Murat KARAKOYUNLU

Murat KARAKOYUNLU

Yazarın Tüm Yazıları >

İrade

A+A-
Her kurum kendi meşruiyetini/itibarını kendi kazanır ve kendi korur. Bu, siyasetten, medyaya; ordudan, yargıya  kadar her alanda böyledir.
28 Şubat sürecinde, bolca manipülasyon barındırsa da sıkça duyduğumuz bir anket çalışması mevcuttu. Toplumsal güven anketi. Bu ankete göre her defasında en güvenilen kurumlar sıralamasında Ordu birinci sırada yer alırdı. Siyaset ise en son sıralarda.

Geldiğimiz süreçte, mesela siyasetin, hızlı bir şekilde ivme kazandığına, üzerindeki güvenilmez yaftasını temizlediğine şahit olduk. Medya, sanat camiası, ordu ve STK lar derken meşruiyet ve itibar açısından güven sıralamasında hızla yukarı tırmandı siyaset ve siyasetçiler. Bunda pek tabi ki dönemin siyasetçilerinin ve Erdoğan’ın payı var. Mevcutu korumak da yine siyasetçilerin elinde.
Yıpranan ve yıpratılan kurumlar için de aynı durum söz konusu. Geçmişte siyasetin düştüğü itibar erezyonuna bugün pekçok kurum, kuruluş ve yapı bile isteye teslim olmakta.

Şu bir gerçek ki temsil olunan yapılar, gerek işleyişleriyle gerekse temsilcilerinin tutum ve davranışlarıyla anılır hale geliyor. Yapılan hatalar zamanla, bunlar zaten böyledir algısının oluşmasına sebep
oluyor ki o saatten sonrasını toparlayabilmek, yaşanan itibar erezyonunu giderebilmek, herkesin harcı değil. Elbette ki konuyu sadece kurumsal ve bireysel hatalara bağlıyor değilim. İşin içinde çoğu
zaman yıpratma, çarpıtma ve karalama da var. Ancak tüm bu saldırılara karşı ait olduğu yapıyı korumak ta, o yapının temsilcilerinin sorunudur. 

Mevcut gelişmelere bakıldığında mesela, öldüğünde yüksek ihtimal, büyük bir din adamı ve alim olarak anılacakken; şimdi bir ihanet çemberinin merkezinde yer alan Gülen’i, üzerindeki dindar ve Anadolu
düşmanı yaftasını bir türlü atamayan CHP’yi, PKK’dan bağımsız duruşu umutla beklenen HDP’yi ve son dönemde yargı ve medyayı bu itibar yıpratıcı sürece iten; bi zatihi o yapılardan kamuoyuna
yansıyan tutum ve davranışlardır. Her dönemde Ak Parti’yi ve siyaset kurumunu da kapsayabilecek olan bu tehlike; toplumsal değerlendirmeye konu olan her yapılanma için kaçınılması gereken bir
durumdur.

Anayasa Mahkemesinin Can Dündar ve Erdem Gül hakkında yerel mahkemeyi beklemeden almış olduğu tahliye kararı bu şekil bir meşruiyet ve itibar konusunu yeniden gündeme getirdi.
Normal şartlarda Cumhurbaşkanının “yargı kararını tanımıyorum” sözü, bir hukuk devleti açısından elbette ki endişe vericidir. Ne var ki süreci bu noktaya getiren gelişmeler de bu konuşma kadar önemlidir.
Cumhurbaşkanının “saygı da duymuyorum” şeklindeki açıklamalarının ardından bir konfreransta konuşan Zühtü Aslan’ın altını çizerek söylemek durumunda kaldığı “zamanlama manidar değildir” sözü, aslında kendi başına bir durum değerlendirmesi yapabilmek için, manidardır. Zira ortada kitabına uymayan bir tutum söz konusudur ve bu tutum yargının toplum nezdinde düşmeye başladığı itibar erezyonuna yeni bir katkıdan başka bir şey değildir.
Tüm bu gelişmeler, bu topraklar bir anarşi temeline oturmadığına göre, başka bir noktaya dikkat çekmektedir. Bir defa uygulamada, ciddi bir sorun vardır. Türk toplumu pekçok şeye alıştırılmıştır. Dünyanın belki en vahşi terör eylemleri sıradanlaşmış, doğalında gitmeyen bebek ölümleri, yanlış tedaviler, vatana ihanet hamleleri vakayı adiyeden sayılır hale gelmiştir.  Bu ortamda ise ilk konuşulması gereken, ne yasal düzenlemeler, ne mevzuat yetersizliği, ne de bağımsız düşüncededir. Asıl eksiklik tüm yapılarda, varolanı uygulayacak bağımsız bir iradededir. 
Bu yazı toplam 123 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.