Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Mustafa Uzunpostalcı
Yazarın Tüm Yazıları >

İSLÂMDA TİCARET

A+A-

İnsanoğlunun hayatını sürdürebilmesi ve dünyalık işlerinin yanında âhiret hayatını da kazanabilmesi için çeşitli mal ve maddelere ihtiyacı vardır. Bu mal ve maddelerin bir kısmi insanın hayatını devam ettirebilmesi için gerekli olduğu gibi, bir kısmı da yaşayışını güzelleştirebilmek için gerekli ve olmazsa olmaz özelliği taşımaktadır.

         Her iki açıdan bakıldığında da bunları elde edebilmek için bazı teşebbüslerin yapılması gereklidir. Çünkü bunların hepsini kişi kendi kendine yapamaz veya üretemez. Herkesin düşünce ve gayretleri de birbirinden farklı olduğu için, bir kimse kendisine lâzım olan her şeyi üretme ve kendi kendine elde etme imkânı bulamaz.

         Dolayısıyla çoğu ihtiyaç duyduğu mal ve maddeleri bir başkasından elde etmeye mecburdur. Bunlardan bir kısmını elinde olan bir kimseden isteyip de kendisine mal ederek kullanma imkânı da bulamaz. Onun için karşılıklı olarak ihtiyaç duydukları şeyleri değişmeleri bir çözüm yolu olarak ortaya çıkar.

Ancak her mal, kendimize gerekli olan bir malı elde etmeye, her zaman ve her yerde yeterli ve gerekli olmayabilir. İşte bunun en güzel yolu kişinin kendisine gerekli olan bir madde ve malzemeyi işine yarayacak bir işlemle elde etmesi gerekir. İşte bu düşünce insanlık tarihinde ticaret dediğimiz alış-veriş işleminin doğmasına sebep olmuştur.

Neticede dinimiz İslâm da bu olayın esasını teşkil eden ticareti meşru kılmıştır. Aslında bu insanoğlu için zaruri bir durumdur.

Çünkü insanoğlu günlük, aylık ve hatta yıllık yiyecek ihtiyacını tarlasına yaptığı ekimle elde edeceği ürünün tohumunu ekerek elde edebilir. Hatta ihtiyacından fazlasını da elde edebilir; ne var ki, bütün ihtiyacı bundan ibaret değildir.

Ayrıca şurası da bir gerçektir: İnsanoğlu sabrı az ve fakat hırsı çok olarak yaratılmıştır. Bu sebeple insan herkesten önce kendisini düşünür ve özellikle de dünya malına karşı çok istekli olduğu ve başkasında olan bir şeyin kendisinde de olmasını isterken, kendisinde olan bir şeyin bir başkasında olmasına asla razı olmaz ve başkasından kıskanır.

Bu açılardan baktığımızda onu tatmin edeceği umulan en iyi ve hem âdil ve hem de doğru olan yolun ticaretin meşru olarak işlemesidir.

İşte bunun için İslâm, ticareti inananlarına (aslında bütün insanlara) meşru kılarken, bu hususlar başta olmak üzere, ticaretin gerçek anlamda yapılabilmesinin yolların göstermiş ve bu yolları bazı yasaklar koyarak da belirlemiştir.

Bu durumda şöyle dememiz mümkündür: İslâm’a göre ticaret bazı şartlara riayet etmek kaydı ile meşrudur. Bu şartlar ihlâl edildiği, bozulduğu takdirde kişi yasak bir iş işlemiş ve dolayısıyla günah kazanmış olur.

Genel olarak söyleyecek olursak ticarette gizli ve açık her hangi bir hile yapmamak, yalan söylememek, ölçü ve tartıda dürüst olmak, dinen meşru olmayıp yasaklanmış bazı madde ve malları alıp satmamak, ihtikâr, yani karaborsaya sapmamak, aşırı kâr edebilmek için malı fâhiş bir fiyatla satmamak, fâizli muamele yapmamak, yemin etmemek esastır.

Bunlar göz önünde bulundurularak bir ticaret her ikisi de (mal ve para) peşin, mal peşin bedeli sonra verilmek üzere (veresiye olarak), para peşin ve mal veresiye şeklinde alış-veriş yapılabilir. Ancak her ikisinin de veresiye olması İslâm dinince caiz değildir.

Bir mal hangi şekilde olursa olsun, alan ve satanın rızası olduğu takdirde ucuz veya pahalı görünse de alış veriş caizdir.

Tabii bütün bunların ötesinde alış veriş yapan kimselerin akıllı ve iyiyi kötüden ayırt edebilecek yaşta yani reşit olması da şarttır.

 

Bu yazı toplam 227 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.