1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. İSLAMİ MİSYON, KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİL! 
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

İSLAMİ MİSYON, KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİL! 

A+A-

Bir zamanlar acizane bendenizde üniversiteliydim. Mısır’da öğrenim görüyordum. Gurbette öğrenci olmanın tüm getirilerini ve götürülerini az çok bilirim. Gurbeti yaşamak, gurbette okumak zordur. Sabırdır, sebattır, özlemdir, arayıştır. Öğrencilik yıllarımda yönetimde Hüsnü Mübarek vardı. Halkın büyük çoğunluğu göze görünmeyen ama sokağın, çarşının, okulun, sitenin ve akla gelebilecek her noktanın devlet tarafından özel görevlendirilmiş, istihbarat temsilcilerinin soğuk nefesini ensede hissedebilecek derecede korku ağıyla örülmüş olmasını anlamak pekte zor değildi. Yönetime en ufak yorum yahutta eleştiri getirmedikten sonra sıkıntı yoktu. 
Değişen bir şey var mı? 
İdari anlamda dayatılan korku imparatorluğu sürüyor. Polisin her köşe başında takipte olduğu ama bunu göremediğiniz bir sistem düşünmeye çalışın. Mesela oturduğunuz sitenin güleryüzlü bahşiş manyağı kapıcısını ilk bakışta sıradan görmeniz normaldir. Ama aslında o militan yalakadır. Sizinle kimlerin görüştüğünü, kimlerin gelip gittiğine kadar attığınız her adımda takip ediliyor olmanız Mısır’da normaldir. 
İşte bu şartlar altında sadece ilim için giden bizler yerleştirildiğimiz bölümlere göre önümüze konulan onlarca ders kitapları arasında boğulur arada sırada da ilmi toplantılar amacıyla arkadaşlarımızla bir araya gelirdik. 
Kitap okumanın, sohbetlerden müstefid olmanın hazzını o yıllarımızda doyumsuzca yaşamaktaydık. Yaptığımız her hayr ve hasenatın içimizi kıpır kıpır ettiği, yardımlaşma ve dayanışmanın insanın nefsinde nasıl bir tazelenme etkisi yarattığını özümseyerek yaşamaktaydık. 
Hepimiz ideal sahipleriydik. Büyüklerimize karşı yüksek derecede sahip olduğumuz saygı ve sevgi, ilmi alanda ilerlemenin aslında ilk adımlarıydı. Hepimiz ilme aç idik. Kafalarımız berrak olduğu için okuduğumuz Arapça ders kitaplarının anlamını çözdükçe ruhlarımıza yayılan öğrenme hazzını anlatamam. 
Benim de kendi kentimden abi olarak gördüğüm, çok saygı duyduğum, yaşça büyük, her fırsatta nasihatlarından yararlanmaya çalıştığım bir kaç ağabeyim var idi. Onları gözlemler, davranışlarından bir nebze de olsun kendime pay edinmeye çalışırdım. Bu olsa olsa gerçek bir sevgiden gelen saygı olabilirdi. 
Fakat zaman geçtikçe bu zevatın davranışlarında, yaklaşımlarında samimiyetten çok tesir altına almak gibi bir yönteme sahip olduklarını çözmeye başladm. Öyle ki emri bil maruf nehyi anil münker çizgisinden hareketle yol almaya çalışırken yaptığınız insani hataların bu kişiler tarafından kendilerini haşa rabb mesabesine koymuşçasına bir yaklaşım göstererek soğuk ve itici bir davranış içerisine girmeleri süreci başladı. 
Ne zaman mı başladı?
Orayla eğitimi bıraktıktan sonra dönüşlerinden itibaren değişimin alenen oraya çıkması ve soğuk duruşlarının sebeplerini algılamakta uzunca süre zorluk çektim, hatta çektik. Fakat öğrenim sonrası başlayan iş hayatımızda da rastlamaya başladığımız insani ilişkilerde ki sapmalar ve yanlı tavırların, normalde insan karakteri odaklı bir davranış biçimi olduğunu gözlemleyince de bağlarımız koptu gitti. Bugün allame olsalar, insani tesir ve duygu yeteneklerini yitirdiler.
Duydum ki Avrupa’ya oraya buraya falan dağılıp gitmişler. Burayı çözdüler ya! Şimdi o tarafı ihya edecekler!..
Halbuki bizler ilim öğrencileriydik. Herkes gibi sadece insandık. Hatasıyla doğrusuyla insandık. Doğrularla onore edilen insanlığımız bilmeden olası hatalarımızın onarılmasıyla daha da güzele doğru evrilmeliydi. Hatamız varsa bile hatadan münezzeh olan yüce rabbimizin kulları olarak birbirimize yol göstermek yoldaş olmak zor zamanında yardımına koşmak bizim şiarımız olmalıydı. 
Ben elimden geldiğince dönüş sonrası ihtiyacı olan kardeşlerime iş noktasında, maddi destek sağlama yolunda gücümün yettiğince yardımcı olmaya çabaladım. Yaptığım hizmet kadar ecir göreceğim merci sadece yaratıcımız Allah’ın katıydı.  
Abilerim kardeşlerim, sizlerde herkes gibi birer fanisiniz. Sizler de birilerini üzdünüz. Bilerek veya bilmeyerek haklarını yediniz. Bunu ben bilemem. Ama davranışlarınızla daha samimi ve yapıcı olmalıydınız. Siz efendimiz (sav)’in amcası Hamza’yı Uhud muharebesinde şehit eden Vahşi’yi dahi affedebilen Resulün ümmetisiniz. Hz. Hamza’nın şehadetinden sonra vücudu müşrikler tarafından paramparça edildi. Allah Rasûlü (sav), şehid amcasının bu hâlini görünce “Hiç kimse senin kadar musibete uğramamıştır ve uğramayacaktır. Beni bunun kadar öfkelendiren bir şey olmamıştır. Eğer yas tutmak gerekseydi sana yas tutardım.” sözleriyle üzüntüsünü ifade etmiştir. Ama sonuçta İslamla şereflenen Hz. Vahşi’yi de affetmişti. 
Örnek olun. Gerçek mümin olun. Hiç kimse hakkında hüküm vermeye kalkışmayın. O hükmü verecek olan yalnızca Alemlerin rabbi olan Allah’tır. Zahiren hareket mantığından sıyrılın ve hakkaniyet sahibi olun. 
Olamıyor musunuz?
O halde ne demeliyim ki? İşiniz gücünüz rast gitsin.        

Bu yazı toplam 1132 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.