1. YAZARLAR

  2. Güngör Gökdağ

  3. İslam Dünyasının Vahim Durumu ve Kurtuluş Reçetesi
Güngör Gökdağ

Güngör Gökdağ

Yazarın Tüm Yazıları >

İslam Dünyasının Vahim Durumu ve Kurtuluş Reçetesi

A+A-

Müslüman toplumların geri kalışının iç ve dış etkenleri olmak üzere, birçok değişik sebepleri vardır. İslam toplumlarında, belirli bir dönemden sonra sürekli olarak irtifa kaybedilmesi, gelişim dinamizminin yitirilmesi ve durağanlaşılması, zaman içerisinde farklı sorunların doğmasına neden olmuştur. Dolayısıyla İslam dünyasının 21. yüzyıldaki gidişatı hiçte ümid verici değildir.

İşte bu sorunlar içinde, Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberliğin, daha önce hiç olmadığı düzeyde parçalanmış vaziyette olması en derin olanıdır. Günümüzde Türkiye dışında bu ayrılığı ve bölünmüşlüğü giderecek, bütünleşmeyi sağlayacak en küçük bir teşebbüs ve hareket dahi görülemiyor. Bilakis İslam dünyası, bir araya gelmemek veya birleşmemek hususunda birlik içinde hareket ediyor gibi bir izlenim veriyor.

Katoliklerin Papası, Protestanların Papazı, Yahudilerin Başhahamı var, ama Müslümanların bir Halifesi yok. Her topluluğun, her cemaatin ve her milletin bir başkanı var ama Müslümanların bir başı da yok, önderi de yok? 
Oysaki başsızlık ve öndersizlik, çekilen acı ve ızdırapların ana nedenidir, bu çok iyi biliniyor.

Amerika, Birleşik Devletleri oluyor, Avrupa, Birliği oluyor, Şangay Beşlisi oluyor ama İslam Birliği olmuyor, kurulamıyor. Bu nedenle de asırlardır birbirini tamamlayan İslam toplumları, günümüzde kendi başlarına yapayalnız kalıyor. Hem de şaşkın ve biçâre bir halde.

Diğer yandan Batı hayranlığı, bir hastalık olarak Müslüman toplulukların hücrelerine kadar sirayet etmiş görünüyor. Sorunların kaynağının büyük bir kısmı Batı dünyası olduğu halde, selamete çıkış ve kurtuluşun reçetesi yine onlarda aranıyor. Batılılaşmanın yol açtığı erozyon hem dini, hem de kültürel açıdan ciddi manada zararlar vermesine rağmen, İslam dünyasında yaşanan zihinsel iletişim kopukluğu, çok yüksek düzeyde bulunuyor. Öyle ki, Müslüman toplumların birleştirici doğası olan vahdet anlayışı bile, Batı egemenliğinin meydana getirdiği büyük deprem karşısında referans alınamıyor.

Allah'ın ilk emri olan "Oku" lafzının bile özünden çok uzaklaşılmış, bilim, teknoloji ve iktisadi alanlarda çağın bir hayli gerisinde kalınmıştır. Çalışmayı ve üretmeyi değil, tüketmeyi tercih eden bir anlayış, tabanda yayılmıştır. Oysa, Müslümanların değerler sistemi, başka değerler sistemiyle mukayese edildiğinde, İslami değerlerin, bilim ve fen de, gelişme ve ilerlemeyi desteklemede daha ileride olduğu ve daha üstün olduğu her durumda rahatlıkla görülecektir. Böylesi bir durumda dahi, ellerinde her türlü imkan, fırsat, akıl ve para olduğu halde yapılması gerekenlerin yapılmaması, Müslümanların senkronize bir şekilde hareket edemeyişleri, birlikte karar alamamaları, beraberliği sağlayamamaları yine en çok Müslümanlara zarar veriyor.

Ayrıca Müslümanların, Kuran'ı okuyup, yorumlamada tefrikaya düştükleri biliniyor. Kuran'da, dünyanın fâniliğini vurgulayan ayetleri bazı Müslümanlar, dünyanın bizatihi önemsiz olduğu şeklinde tevil ederek, dünyaya gereken önemi hiçbir şekilde vermeyen, sadece ahireti düşünen, ibadetle meşgul olan bir zihniyetin oluşmasına neden olmuşlardır. Daha vahimi ise, dünyevi olan işlerden uzaklaşmanın dini bir vecibe ve gereklilik olduğu anlayışı özellikle Arap dünyasında geniş bir kabul görmektedir.

Müslümanların günümüzdeki bu sessizliği ve dağınık ahvâli, esasında dünyada yaşayan tüm insanlığı etkiliyor. Bananecilik ve vurdumduymazlık, Batı medeniyetinin geçmişte işlediği hata ve günahlarını, yeniden işlemesine ve tahakkümünün yeniden devam etmesine yol açıyor.
Eğer Müslümanlar iç ihtilaf ve karışıklığı bir kenara koyarak, bir ideal etrafında bütünleşip, dayanışma sergileyebilselerdi, bilim, teknoloji, ekonomi, savaş ve savunma alanlarında güçlü olabilselerdi, hem mutlu yaşayacaklar, hem de yeryüzündeki tüm insanlığa barış ve saadeti getirmiş olacaklardı. 

Müslümanların kendi medeniyetlerini yeniden güçlü kılabilmeleri için Batılılaşmaya değil, özlerine dönmeye ihtiyaçları var. İkinci Dünya Savaşı'ndan büyük yaralar alarak çıkan Japonya ile yine aynı savaştan bir enkaz olarak çıkan ve şehirlerinde taş üzerinde taş kalmayan Almanya'nın, kısa bir zaman diliminde hızla toparlanarak, küresel bir dev haline dönüşmesi, kararlı ve çalışkan bir toplumun neleri başarabileceğine önemli bir örnektir.

Dünya üzerinde yaklaşık 200 devlet içinde, 7.5 milyar insan yaşıyor. Bu insanların ise yaklaşık olarak 2.5 milyarı Hıristiyan, 1.5 milyarı Müslüman, 14 milyonu ise Musevi olarak semavi dine inanıyor. Bunların dışında farklı inançları da benimseyen insanlar da çok var. Fakat, 1.5 milyarlık Müslüman olan kitle ise 57 farklı ülkede yaşıyor.
Sınırlı derecede de olsa Türkiye dışındaki, İslam ülkelerinin toplamı, siyasi ve ekonomik alanda dünya politikasına yeterince yön veremiyor.
Üretim kapasitesi ne yazık ki bir Tayvan veya Almanya kadar etmiyor.
Müslümanlar dünya nüfusunun % 20'sini oluşturuyorlar ama dünya ekonomisine yaptıkları katkı sadece %5'le sınırlı. 
Tüm İslam dünyası, yıllık bilimsel anlamda yapılan çalışmalarda (makale/patent/icat), sayı olarak 8.5 milyonluk İsrail'i yakalayamıyor.
İslam ülkelerinde eğitim veren üniversiteler, en iyi 500 üniversite arasına birkaç tanesi haricinde girmekte zorlanıyor. 
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni Müslüman olduğu halde, dünyada hiçbir İslam ülkesi tanımıyor. 
Yazılım, bilgisayar, tıp, ilaç, fizik, kimya, uzay ve ileri teknoloji gibi daha birçok alanda varlık gösteremeyen İslam ülkelerinin, uluslararası arenada esamesi bile okunmuyor. 

Müslümanların bu hayatta en çok değer verdikleri şey hiç şüphesiz kitabımız Kuran'dır, değil mi? Onda bile Tayvan ve Çin ticari olarak girişimde bulunuyor ve Kuran üzerinde çalışma yapıyor. Ürettikleri elektronik kalem, Kuran sayfaları üzerindeki sembollerin üzerine getirildiğinde, ayeti, dilediğiniz okuyucudan tercihleyerek, dinleyebiliyor, ayetin nüzul sebebini ve tefsirini sesli olarak öğrenebiliyorsunuz. Kutsal kitabımız Kuran'ın, daha kolay öğrenilmesi ve inananların istifade etmesi hususunda, Müslümanların değilde, ona hiç inanmayan gayri Müslimlerin çalışma yapması, oldukça düşündürücü ve son derece mânidardır.

Binaenaleyh, Müslüman halkların kusuru büyüktür. Çünkü bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah'ta onları değiştirmez. İçinde bulundukları zilletten, felaha ve aydınlığa çıkartmaz...
Esaretten kurtulup, selamete kavuşmanın yolu ise bellidir; 
Allah'ın ipine sımsıkı sarılarak, tefrikaya düşmemek ve geçmişten günümüze tüm Müslüman kardeşlerine sahip çıkan Türkiye'nin etrafında birlik olup, kenetlenmek...
 

Bu yazı toplam 2122 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar