1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. İstiklâl Marşı
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

İstiklâl Marşı

A+A-

İstiklâl Marşı’nın kabulünün 91. yılındayız.

Kurtuluş Savaşımız’ın en çetin döneminde, yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti devletinde batılı devletlere özenmeden kaynaklanan psikolojiyle bir millî marşa duyulan ihtiyacı göz önüne alan zamanın Milli Eğitim Bakanlığı, 1921 yılında bunun için bir şiir yarışması düzenler. Yarışmaya 724 şiir katılır. Kazanacak şiire 500 altın ödülü konduğu için başlangıçta Mehmet Akif Ersoy katılmak istemez. Ama Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver’in ısrarı üzerine, ödülü almamak kaydıyla ve Hasan Basri Çantay’ın da araya girmesiyle Ankara’daki Tâceddin Dergâhı’nda 48 saatte yazar şiirini.

Yapılan seçim sonunda, Mehmet Akif'in "Kahraman Ordumuza" hitabıyla başlayan şiiri 12 Mart 1921 günü TBMM’de büyük çoğunlukla  İstiklâl Marşı olarak kabul edilir. Aynı yıl bir de beste yarışması açılır, ama kesin bir sonuç alınamaz. Bunun üzerine Millî Eğitim Bakanlığı'nca Ali Rıfat Çağatay’ın bestesi uygun görülerek okullara duyurulur. 1924'ten 1930'a kadar marş bu beste ile çalınır. O yıl bunun yerini, Cumhurbaşkanlığı Orkestrası şefi Zeki Üngör'ün 1922'de hazırladığı ve halen söylenilen batı tarzı, -bana göre- cenaze marşını andıran  bugünkü beste alır.

Mehmet Âkif Ersoy, yazdığı İstiklâl Marşı'nda, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılacağına olan inancını, Türk askerinin yürekliliğini ve fedakârlığını, Türk milletinin bağımsızlığına olan düşkünlüğünü, Hakk’a, hakikâte, iffetine, namusuna, yurduna ve dinine bağlılığını dile getirir. Şiirin bütünü, dörtlükler halinde yazılmış kırk bir mısradır. Son kıta ise beş mısradan oluşur.

Mehmet Âkif, İstiklal Marşı’nı Türk Milleti’nin eseri olarak kabul ettiği için Safâhât’ına almamış ve kahraman ordumuza hediye etmiştir.

“Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O, benim milletimin yıldızıdır, parlayacak
O, benimdir; o, benim milletimindir ancak!”

Mısralarıyla Mehmet Âkif Türk Milleti’ne sesleniyor. Ümit ve güven içeren sözlerinde:

Ey Milletimi Yurdumuzun düşmanlar tarafından kuşatılmış olmasına bakarak bayrağımız için endişe etme, korkma. Çünkü bu topraklar üzerindeki en son ocak sönmeden, en son fert bu uğurda canını vermeden bayrağımıza, bağımsızlığımıza kimse el uzatamaz.

Rengini şehitlerimizin kanından alan ve şafaklarda bir alev gibi dalgalanan bayrağımız milletimizin yıldızı ve bağımsızlık sembolüdür. Gökteki yıldıza el sürülemediği gibi, milletimizin yıldızı olan bayrağımıza ve dolayısıyla da bağımsızlığımıza düşmanlar dokunamaz. O Türk Milleti’nindir ve daima öyle kalacaktır.

“Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl,
Kahraman ırkıma bir gül!.. Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz, dökülen kanlarımız sonra helâl.
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl.”

Mısralarıyla Âkif, bayrağımıza sesleniyor:

‘’Uğruna canımı vereyim, ne olur kaşlarını çatma ey hilâl kaşlı güzel bayrağım. Bize neden dargın ve azarlar gibi bakıyorsun? Seni, o nazlı nazlı dalgalandığın göklerimizden indirmelerine, bağımsızlığımızı tehlikeye düşürmelerine izin vereceğimizi mi sandın? Kahraman milletim hür yaşamak ve seni hür yaşatmak için çok kan döktü, şu anda da dökmektedir. Sen bize kaş çatarak, uğrunda yapılan bu fedakârlıkları hiçe sayarsan, dökülen kanlarımız sana helal olmaz. Doğruluk ve adalet için çalışan, Allah’a inanarak sadece O’na kulluk eden. İstiklâli uğruna canını veren milletimin hakkı bağımsızlıktır, hür yaşamaktır.’’

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.”

Mısralarıyla Âkif, hürriyet kavramını işliyor. ‘’Ben’’ kelimesi ile Türk Milleti’ni kastediyor ve: ‘’Ben, yaratıldığı günden beri hür yaşamış bir milletim, bundan sonra da hür olarak yaşayacağım. Beni tutsak edeceğini düşünenler ancak aklıyla zoru olanlar, delirmiş olanlardır. Onların bu aptalca ve çılgınca düşüncelerine şaşarım. Çünkü ben ve benim şahsımda Türk milleti, Şimdiye kadar hiç tutsak olmamıştır. Özgürlüğümü elimden almak isteyenlere karşı kükremiş bir sel gibi coşar, önüme çıkan bütün engelleri çiğner, aşar geçerim. Bu uğurda dağları parçalar, uçsuz bucaksız denizlere bile sığmam, yine taşarım.’’

“Garb’ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
‘’Medeniyyet!’’ dediğin tek dişi kalmış canavar!”

Mısralarıyla Âkif, sömürgeci, saldırgan batıya çatmakta, medeniyet adı altındaki saldırgan tutumunu kınamakta, gerçek yüzünü ortaya çıkarmaktadır.

“Batılı orduların en modern silahlarla, tank ve toplarla, tıpkı çelikten bir duvar gibi üzerimize yürümesi bizi korkutup yıldıramaz. Türk Milleti’nin öyle bir iman gücü, şehitlik inancı vardır ki, o imanlı göğüslerin her biri bir kale gibidir. Bu imanlı göğüsler karşısında en modern silahlar bile etkisiz kalır, yok olur, parçalanır.

Onların homurtuları, ulumaları da seni korkutmasın; çünkü sen yücesin, büyüksün! Medeniyet maskesi takarak etrafa saldıran, zayıfları ezen ve sömüren bir canavar, bizim imanlı göğsümüze en ufak bir korku veremez. Zaten ‘’Medeniyet’’ adı altında yapılan bu vahşiliklerden sonra onun gerçek canavar yüzü ortaya çıkmıştır. O canavarın tek dişi kalmıştır ve bize asla zarar veremez.’’

“Arkadaş! Yurdumu alçaklara uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hâyâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın...
Kim bilir, belki yarın... belki yarından da yakın.”

Bu kıtada Âkif, Türk Milleti’ne, onun kahraman askerlerine ümit ve kararlılık aşılıyor ve:

“Arkadaş! Alçakların yurduma girmesine kesinlikle izin verme! Yurduna saldıran düşmana gövdeni siper et! Onlarla şehit oluncaya kadar savaş! Onların utanmaz ve arlanmaz saldırılarına, karşı dur! Cenâb-ı Hakk mutlaka sana yardım edecektir. Çünkü Allah, sabreden ve korkmadan, Hakk yolunda savaşan mü’minlere zafer vereceğini Kuran-ı Kerim’de va’d etmiştir. Allah’ın bu yardımı belki yarın, belki yarından da kısa zamanda ortaya çıkacaktır ve düşman perişan edilecektir.”

“Bastığın yerleri ‘’toprak!’’ diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır atanı.
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.”

Bu kıtada, kutsal vatan ve vatan toprağı ele alınmakta, Büyük Şair gençlere, özgürlüğün ve üzerinde yaşadıkları toprakların önemini ve özelliğini iyi bilmeleri gerektiğini anlatır:

“Bastığın yerleri (toprak) deyip geçme! Geçmişini iyi öğren! Çünkü bu vatan toprakları, uğruna şehit düşenlerin kefensiz olarak gömüldükleri, her karışı şehit kanlarıyla yoğrulmuş olan kutsal topraklardır. Sen ki; dini, vatanı, namusu uğruna canını vererek, Allah katında makamların en yücesi olan şehit’lik mertebesine ulaşmış bir ecdadın çocuğusun. Vatanına ve bağımsızlığına gereken değeri vermez, onu atalarının koruduğu gibi korumazsan, ataların incinir, üzülür. Bu cennet vatanı her ne pahasına olursa olsun korumalı, karşılığında dünyaları da alsan bu yurdun bir karış toprağını bile vermemelisin.”

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.”

Burada Âkif, vatan sevgisini, bağımsız yaşanan vatan toprağının yüceliğini anlatır:

“Bu cennet vatan uğruna canını vermeyecek olan kim vardır? Bak işte herkes bağımsız yaşayacağı vatanı uğruna canını vermek için hazır bekliyor. Şimdiye kadar bu uğurda o kadar çok yiğit canını verdi ki; her karış toprakta bir şehit yatmaktadır. Toprağı sıksan, şehitlerin kanı fışkıracak kadar çok şehit verilmiştir. Allah canımı, canım kadar sevdiğim şeyleri, bütün varımı, yoğumu alsın; yeter ki beni bu vatanımdan ayrı ve uzak bırakmasın.”

“Ruhumun senden, İlâhi şudur ancak emeli:
Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ-mahrem eli;
Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.” Burada Âkif, din ve vatan uğruna şehit olanların ruhlarına tercüman oluyor.

“Yüce Allah’ım! Ruhumun senden tek arzusu, isteği, dileği şudur: Uğruna canımızı verdiğimiz yurdumuza düşmanlar girmesin, mabetlerime, kutsallarıma yabancılar el sürmesin! Okunan ezanlardaki şahadetler; ‘Eşhedü enla ilahe illallah, Eşhedü enne Muhammeden Resulullah’
sözleri milletimizin Müslümanlığının ve bağımsızlığının ilk şartı ve temelidir. Özgürlüğümüzün sembolü olan bu ezanlar yurdumun her köşesinde okunsun ve Allah’tan başkasına kul olmayacağımız anlaşılsın. Milletimiz kıyamete kadar hür yaşasın.’’

“O zaman vecd ile bin secde eder, varsa taşım;
Her cerihamda, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden nâ’şım!
O zaman yükselerek Arş’a değer, belki başım.”

“O zaman (mabetlere düşman ayağının basmadığı, ezan seslerinin yurdun her köşesinde duyulduğu zaman) yeryüzünde bir mezar taşım bile varsa, sevinç ve mutluluktan çoşkuyla secdeye kapanacaktır.
Milletimin hür olduğunu görmenin ve şehitlik makamına ermenin kıvancı ile sevinç göz yaşlarım, savaşta aldığım yaralardan boşanır. Cesedim, cisimsiz bir ruh gibi göklere o kadar yükselir ki; belki göğün en yüksek katı olan Arş’a (Allah’ın yüce katına) ulaşır.”

“Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl.”

İstiklal şairi Mehmet Âkif, bu son kıtada tekrar şanlı bayrağımıza hitap ediyor:

“Şanlı bayrağım! Sen de artık şafaklar gibi al renginle, göklerimde hür ve mesut olarak dalgalan. Sabah şafağının ardından görülen aydınlık gibi, Türk Milleti de bu sıkıntılı ve karanlık günlerden sonra aydınlığa kavuşacaktır. Uğruna dökülen kanlarımızın hepsi helâl olsun. Artık Türk Milleti’nin yok olması, dağılması diye bir şey abediyyen söz konusu olamaz. Çünkü; daima hür yaşamış olan, daima tek olan Allah’a inanan ve ona kulluk eden, daima vatanı uğruna çarpışan, şehit olan milletimin bağımsız yaşaması her zaman hakkıdır.’’

Yine merhum Âkif’in sözleriyle; “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın!...” temennisiyle noktalıyorum yazımı.

 

Bu yazı toplam 425 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.