1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. İstanbul Ve Roma
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

İstanbul Ve Roma

A+A-
Aşağıdaki yazımın bir kısmını   İlhan Selçuk’un  yazısından alıntı yaparak yazdım. Yazdım ki, düşünesiniz ve bugünkü  geldiğimiz noktada, dünkü ile nasıl bir fark olduğunu göresiniz diye…

Komünist yönetim yıkıldıktan sonra Rusya’da Hıristiyanlığın yeniden canlanması beklenmedik bir oluşum değil... Moskova’nın yeni patriği Kirill’in İstanbul’u ziyaretinin bu bakımdan özel bir anlamı var...
Geçtiğimiz günlerde sosyal medya’da okudum. Rusya yetkililerinden birisi aynen şöyle diyordu:
“Türkler bizi uyutmuş. Silahını, tankını kendileri yapmaya başladılar. Osmanlı yeniden canlanıyor. Tedbirini alalım”

Gerçi Hıristiyanlık, Katoliklik, Ortodoksluk, papalık, patriklik üzerine laf etmek de kolay değil...

Bu dünyanın tarihi başlı başına bir âlem...

Gelelim birde Osmanlı dönemine, Fatih Sultan Mehmet dönemine…
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldığı zaman, bu kent Ortodoksluğun Kâbesi gibiydi...

Katolikliğin başında ise papa bulunuyor, Roma’da saltanat sürüyordu...

İstanbul ile Roma, Hıristiyanlığın iki merkezi idiler...

Aralarındaki rekabet ve çatışma öylesine yoğunlaşmıştı ki İstanbul’daki kilise papazları Türkler kentin kapısına dayanınca demişler ki:

- Biz Türklerin sarığını kardinal şapkasına yeğleriz...

İstanbul 1453’te fethedildi...

Ama kent bugün bile Ortodoksluk dünyasının merkezi...
Değil diyenlerle oturup konuşabilirim.

Moskova Patriği Kirill, İstanbul’u Ortodoksluğun payitahtı gibi boşuna değerlendirmiyor...

Ulu Hakan Fatih, İstanbul’u alarak Ayasofya kilisesini camiye çevirdikten sonra patrikhanenin “faaliyete” geçmesini bir fermanla emretti...

Yavuz Sultan Selim de Mısır seferinden sonra hilafeti İstanbul’a getirdi...
Şimdi ise hala bir kesimde, Yavuz Sultan Selim eleştirilir. Allah izan versin. Ne diyelim.

Patrik ile halife aynı kentte, Osmanlı egemenliğinde yan yana yaşamaya başladılar...
Selçuklu ve Osmanlı yüzyıllarda  birçok etnik kökeni birleştirerek kardeşce bir arada yaşadılar. Din- iman ayrımı yapılmadı. Herkesin inancına saygı vardı. Cami, kilise, Sinegog, Havra yan yana idiler. Bugün aynı durumda mıyız?
Aynı dine inanan,
Aynı Allah’a avuç acan,
Aykı kıbleye yönelen insanlarımız maalesef bir birinin canını alıyor. Bu fitneyi, bu çirkinliği, bu düşmanlığı aramıza kim soktu ?

Ancak bu, her şey sütliman olacak anlamına gelmiyordu...

Daha önce yaşanan serüvenleri bir yana bırakalım, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bastırdığı “Nutuk”un 3’üncü cildinin birinci sayfası şöyle başlar:

“Pek mevsuk elde edilen malûmata göre Rum Patrikhanesi’nde Mavri Mira isminde bir heyet teşekkül etmiştir
. Heyet doğrudan doğruya Venizelos’tan talimat alıyor. Vazifesi, Osmanlı vilayetleri dahilinde çeteler teşkil ve idare eylemek, mitingler ve propaganda yapmaktır. İstanbul Patrikhanesi ve Yunan Konsoloshanesi silah ve cephane deposu halini almıştır ve hatta kiliseler ibadet yerinden ziyade askeri ambarlar gibi kullanılmaktadır.”

Qeki, şimdi Türkiye’nin durumu nasıl,  fark bulabiliyor muyuz. İç ve dış düşmanlarımız  nasıl faaliyet gösteriyor. Kör olanlar bile bunları görmesi gerekmez mi ?

Doğrusu Atatürk’ün Nutuk’unda okuduğumuz bu satırlar Fener Patrikhanesi’nin sicilinde kötü anıları vurguluyor...

Son günlerde Fener Patrikhanesi’yle Heybeliada Papaz Okulu üzerine öyle yoğun bir çalışma ve propaganda çabası var ki işin tarihsel gerçeğini biraz hatırlamakta ve kurcalamakta yarar olduğunu düşündüm...
 Türk- Kürt, Alevi –Sunni demeden uyanmalıyız. Dinimiz, vatanımız, bayrağımız üzerine oynanan oyunları bozmalıyız. Allah yardımcımız olsun.
Bu yazı toplam 100 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.