1. YAZARLAR

  2. Ahmet Yıldız

  3. Kabak Sahibi!
Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız
Yazarın Tüm Yazıları >

Kabak Sahibi!

A+A-
Geçen günlerde Konya’dan davetten gelirken dostlarla Sırçalı Uygur Lokantamıza uğradık. Bir çay içip sohbet edelim. Dedik maşallah bütün odalar dolu.

Salonda bir masaya oturduk. Daha bir çay bile içmeden Ulupınar’ın yağız çocuğu;

--- Ne o Ahmet Başkanım, bir hazırlık mı var? Önünde kağıt yine sağdan yazmaya başlamışsın? Diye sordu.

--- Bizim dostlarla böylesi mekanlarda sohbet etmemiz ne zamandan beri kusur olmuş? Diye cevap verdim. Baktım amca işkilleniyor. Haydi eyvallah, diyerek kalktık.

İnsan ne düşünüyor, gönlünden ne geçiriyorsa, bunu hareket ve sözleriyle belli eder; açığa vurur.

Devamlı kafasında ve gönlünde taşıdıklarının gündemde kalmasını ister.

Gündemde kalmak uğruna vesvese yapar, daha ötesi senaryo yazar. Başrolü kendine verir zira senaryoyu yazan kendisidir. Ancak, bizim böyle kaygımız yok.

Ancak, dünde var olduğumuz yerin tarumar olmasına sevinmekten öte üzülürüz. Bu duyarlılığımızı yanlış anlamak istiyorsanız siz bilirsiniz.

Daha önce bu köşeden kabağın sahibi var, başlıklı hikayesi ile birlikte yazı yazmıştım. Tekrar hatırlayalı mı?

Vaktiyle bir derviş nefisle mücadelenin sonuna gelmiş, bundan sonra her tür süsten ve gösterişten arınacaktır sadece yamalı bir hırka giymekle bu iş olmayacaktır.

Hayatındaki her tür süsten de arınacaktır, onun için saç, sakal ve bıyıktan da arınması gerekmektedir.

Soluğu berberin koltuğunda alır.

---“Vur usturayı berber efendi” der.

Aynada kendini izlemektedir, başının sağ tarafı tamamen kazındığı sırada kapı açılır, içeri yağız bir kabadayı girer.

Koltukta oturan dervişin tıraş edilmiş kafasının sağ tarafına bir şaplak yapıştırır

---“ Kalk bakalım, kabak babalık, kalk ta bir tıraş olayım” der.

Dervişlik bu, sövene dilsiz, vurana elsiz olmak gerek, kaideyi bozmaz, ses çıkarmaz, usulca kalkar. Berber mahcup, fakat korkmuştur ses çıkaramaz.

Kabadayı koltuğa oturur, tıraş başlar ancak küstahlığına devam etmekte, sürekli laf atmakta “kabak aşağı, kabak yukarı” dervişle dalga geçmektedir.

Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar, tam o esnada geminden boşalan at arabası yokuştan aşağı hızla üstüne gelmektedir.

Kabadayı şaşkın bir an kalır, arabanın ortasındaki demirin karnına saplanmasıyla oracıkta ölür, yığılır kalır.

Çığlığın, bağrışmanın sesine kapı önüne çıkan derviş ve berber yerde yatan kabadayıya bakarken, berber dervişe döner

--- “Biraz fazla olmadı mı? Erenler”

Derviş mahzun bakarken, düşünceli bir ifadeyle

--- “Vallahi gücenmemiştim, ona hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki bu kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!”

Hikâye böyle, ama hayat da böyle!

Enseye, kafaya vurup vurup dalga geçen sahte kabadayıların, kabağında bir sahibi olduğunu, bu sahibin en affetmeyeceği şeyin, kibir ve koltuklarına, makamlarına, rantlarına yapışanlar bunun bedelini çok değişik bir şekilde ödedikleri görülür. Ki, bu kaçınılmaz sondur.

Anlayacaklar ama çok geç olacak.

Cambaza bak, cambaza bak! Diyerek bir yere varamayız. Yarın çok geç olacaktır.

Dem bu demdir dem bu dem,

Bundan gayrısını nidem?

Can giderken vefasız Cananın gelmesi artık kıymet ifade etmeyecektir.

Öyle ise Can gitmeden cananın kıymetini bilelim. Kıymet bilenleri gırgıra değil de onları tecrübesinden dem alalım. Derseniz iyi olur. Değil mi?
 
Bu yazı toplam 43 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.