve görünmektedir. Ancak ne var ki, aradan geçen uzun zaman kullanılmakta olan takvimlerin zamanla değişikliğe uğramış olduğunu da göstermektedir.

İslâm’ın gelişi ve onun kitabı Kur’ân-ı Kerîm bize bu durumu açıklamaktadır. Bu konuda Tevbe Sûresinin 36. âyeti şöyledir: “Doğrusu Allah’a göre ayların sayısı, O’nun gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına uygun olarak on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte doğru olan hesap budur”.

Takvimler belirlenirken göz önünde bulundurulan ölçüler farklıdır. Kim takvimler güneşin hareketlerini, kimileri de ayın hareketlerini göz önünde bulundurmuştur. İbrahim Peygamberden itibaren Arap Yarımadasında kullanılan takvim ayın hareketlerini esas alan takvimdir. Bu sebeple de İslâm’ın doğuşunda orada kullanılan takvim de böyledir.
İslâm Dini de bunu esas alarak kullanmıştır. Çünkü aylık ve yıllık yapılacak ibadetler belli zamanlarla sınırlandırılmıştır. Oruç Ramazan ayında tutulur. Hac Zilhicce ayında yapılır. Bu ayların başlaması ve sona ermesi de ayın hareketleri ile tespit edilir. Çünkü aylar hilâlin görülmesi ile başlar. Bu da yılda on iki ay olarak gerçekleşmektedir.
Namaz kılma bir gün içinde gerçekleştiği için namazın vakitleri güneşin hareketleri üzerinden tarif edilmiştir. Çünkü onun ayrıca bir takvime ihtiyacı yoktur.
Ayın hareketlerine göre belirlenen takvime göre aylar hep aynı mevsime rastlamaz. Bu sebeple de hem inananlar o ay ve günleri gözler ve hem de dünya üzerinde farklı yer ve bölgelerde yer alan inananları farklı uygulamalara bırakılmamış olurlar. Aksi hâlde meselâ oruç tutulması istenen ay devamlı olarak yaz aylarına denk gelen yerlerde oturanlar hep sıkıntı içinde o ibadeti yapmak mecburiyetinde kalırlardı. Veya soğuk ülkelerde yaşayan Müslümanlar, hac için daha sıkıntılı bir duruma düşerlerdi. Bundan dolayı Müslümanlar ayın hareketlerini esas alan ve bundan dolayı kamerî takvim denen takvimi kullanmaktadırlar.
Müslümanların kullandıkları bu takvim ise hicretten sonra 16 veya 17. yılda ve Hazreti Ömer’in halifeliği döneminde kabul edilmiş ve Hz. Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye hicret ettiği yıl başlangıç olarak kabul edilmiştir. Muharrem ayı yılın ilk ayı, Zilhicce ise son ayıdır. İçinde bulunduğumuz bu günler de yılın son ayıdır ve 2 Ekim gün de bu yılın ilk günü olması sebebiyle hicri yılbaşıdır.
Bu yeni yıldan itibaren Müslümanlara huzurlu yıllar nasip etmesini ve Müslümanların daha şuurlu davranacakları bir yıl olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ederim.
Bu yazı toplam 196 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.