1. YAZARLAR

  2. Ahmet Turan

  3. İYİ GÜNE, KÖTÜ GÜNE ÖRNEK KADIN
Ahmet Turan

Ahmet Turan

Yazarın Tüm Yazıları >

İYİ GÜNE, KÖTÜ GÜNE ÖRNEK KADIN

A+A-

Çarşamba günü yayınlanan ve boşanmaların evliliklerden fazla olduğuna dikkat çeken ‘İyi günde, kötü günde birlik olmalı’ başlıklı yazımıza hatırı sayılır yorum aldık. Bizzat arayan dostlarımızda ‘Asli görevimizi hatırlattığın için teşekkürler’ diyerek destek oldular.
Aslında aile kurumu ülkemizin beka sorunu ile eş değerdir.
Ailesi olmayan ülkelerin toplum yapılarında dağınıklık ciddi oranda dikkat çekmektedir. Bu ülkelerde aile dağınıklığı yüzünden yaşanan toplumsal sorunların ekonomik güç sayesinde aşıldığı aşikardır.
Bizim gibi Müslüman ve dünyaya nizam vermiş bir ülkenin evlatları bu sorunu uzun süre taşıyamaz. Ecdadında bunun önekleri yoktur.
Yuva kuranlar iyi günde de kötü günde de bir ve beraberdirler.
Bir önek vereyim.
Hem de Osmanlı Sarayı’ndan.
1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonrasında Osmanlı topraklarının üçte biri Rusya'nın işgaline uğramıştır. Kıbrıs da Ruslara gözdağı olsun diye İngilizler tarafından işgal edilmiştir. 
Kurtlar puslu havayı severmiş. 
Ne kadar doğru... 
Bu ağır bunalım ortamında iki Fransız banker (Lorando ve Tubini) Abdülaziz'e verdikleri borçları geri alamayınca Fransa hükümetini harekete geçirirler. Fransa da Midilli adasına el koyar ve Osmanlı Devleti bu iki bankere olan borcunu ödeyinceye kadar da adayı boşaltmayacağını bildirir. 
Fransa'nın verdiği süre 1901 Kasım'ında bitiyordur. Bu tarihe kadar Osmanlı hazinesi 500 bin altın olan borcunu ödeyemediği takdirde Midilli, kayıp topraklarımıza eklenecek, sınırlarımız bir adım daha geriye çekilmiş olacaktır. 
Vaktiyle hesapsız kitapsız alınan ve atıl yatırımlara giden borç, faizleriyle üstelik tam 750 bin altına yükselmiş durumdadır. 
Sultan Abdülhamid işte bu dağlaşan borcu ödeyememenin sıkıntısı içerisinde kıvranmaktadır. Onun bu sıkıntısı, tabiatıyla haremde kadınlar arasındaki fısıltı trafiğine dahil olmuştur. Fatma Pesend Hanım ve saraydaki kalfası, onun yaşadığı sıkıntının farkındalar.
Fatma Pesend Hanım, günün birinde kocasının huzuruna gelerek, "Acaba cihan Padişahını bu kadar kaygılandıran şeyin ne olduğu bana söylenemez mi?" deyince, Abdülhamid, "Bilmiyor musun? Midilli meselesi. Ne yapacağımı daha kestiremedim" cevabını verir. 
Fatma Hanımın karşılığı ise şu olur: "Ben de bunun için geldim. Siz ve ben bir aileyiz. Ailede dertler de, mutluluklar da ortaktır." Bu söze Abdülhamid, "Ne demek istediğini anlıyorum ama, teşekkür ederim" diye cevap verir, hanımının parasını devlet işlerine karıştırmak istemez belli ki. 
Ama Fatma Hanım ısrarlıdır: "Ben size sıkıntınıza sebep olan paranın hiç değilse bir bölümün verebilirim... Belki de tamamını." Fatma Pesend Hanım zengin bir ailenin kızıydı. Babasından kalma hatırı sayılır bir mirasa konmuştu. Abdülhamid bu parayı nasıl geri ödeyeceğini düşünür: Fatma Pesend Hanım'm cevabı müthiştir: "Bu devlete benim borcum yok mu, dersiniz! 
Geri isteyen kim?
 "Öyle ya, bu devlet sayesinde yetişmiş, onun sayesinde bu nimetlere erişmiş, saraya kadar girmiştir. Devlete olan borcunu ödemek istemektedir. 
Beklediği fırsat ayağına gelmiştir bir bakıma... Abdülhamid çok uğraşır hanımını vazgeçirmek için. 
"Çok gençsin... Önünde uzun yıllar var... Benim fazla bir miras bırakacak durumda olmadığımı senin bilmen lazım... Hayatın insanın önüne ne dökeceği belli olmaz..." der. 
Fakat Fatma Pesend Hanım, parayı özellikle vermek istediğini söyler. Çok duygulanır Sultan Abdülhamid ve parayı alır. Faizleriyle birlikte 750 bin altına yükselmiş olan borcu pazarlıklar sonucu 502 bin altına indirtir. Büyük bölümünü hanımından aldığı parayla tamamladığı bu borcu ödeyerek Midilli adasını Fransız işgalinden kurtarmayı başarır. 
Ecdadında şahsî servetiyle devlete olan borcunu ödediğini düşünen ve bundan gurur duyan saraylı hatunları olan bu milletin kadınları, kızları eşinizin dar zamanında yanında olmak sizi yüceltir. Yuvayı perçinler.

Bu yazı toplam 1170 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar