1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. İbret Almak İçin Daha Ne Lazım?
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

İbret Almak İçin Daha Ne Lazım?

A+A-
Hayatı akışında mı yaşamak lazım?
Ya da bize bildirilmiş ilahi düsturlar ışığında dolu dolu mu yaşamak lazım? Gençlik dönemlerinde akıl zindeliği ve beden zindeliğini fırsat bilip o dönemlerini vur patlasın çal oynasın düşünce yapısıyla gününü gün ederek mi yaşamak lazım?
Bu soruların cevabında yatan gerçek, sizin kişilik yapınızdır, hayat düsturunuzdur, iman ve ihlasta gerçek samimiyetinizdir, ahlaki düstur eğiliminizdir.
O halde bomba soruyu soralım: Bir insan öleceğini, Rabbiyle yüzleşeceğini, tüm yaptıklarından çatır çatır sorguya çekileceğini, bunun devamında da insanı ürperten yeni hayatında gideceği noktayı bile bile niçin kendine çekidüzen vermez?
İslami yaşam tarzımızda her geçen gün yeni değişiklikler hâsıl oluyor. Mevcut günahlarımız yetmez gibi bunu her geçen gün yenileriyle takviye ediyoruz. Herkes kendini bir diğerinden daha sağlam ve imani noktada daha pozitif konumda olduğu hayaliyle avutuyor.
Haram ve helaller konusunda yok olup giden hassasiyetler, ticaret ahlakında yaşanan haram odaklı gayretler, bir diğerinin menfaatinden, maslahatından, çoluğundan çocuğundan, emeğinden, umutlarından, korkularından, zayıflıklarından faydalanma yoluyla dünya hayatını bu tür kirli işlerle raya soktuğunu zanneden ve bundan nemalananların günü geldiğinde hesaba çekileceğini bilerek bu kadar rahat olmasının altında yatan ana etken sizce ne olabilir?
Bu korkunç gidişatın kendisini zillete ve karanlığa götüreceğini bilerek bu kadar rahat olabilen insanlar sözüm sizedir.
Diyelim ki, tutturdunuz bir yol ve helal haram demeden, kul hakkını gözetmeden, malınıza mal, şöhretinize şöhret katarak çıktığınız yolculuktan doyumsuz bir zevk aldığınız, gösterişlerinizle kararttığınız hayatınız günü geldiğinde sona ermeyecek mi?
Ya da şöyle soralım: yaşlanıncaya kadar güle oynaya geçirdiğiniz hayatınızın sonbaharına eriştiğinizde, ayaklarınızın ve bacaklarınızın bedenlerinizi taşıyamadığı, gözlerinizin ferinin kaçtığı, kulaklarınızın size sesi uğultulu yansıttığı, ömrünüz boyunca taramaktan zevk aldığınız saçlarınız dökülüp kelleştiğinizde ya da o saçlarınız bembeyaz olduğunda, makyaj üstüne makyaj yaparak güzelliğine güzellik katan hanımefendiler yüzleri kırıştığında – ki bundan hiçbir zaman kaçma şansı yok.- nasıl bir halet-i ruhiye içerisinde olacağınızı bugünden düşünmek ve tedbir almak çok mu zor geliyor?
Hayat ağacınızın yaprakları dökülmeye başladıktan sonra son bir can havliyle sarıldığınız tövbe ve istiğfarların sizi kurtaracağını mı sanıyorsunuz?
Bugün çocuklarımıza, gençlerimize bu bilinci aşılamayan ebeveynler olarak hepimiz mesulüz. Saygı ve sevginin tavan yaptığı günlerden, bugün geldiğimiz noktaya baktığınız zaman gidişatın gayet iç karartıcı olduğunu inkâr eden var mı?
Birbirimizin eksiğini, açığını, yanlışını, hatalarını, günahlarını araştırmaktan kendimizi ihmal ettiğimiz kısacık hayatlarımızın bize uzun kayıplar getireceğini aklımızdan çıkarmayalım.
Hep birlikte güzellikleri yaşatmaya koşalım. Birbirimizi kandırabiliriz. Birbirimizi art niyetle üzebiliriz. Birbirimizi bilmeden üzebiliriz. Birbirimizin arkasından konuşmuş olabiliriz. Birbirimizin hatalarını yüzüne değil de arkasından konuşmuş olabiliriz. Ama buna bir son da verebiliriz. Gidip helalleşebiliriz. Vebalden rahatlıkla gönül alarak, yanlışları bırakarak, zulme son vererek, hakları gasp etmeden sıyrılabiliriz.
İşte o gün yeniden doğmuş okuruz. Aslında o gün dünyaya geldiğiniz ikinci doğuştur. Günahlardan sıyrılmanın en kolay yolu nefislerimizi dizginlemektir.
Başkalarının hatasını aramak ve bunu deşifre etmek, orada burada konuşmaktan kaçınmak lazımdır. Çünkü hakkında konuştuğunuz kişi, hatalı bile olsa sizden alacaklıdır. Hatasını yüzüne söylemeden arkasından iş çevirenlerin kazanacağı elde edebileceği hiçbir kazanım yoktur. O halde günaha talip olmanın sizce mantığı olabilir mi? Bu konuya ısrarla eğilmemin ana sebebi, günümüzde ki diyalog ortamının bozulmasında bu durumun başrol oynamasıdır. Bu, aile içi, akrabalar arası ilişkilerden tutun, iş dünyasında, sanat dünyasında, eğitim kurumlarında yani her yerde insanlar arası hoşgörü düzeyini bozan bir durum olarak karşımıza çıkıyor.
Haydin kendimize çeki düzen verelim. Allan’ın izniyle…


 
Bu yazı toplam 40 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.