1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. İSLAMİ TEBLİĞDE İHLAS VE SAMİMİYET
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

İSLAMİ TEBLİĞDE İHLAS VE SAMİMİYET

A+A-

İnsanımızın aklını meşgul eden bir konuda yazmak istiyorum. Ramazan ayı boyunca yayınlanan iftar ve sahur programlarında büyük kanallarda program yapan bazı hocaların aldıkları astronomik rakamlara dair halkımızın zihnini meşgul eden bir konuda düşüncelerimi paylaşmak ve doğru bildiklerimi buradan sizlere aktarmak isterim. Elbette yapılan emeğin karşılığının alınmasına diyecek sözümüz olamaz. Ama İslami tebliğde böylesine büyük rakamların konuşulması ve yapılan onca programa rağmen bir arpa boyu yol alınamamasının sebeplerine de inmek gerekir. Burada ki ifadelerim hiçbir şahsa yönelik değildir. Sadece yapılan işin ciddiyet ve samimiyetle takibini yapmak ve varsa yanlışların ortaya çıkarılarak doğrularla yola devamının temin edilmesini sağlamaktır. Geçenlere dikkatimi çekti. Televizyon kanallarında program yapan bir hocamızın kendisini eleştirenlere verdiği tepki oldukça sertti. Kendisini savunurken daha önceki yıllarda böylesi hizmetleri hiçbir bedel beklemeksizin yaptığını ifade etmekteydi. Bunu söylemesi açıkçası beni üzdü. Çünkü rabbimizin rızasını kazanma uğruna yapılan hizmetler için bedel beklentisi içine girmek doğru değil. Bu noktada yaptığı hizmet belki bu dünyada kendisine maddi bir katkı sağlamayacaktır ama ahiret âleminde ki kazancı göz önüne alındığında oldukça yüksek bir ecir elde edeceği muhakkaktır. İşte bu bakımdan hocamızın o açıklamalarını açıkçası pek uygun görmedim. Çünkü ortada dolaşan rakamlara bakıldığında astronomik düzeyde rakamlar telaffuz edilmesi üzücüdür.

Resulullah (sav) efendimiz yaptığı kutsal vazife gereği maaş alıyor muydu?

Araştırdığım kaynaklardan edindiğim bilgilere göre bir bedel almıyordu.

Şimdi şu konuya yoğunlaşmak isterim. Bu televizyon kanallarında iftar ve sahur programı yapan hocalarımız zaten bir yerlerden maaş almıyorlar mı?

Emekli iseler emekli aylığı almıyorlar mı?

Bu konuya odaklanmamın sebebini lütfen yanlış anlamayın. Belki yazdıklarıma kızan kardeşlerim olabilir. Ama ortada kızacak bir şey yok. Alınan bedeli analarının ak sütü gibi helal olduğu noktasında ikna olmaya çabalıyorum. Yoksa kimsenin kazancında aldığında ya da verdiğinde gözüm yok.

Bazı kardeşlerimiz duruma şöyle bakıyor olabilirler. Televizyonda onca saçma program yapan sanatçılar, evlendirme programı yapanlar ve benzeri türlü çeşitte rezaleti evimize taşıyan sanatçıların kazançları niye göze batmıyor?

Efendim, durum oldukça farklıdır. Birinde Allah’ın dinini tebliğ amaçlı yola çıkan çileye talip insanların varlığı söz konusu iken diğerinde tamamen dünya odaklı insanların duygularıyla oynayan aslı var mı yok mu belirsiz olan bir programdan söz ediyorum.

Buradaki tebliğ vazifesi kutsaldır. İnsanların irşad edilmesi ve hak yolu bulması amaçlanır. Zaten böylesi bir amaç yoksa diledikleri kadar bedel beklentisi olabilir. İsterlerse trilyonlar kazansınlar gözümüz olmaz. Burada ortak bir değerimiz üzerinde mütalaada bulunmayı amaç edindiğim için lütfen herkes döküp düşünmelidir. Bu dünyanın yalan dolan bir yığın oyuncaklarıyla hemhal olmak isteyen kesimler varsa buyursunlar. Ama ortak değerimiz, ortak kaygımız, ortak beklentilerimiz olan bu önemli vazifeyi ifada daha hassas olmalı ve kendimize çekidüzen vermeliyiz. Bu noktada ikna edici mantıki gerekçeler sunulmadığı sürece her kafadan bir ses çıkacaktır. O yüzden Diyanet İşleri Başkanlığımızın söz konusu konuyu aydınlatması ve hassas insanlarımızın zihninde beliren kuşkuları tamamıyla sıyırıp atması beklentimizdir. Gerçek anlamda fıkıh otoritesi olmuş ağızlardan bu konuyla alakalı net bir açıklama gelmediği sürece insanların konuya şüpheyle yaklaşımını engelleyemezsiniz. Dini tebliğde amaç insanların hakkı ve doğruyu bulması hedeflenir. Onları ateşe götürecek etkenlerden kurtulmalarını temin etmek birinci derecede önem arz eder.

Yoksa hedef, yüksek rakamlar alan hocaların aldığı veya aldığı iddia edilen astronomik rakamlar değildir. Onların havuzlu villalarda oturup oturmadıkları değildir.

Kalplerde olanı elbette ki rabbimiz bilir. Biz özelikle yüce dinimizle alakalı konularda daha hassas davranmamız gerektiğidir. Sadece ramazan ayında ve yılın kalan aylarında cuma günleri yayınlanan dini programlarla halkımızın gazını alan televizyon kanallarını zaten hiç ciddiye almıyorum.

Bakar mısınız? O kanallardan birinde de günün 18 saatinde dünyanın bilmem neresinde ki adada kameralar önünde vücudunun en mahrem yerlerini insanların göz zevkine ikram eden ve adına da masumca yarışma (!) denen yayına bile ramazanda sahur ve iftar vakitlerinde mola verilerek insanlarımıza dini yayınlar sunabiliyorlar.

Yılın bir ayının toplamda ancak 24 saat tutabilecek bir programa karşın kalan 11 ay ve ramazan ayı hakkına kullanılan dışında kalan saatler…

Ne düşünüyorum, biliyor musunuz? Rabbimiz katında hesabımız oldukça çetin geçecek.

Bu yazı toplam 285 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.