1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. İBRETLİK ÖLÜM
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

İBRETLİK ÖLÜM

A+A-

Hekim, yazar Halûk NURBAKİ, 2 Şubat 1924’te Nevşehir’de dünyaya geldi. İlkokul ve liseyi Afyonkarahisar’da okudu. İstanbul’da tıp tahsili aldı. Necip Fazıl ile sıkı bir münasebet kurdu. Büyük Doğu’nun kurucuları arasında yer aldı. 1951 yılında «İslâm’ın Nûru» dergisinde neşretmeye başladığı yazılarını «Büyük Doğu» dergisinde devam ettirdi. «Zafer Dergisi»nde başyazarlık yaptı. 1961’de Afyon milletvekili oldu. Kanser mütehassısı olan Nurbaki, kaleme aldığı yazılarda pozitif ilimle ilâhî hakikatleri mezcetti. Halûk NURBAKİ, 2 Haziran 1997’de İstanbul’da vefat etti. Kabri, Afyon’daki aile kabristanındadır.
Kendisi anlatır:
“Rahmetli babam, o zamanlar Konya’nın tek gazetesi olan «Babalık» gazetesinin başyazarı idi. Ondan işittiğim şu hâdiseyi aynen naklediyorum:
«Dönemin Millî Eğitim Bakanı Necati Bey (Ankara’daki meşhur caddeye adı verilen zât. Tam adı Mustafa Necati UĞURAL) Konya’ya gelmiş ve Lâtin harflerinin üstünlüğünü(!) anlatmak üzere bir konferans düzenlemişti. Şehrin her tarafına yapıştırılan ilânlarda; «Eski Harflerle Birlikte Kur’ân’ı da Tarihe Gömdük!» yazıyor ve konferansın ertesi gün saat 10:00’da verileceği belirtiliyordu. Akşam, mükellef bir ziyafet verildi. Yemekten sonra Bay Necati, ani bir apandisit krizine yakalandı ve hemen hastahaneye kaldırılarak ameliyat edildi. Gösterilen itinayı anlatmaya lüzum yok, bütün hastahâne hatta Konya ayakta idi. Bay Necati kurtulmuş, fakat ne çare ki haddini aşarak Kur’an’a dil uzatmıştı. Gece yarısı imkânsız denebilecek bir şey oldu ve Bay Necati’nin yatağı yan demirinden kırıldı. Hasta yere düşmüş ve ameliyat yeri patlamıştı. Ertesi gün saat 10.00’da, yani konferansın yapılacağı bildirilen saatte öldü.»
Kur’ân’ı tarihe gömmek isteyenler, tarihin en kokuşmuş sahifelerine gömüldüler.” (Zafer Dergisi, sa. 213, 1994)
HAYDİ, KISAS YAP
Peygamber Efendimizden Kısas İsteyen Sahabi!
Bedir’de çarpışma başlamadan evvel Rasûlullah (s.a.v), elindeki ok ile mücahidleri; “Beri gel, geri git!” gibi tâlimatlarla hizâya getirdi ve saydırdı. Bu esnâda saftan ileri çıkmış bulunan Sevâd bin Gaziyye’nin karnına dokunup:
“–Ey Sevâd! Hizâya gel!” buyurdu. Sevâd (r.a):
“–Yâ Rasûlallah, canımı acıttın! Allah seni hak ile gönderdi. Kısas isterim!” dedi. Peygamber Efendimiz gömleğini açtı ve:
“–Haydi, kısas yap” buyurdu. Ensâr, endişelenerek:
“–Ey Sevâd! O Allah’ın Rasûlü’dür!” diye onu kendine getirmeye çalıştılar. Sevâd (r.a):
“–Adâlette hiçbir beşerin diğerine karşı üstünlüğü yoktur!” dedi. Allah Rasûlü (s.a.v) tekrar:
“–Haydi, kısas yap!” buyurdu. Sevâd, Peygamber Efendimiz’in mübarek bedenini öptü. Rasûlullah (s.a.v):
“–Ey Sevâd! Niçin böyle yaptın?” diye sordu. Sevâd (r.a):
“–Görüyorsunuz ki savaşa hazırlanmış bulunuyoruz. İstedim ki, benim en son ânım, sana dokunduğum ân olsun!” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) ona hayır duada bulundu. (İbn-i Hişâm, II, 266-267; Vâkıdî, I, 57; İbn-i Sa‘d, III, 516)
Peygamber Efendimiz Nasıl Helallik İstedi?
Rasûlullah (s.a.v), vefatlarından önce müminlere son defa hitap ederek:
“Nihayet ben de bir insanım! Aranızdan bazı kimselerin hakları bana geçmiş olabilir. Kimin malından bilmeyerek bir şey almışsam, işte malım gelsin alsın! İyi biliniz ki, benim katımda en sevimli olanınız, varsa hakkını benden alan veya hakkını bana helâl eden kişidir. Zira Rabbime, helâlleşmiş olarak ve gönül rahatlığıyla kavuşmam ancak bu sâyede mümkün olacaktır. Hiç kimse «Rasûlullah’ın kin ve düşmanlık beslemesinden korkarım!» diyemez. İyi biliniz ki, kin ve düşmanlık beslemek asla benim ahlâkım değildir. Ben aranızda durup bu sözümü tekrarlamaktan kendimi müstağni görmüyorum” buyurdu. Öğle namazını kıldıktan sonra dönüp minbere oturdu ve bu sözlerini tekrar etti. (İbn-i Sa‘d, II, 255; Taberi, Tarih, III, 190) (İslam ve İhsan Sayfası, Sorularla İslam, 17 Eylül 2019)

Bu yazı toplam 483 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar