1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Hikâyeler Güzelde Ah Birde İbret Alsak
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Hikâyeler Güzelde Ah Birde İbret Alsak

A+A-

Küçüklüğümden beri güzel menkıbeler okumayı ve dinlemeyi çok severim. Birçok dini, ilmi, tarihi konuyu okuduktan sonra aklımda kalanlarla, o konularla ilgili bir hikâye dinledikten sonra aklımda kalanlar çok farklı oluyor. Küçükken defalarca dinlediğim bazı menkıbelerin birçok hikmetini yeni yeni anlıyorum. Geçen akşam bizim evde İmam-ı Azam hazretleri ile ilgili hikâyeler okuyorduk. O meşhur hikâyelerden birini, ortanca oğlum okuyup bitirince ev halkına sordum:

— Bu hikâyede geçen olaylardan nasıl bir hikmet çıkarıyorsunuz? Herkes ayrı bir cevap verdi. Kimisi İmamın zekâsından, kimisi mantığından, kimisi de cesaretinden dem vurdu. Pekiyi sizce şu hikâyeden nasıl bir hikmet çıkar? 

ALLAH'I (c.c) GÖSTERDE İNANAYIM...

 İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin çocukluk yıllarında idi. Allah diye yaratıcının olmadığını, her gittiği yerde bilginlerle görüşerek tartışmalar yapan bir dinsiz döne dolaşa Küfe şehrine gelir. Sapık fikirlerini anlatmaya başlayan bu dinsizin, Küfe bilginleriyle görüşüp münazara yapma isteğine gülen Müslümanlar:

— 'Bizim küçük bir bilginimiz var, eğer onunla karşılaşıp yenersen, büyük bilginlerimiz seninle görüşebilir. 'diye cevap verirler. Önce bu teklifi kabul etmeyen “tanrı tanımaz” adam ısrarlara dayanamayıp kabul eder.  Kûfelilerin tıklım tıklım doldurduğu salona önce ateist insan gelir. Aradan yarım saat geçmesine rağmen küçük bilgin hala gelmemiştir. Süre ilerledikçe dinsiz bilgin gururlanır ve:

— 'Sizin ki! Benden korktu' diyerek güler. Tam bu sırada küçük bilgin Ebu Hanife’nin içeri girdiği görülür. Dinsiz bilgin:

—Niçin geç kaldın küçük, yoksa çok mu korktun? Diye sorar. Küçük imam

-Hayır, korkmadım Evimiz nehrin öte yakasında. Bu tarafa geçmek istediğimde köprünün yıkılmış olduğunu gördüm. Geçemeyeceğimi anlayınca, oradaki ağaçlara, hemen sandal olup beni karşıya geçirmelerini emrettim. Onlar da sandal olup beni geçirdiler. Bu yüzden geç kaldım, özür dilerim, der.

Bu cevap karşısında kahkahalarla gülmeye başlayan ateist:

—Hey akılsız çocuk! Hiç ağaç kendi kendine sandal olur mu? Deyince, birden bire ciddileşen

Ebu Hanife:

—Asıl aklı olmayan sensin! Bir sandalın bile kendi kendine yapılmadığını kabul etmiyorsun da, şu uçsuz bucaksız âlemin kendi kendine var olduğunu nasıl iddia ediyorsun?

Bu güzel buluş karşısında şaşırıp kalan tabiatçı bilgin:

—Beni gafil avladın küçük! Pekâlâ, şu varlığını iddia ettiğin Allah’ı göster de bizde inanalım, gösteremezsin çünkü yok der. Ebu Hanife eline bir bardak süt alarak dinsiz bilgine sorar.

—Yağ ve peynir neden yapılır.

—Tabii sütten yapılır.

—Öyleyse, şu bardaktaki sütün içinde bulunan yağ ve peyniri göster bakalım!

Ateist bilgin iyice şaşırmıştır:

—Elbette bu sütün içinde yağ ve peynir vardır. Fakat görünmez der. Dinsizi en zayıf yerinden yakalayan Ebu Hanife yerinden doğrularak;

—Şu sütün içinde yağ ve peynirin olduğunu kabul ettiğin halde onları gösteremiyorsun. Pekiyi, yüce Allah’ı, ' işte Allah' diye göstermek mümkün olabilir mi?

Bu inandırıcı cevaplara rağmen Allah’ın varlığına inanmayan adam:

—Son soruma da cevap verirsen, üstünlüğünü kabul edeceğim. Mademki Allah vardır diyorsun şu anda ne yapmaktadır?  Bir an düşünen küçük bilgin:

—Bulunduğun kürsüden aşağı in ben çıkayım. Sorunun cevabını orada vereceğim, diyerek dinsizin indiği kürsüye çıkar ve:

 

—Şu anda Allah, senin gibi bir Tanrı tanımazı bu kürsüden aşağı indirip benim gibi bir küçük kulunu çıkarmakta deyince, dinsiz bilginin konuşacak dermanı kalmaz. Binlerce insanın karşısında, Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olur.

GÜNÜMÜZDE MÜSLÜMANLAR NE KADAR HOŞGÖRÜLÜ?

Sizi bilmem ama ben, bu hikâyeden büyük bir hoşgörü çıkardım. Nasıl mı? Şöyle; Müslümanların çoğunlukta olduğu bir şehirde, devlet yönetiminin Müslümanlarda olduğu bir dönemde bir insan gelip korkusuzca bu iddialarda bulunabiliyor. O dönemin Müslümanları; ”Urun ha konuşturmayın! Susturun şu zındığı!”  Diyerek bağrış çağırışla adamı cezalandırmıyorlar. Hikâye de geçtiği gibi uygar bir biçim de tartışıyorlar.

Günümüzde, ülkemizde veya herhangi bir İslam ülkesinde böyle bir olay olsa sonuç ne olur? Tabi bu soruyu sadece dindar insanlara değil değişik siyasi ve sosyal gruplara da sormak gerek. Mesela bir kimse Ankara’ya, Tahran’a, Şam’a, Mekke’ye, Kahire’ye v.s. gitse ve dokunulmaz kişi ve kurumlardan biri hakkında, “Ben falan kişinin, falan kurumun, falan görüşün doğruluğunu kabul etmiyorum bu konuda sizlere tartışmaya hazırım” dese o adamın akıbeti ne olur?

Bu yazı toplam 964 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.