1. YAZARLAR

  2. Mükremin Kızılca

  3. İmanın Mükâfatı Cennet
Mükremin Kızılca

Mükremin Kızılca

Yazarın Tüm Yazıları >

İmanın Mükâfatı Cennet

A+A-

İslamiyet’e göre müminlerin kıyametin kopmasından sonra sonsuz mutluluk içinde yaşayacakları yere cennet ismi verilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de müfret, tesniye ve cemi şekilleriyle 147 defa geçen cennet kelimesi yirmi beş yerde dünyadaki bağ bahçe, altı yerde Âdem ile Havvâ’nın (as) iskân edildiği mekân, bir yerde Hz. Peygamber’in, yanında Cebrâil’i gördüğü sidretü’l-müntehânın civarında bulunan me’vâ cenneti (en-Necm 53/13-15), diğer yerlerde de ahiret cenneti anlamında kullanılmıştır.

Cennet “örtmek, gizlemek” anlamındaki cnn kökünden isim olup “bitki ve ağaçları ile toprağı örten bahçe” manasına gelir. Ahiret hayatında müminlerin ebedî saadet yurdu olan yerin bu şekilde adlandırılmasının sebebi, genel görünümüyle dünya bahçelerine benzemesi veya eşsiz nimetlerini insan idrakinden gizlemiş olması şeklinde açıklanmıştır.

Kur’an-ı Kerimde ve hadis-i şeriflerde iman edenlere ve iyi amellerde bulunanlara söz verilen, ebedi kalınacak ve her istenilenin elde edileceği vaat edilen mekânın adı olan cennet yüce kitabımızda aşağıdaki adlarla geçmektedir. Hem bu adların içinde geçtiği hem de bu cennetlerde kimlerin kalacağının ipuçlarını veren birer ayetle cennet adlarını görelim: 

Cennetin İsimleri

1. Cennet: Ebedî saadet yurdunu ifade etmek üzere Kur’an-ı Kerîm’de, muhtelif hadislerde ve diğer İslâmî eserlerde yer alan isimler içinde en çok kullanılan, içindeki bütün mekân ve imkânları kapsayacak şekilde muhtevası geniş olan bir terimdir.

“Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kuran'da söz verilmiş bir hak olarak cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; bu büyük başarıdır.” (Tevbe/111)

2. Cennetü’n-Naîm: Arapça’da “refah, huzur, mutlu hayat” anlamına gelen ni‘met kelimesinden daha kapsamlı bir muhtevaya sahip olan naîm, insana mutluluk veren maddî ve manevi bütün güzellikleri ifade etmektedir. Buna göre Cennâtü’n-naîm “mutluluklarla dolu cennetler” manasına gelir. 

“İnanıp iyi işler yapanlara gelince imanlarından dolayı Rableri, onları altlarından ırmaklar akan ni'met cennetlerine iletir.” (Yunus/9)

3. Adn Cenneti: En belirgin anlamı ile “ikamet etme” veya “ikamet edilen yer” demek olan adn, on bir ayette cennât kelimesiyle birlikte tekrarlanarak (cennâtü adn) “ikamet edilecek cennetler” manasında kullanılmıştır. 

“Onların Rableri katındaki mükâfatları, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. Bu söylenenler hep Rabbinden korkan (O'na saygı gösterenler) içindir.” (Beyyine/8)

4. Firdevs: Arapça’ya Farsça’dan girmiş olması muhtemel olan Firdevs kelimesi, özellikle “içinde üzüm bulunan bağ bahçe” anlamına gelir. 

“İman edip iyi amel yapanlara gelince, onlar için makam olarak Firdevs cennetleri vardır.” (Kehf/107)

5. Hüsnâ: İyilik yapanlara Allah tarafından daha büyük bir iyilikle karşılık verileceğini, ayrıca buna bir de ilâve (ziyade) yapılacağını ifade eden ayet:

“Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır ne de bir horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Yunus/26)

6. Dârüsselâm: “Maddî ve mânevî âfetlerden, hoşa gitmeyen şeylerden korunmuş olma” mânasındaki selâm ile “ev, yurt” anlamındaki dâr kelimesinden oluşan bu terkip iki âyette cennetin adı olarak zikredilmiştir.

“Onlar için Rableri katında selâmet yurdu (Cennet) vardır ve O (Allah), yapmakta oldukları (sâlih ameller) sebebiyle onların dostudur.” (En’am/127)

7. Dârülmukāme: “Asıl durulacak yer, ebedî ikamet edilecek yurt” manasındaki bu terkip de cennete girenlerin Allah’a hamd ve şükür sırasında bulundukları mekân için kullanacakları bir tabir olmalıdır.   “O, lütfuyla bizi kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada bir yorgunluk dokunmaz. Bize orada usanç da gelmez.”  (Fatır/35)

Önceki ve Sonraki Yazılar