1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. HZ. MEVLANA VE KONYA…
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

HZ. MEVLANA VE KONYA…

A+A-

Konya’nın tarihi geçmişi bin yıllar gerisine kadar gider. Birçok medeniyetin beşiği, İnsanlığın Çatahöyük’te ilk birlikte yaşaması, Selçuklu Devletine yaklaşık 300 yıl başkentlik yapması ve Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinin önemli kentlerinden birisi olmasınakarşın, Konya’nın dışa açılan pencerelerinden birisi olan Hz. Mevlana’nın  burada yaşayıp, Hakka yürümesi, ve Konya’da meftun olması ile  Konya’nın önemi bir kat daha artmıştır.

Hz. Mevlana’yı anlamak, anlatmak bizim için insanlık borcudur. O’nun sözlerini dinleyip anlayabilseydik, sanırım Dünya’da bugünkü karmaşanın, bugünkü kavgaların  pek çoğu yaşanmazdı.Konya onun sayesinde hoşgörü kenti olmuştur.

Ünlü şair ve düşünür, Hak aşığı, Allah dostu, Mevlana Celaleddin-i Rumi ve ailesinin Konya'ya gelişlerinin 790. yıl dönümünü bugün anacağız.

Hz. Mevlana Konya’nın ruhu olmuş ve olmaya devam edecektir. Selçuklu’nun Başkenti , Hz. Mevlana’nın bu şehri şereflendirmesi, bu şehrin manevi mimarı olmuştur.Böylece Konya  döneminin en büyük ilim adamlarını, irfan sahiplerini şehre toplamayı başarmıştır.

Hz. Mevlana'nın bugünlerde üzerinde durulması gereken iki sözünü  hatırlatmak isterim.

Hz.Mevlana 'Aynı dili değil ama aynı duyguyu paylaşanlar anlaşır' diyor ve yine Hz. Mevlana, 'Biz bu toprağa sevgiden başka tohum ekmeyiz' diyor.

Bugünkü sınırlara göre önemli merkezlerini Türkmenistan’daki Merv, İran’daki Nişabur ve Afganistan’daki Herat ve Belh şehirlerinin oluşturduğu Horasan bölgesini Anadolu’ya bağlayan güçlü halkalardan biri, Mevlânâ ailesi olmuştur. Bu halkalar sayesinde Horasan Anadolu’ya, Anadolu da dünyaya açılma talihine erişmiştir. Anadolu’nun bu sayede gerçekleşen yeni kimlik kazanma dönemine hâkim olan ve Hz. Mevlânâ ile özdeşleşen düşünceyi vuslat, muhabbet ve merhamet kavramları temsil etmektedir, diyebiliriz.

Hz.Mevlânâ’nın ataları, XIII. asrın başlarında bugün Afganistan’ın kuzeyinde ve Özbekistan sınırına yakın bir bölgede bulunan Belh şehrinde ikamet etmekteydi. Bu şehir, İslâm öncesine yakın asırlardan itibaren Türklerin hâkimiyetinde bulunmuş, Gaznelilerin ve Selçukluların idaresinde önemli ilim merkezlerinden birisi hâline gelmişti.

 

Hz. Mevlânâ’nın babası, Hüseyin oğlu Sultânu’l-ülemâ Bahâeddin Muhammed, Belh şehrinde âlim ve arifleriyle meşhur bir ailedendi ve büyük bir üne sahipti.

Hz.Mevlânâ’nın babası Mevlânâ-yi Buzurg (Büyük Mevlânâ) Bahâeddin Veled’in, hanımı Mümine Hatun’dan, iki oğlu ve bir kızı dünyaya geldi. Büyük oğlu’nun adı Alâaddin Muhammed’di. Kızı Fatıma Hatun, Belh’ten ayrıldıklarında evli olduğu için burada kaldı.

Dünyaya ün salan oğlu Hz. Mevlânâ Celâledin Muhammed’in ise üç oğlu ve bir kızı oldu. Büyük oğlu Bahâeddin Muhammed’in (Sultan Veled) ve ondan bir veya iki yaş küçük oğlu Alâaddin Muhammed’in anneleri, Semerkantlı Şerefeddin’in kızı olan Gevher Hatun’dur. Diğer oğlu Muzafferüddin Emîr Âlim ve kızı Melike Hatun’un anneleri ise, Gevher Hatun’un vefatından sonra evlendiği Konyalı Kira Hatun’dur.

 

 

 

Hz. Mevlânâ çocukluk veya ilk gençlik yıllarında iken; babası Bahâeddin Veled Belh şehrinden ayrılmayı gerekli gördü. Bu yıllarda Belh’de siyasî istikrar bozulmuştu. Şehir 1198’de Gûrlular’ın, 1206’da Hârezmşahlar’ın eline geçmiş ve Moğol tehlikesi de baş göstermişti. Her hâlükârda Moğolların istilasından önce ailesini buradan uzaklaştıran Bahâeddin Veled’in gerekçeleri açık olarak kaynaklara yansımamıştır.

Belh’ten 1219  yılı hududunda ayrılmış olmaları daha makul görülmektedir. Çünkü Sultan Veled, kafilenin göç yolu üzerinde bulunan Bağdat’tan ayrılmak üzereyken; Belh şehrinin Moğollar tarafından istila edildiği haberinin buraya ulaştığını, söylemektedir.

Hacc etmek niyetiyle hareket eden kafile, Nişâbûr ve Bağdat’a uğrayarak Hicaz’da Hac vazifelerini yerine getirerek Şam üzerinden Anadolu’ya intikal etti. Ahmed-i Eflâkî’ye göre Şam’dan Malatya’ya, sonra Erzincan’a, buradan dört yıl kaldıkları yakındaki Erzincan Akşehir’ine ve daha sonra yedi yıl veya daha fazla ikamet ettikleri Karaman geldi.

Bahâeddin Veled, on yedi yaşındaki Mevlânâ’yı Karaman’da 1225 yılında kafilenin üyelerinden Semerkantlı Lala Şerefeddîn’in kerimesi Gevher Hatun’la evlendirdi.Karaman’da yedi yıl kadar süren ikamet esnasında Mevlânâ’nın annesi Mümine Hatun ile ağabeyi Alâaddin Muhammed vefat ettiler.

 

Büyük Mevlânâ Bahâeddin Veled ailesiyle birlikte, İbtidânâme’nin dışındaki rivayetlere göre Sultan Alâaddîn’in ısrarlı davetleri üzerine, Karaman’dan Selçuklu devletinin başkenti Konya’ya intikal etti. Ailenin reisi, Konya’da 23 Şubat 1231  tarihinde vefat etti.

Sultan Veled’in ifadesine göre, Bahâeddin Veled Konya’ya varıştan iki yıl sonra vefat etmiştir.Babasının vefatı üzerine, Mevlânâ onun yerini adı.

 

 

Hz.Mevlânâ’nın ciddî bir tahsil gördüğü ve tasavvufî bir terbiyeden geçtiği kaynaklardaki bilgilerden ve eserlerindeki açık delillerden anlaşılmaktadır.

 

Hz.Mevlânâ’nın hayat hikâyesinde Tebrizli Şems’in özel bir yeri vardır. Karşılaşmaları ve birbirlerine olan sevgileri etrafında çok şeyler anlatılmış ve yazılmıştır.

Hz.Mevlânâ’nın babası Bahâeddin Veled, bulunduğu ve yolculuğu sırasında uğradığı şehirlerde daima devlet adamlarının ve ilim erbabının teveccühünü kazanmış bir zattı. Anadolu Selçuklularının en güçlü sultanlarından olan Alâaddin Keykubad I (slt.1220-1237), Konya’daki ikameti esnasında ona büyük hürmet göstermiş, hatta onun müridi olmuştu.

Böylece Mevlânâ ilmin, irfanın ve şairce duyuşun buluştuğu bir bilge kişi olarak, toplumun gündelik hayatıyla yakından ilgilenmiş ve insan ruhunun problemlerine ikna edici çözümler sunmuştur. Taşıdığı aşk ve istiğrak hâli, onu çevresinden ve gündelik hayattan uzaklaştırmamıştır.

Mevlânâ’dan nakledildiğine göre:

İnsanda iki büyük nişan vardır: Birincisi bilgi, ikincisi fedakârlıktır. Bazısında bilgi var, fedakârlık yok. Bazısında fedakârlık vardır, bilgi yoktur. Her ikisine de sahip olana ne mutlu.

 

Hz. Mevlânâ’nın Vasiyeti:

Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 272 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.