1. YAZARLAR

  2. Mustafa ÖZYURT

  3. İnsanların Hayırlısı
Mustafa ÖZYURT

Mustafa ÖZYURT

mustafa özyurt
Yazarın Tüm Yazıları >

İnsanların Hayırlısı

A+A-
Bu gün ve gelecekte insanlar, Kur’an ve İslâm’ın, bir arkeolojik kalıntı yahut tarihi bir eser olmadığını, Resulullah’ın tarihte kalmış “ölü” bir simâ olmadığını çok iyi bileceklerdir. Kur’an her çağın, geleceğin, kıyamet günü son nefesini verecek olan son Âdem’in de kitabı olduğunu bilenler olacaktır. Çünkü Resulullah s.a.v. içimizde, aramızdadır. Sünneti seniyyemizle yaşamaktadır.

Kur’an nasıl ki düne, şimdi bize ve sonra da geleceğe yazıldıysa, Resulullah da aynı mantıkla bizleri “ sonraki ihvanım” diyerek anmış ve tarif etmiştir. Sahabe ise; Resulullah’ı görenler, çevresinde bulunanlar demek olduğuna göre; Aklını kullanan ve düşünen insanların peygamber efendimizin bunu neden söylediğini anlamaya çalışması gerekir.

Bu gün biz Resulullah’ın yaşadığı döneme geri gidemeyeceğimize göre Peygamberimize sahabe olabilmemizin yolu onu kendi zamanımıza getirmekten geçmektedir. Peki, bunun yolu ne olacaktır nasıl olacaktır? Bunun da tek ve değişmez kaynağımız olan ilahi kelam Kur’an ile ve bunu anlayabilmek için gerekli olan Akıl – i’zân yoluyla ilim tahsil ederek yapabiliriz. Akıl-İ’zân ise en başta da belirttiğimiz gibi “Ârif”liğin ölçüsüdür.
Hadimi, k.s. en hayırlı kişiyi delilleriyle şöyle izah eder:  Kişi sade kendine değil, insanların menfaatını düşünmeli ki, kıymeti artsın. Onun için sevgili Peygamberimiz s.a.v.: “İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydası olandır” buyurmuştur.

Bu bir maksadı asliyedir. İlim bir vesiledir. İlim tahsil etmeden önce! Evvela niyeti tashih etmelidir. Bunda maksat, ilim talebi ile Allah Tealanın rızasını elde etmek, darı ahirette necata ve sevaba kuvuşmak olmalıdır. Dünya talebi olmamalıdır. Yani makam, mevki, mensab, mal celbetmek, Sultan’a yakın olmak (idarecilere yakın olmak), akranlar arasında aziz olmak, çeşitli dünya lezzetlerini tatmak vs. gibi bir niyet olmamalıdır.
Bustanü’l-Arifin de: Bir kişi ilim tahsilinde niyetini tashih edemiyorsa, etmeye muktedir değilse, ihlâs yok diye ilmi terk etmekten efdaldır der. Çünkü ihlâs olmadığı için zarar olacaktır. Cehalet de zarardır. İki zararla karşılaşırsa fesadında, ehven olan yapılır. İlim manilerden hali olunca, tabiatiyle mefasid nefyedilir( bozuk olan giderilir, bozuk olandan kaçılır). Çünkü mânia yani engeller arızıdir. Tabii değildir. Mani’den boşalan yeri tabii olanlar doldurmuş olur.                        

FIKIH İLMİ VE DİĞER İLİMLER
Salihlerin ahlakları ile alakalı ilimleri de talim etmeli. Mesela, Vera, zühd, dünyadan yüz çevirmek ve ahirete yönelmek ve Allahın gayriden kalbi temizlemek gibi. Zira sadece fıkıh ilmini öğrenmek fayda yerine zararda getirebilir.
Muhakkak insan yalnız fıkıh ilmini öğrenirse, öbürlerini terk ederse kalbi kasvetlenir. (Kararır). Kasvetli kalp, Allah’tan çok uzaktır. Yani rahmeti kamilesinden uzaktır. Zühd ve hikmetsiz mücerred fıkıh memduh değildir.   Belki mezmüm (zem olunmuş) tur. Çünkü kalbin gafletine sebep olmuştur. “Kim Tevekkuf ederse Tefessuk etmiş olur (fasiklığa düçar olur)” sözünü bundan dolayı söylemişlerdir.
Yine Rasülullah s.a.v.: “Kim kırk gün Allah Teala’ya ihlasla ibadetde bulunursa kalbinden lisanına  hikmet pınarları akar” buyurmuştur.
Velhasıl: İbadetde başkalarını da düşünmek en efdal yoldur. Çünkü insanların en hayırlısı faydalı olanıdır, buyurulmuştur. Yani müteaddi olmak lazımdır. Müteaddi iki nevidir. Uhrevi ve dünyevi olmak üzere (Müteaddi, işlediği her hangi bir fiil kendisinde kalmayıp başkalarınıda düşünüp faydalandırmaktır).
Uhrevi: Ahiret de kendinden başkasına da menfaatı dokunmaktır. Şer’i şerifi öğretmek ve Allahın hükümlerini peygamberler gibi tebliğ etmek lazımdır. Hadisi şerif de, ilimden bir bab öğrenene yetmiş sıddık sevabı verileceği beyan buyurulmuştur. 

SIDDIK:
Sıddık kelimesinin mana ve izahına gelince: Mübalağa vezindendir. Rasülullah s.a.v Efendimizin getirdiği her şeyi tasdık ve tekâmül ettirendir. Bu tasdık, ilmen, kavlen (söz yani dil ile), amelen batın (İç âlemi) safiyeti içindir. Rasülullah s.a.v. Efendimizin batınına müşabehetin kuvvetlisi (manevi hallerine benzemesi), ona münasebetin şiddetidir.

Ondan dolayı Cenabı Hak Nisa s.ayet 69 da: “Onları sana işaret ediyorum ki, onlar Allahın kendilerine in’am ettiği kimselerle beraberdirler (Beraber olacaklardır. O Allahın in’am ettiği kimseler Nebiler, Sıddıklar, Salihler ve Şehidlerdir.” buyurmuştur.
Yani ilim öğrenmek, başkalarına ahirete taalluk eden ilimleri öğretmek müteaddinin uhrevi kısmındandır (hem kendine ve hem de kendinden başkasına aynı şey üzerine faydalı olmaktır...) (Devam edecek) 
Bu yazı toplam 133 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.