1. YAZARLAR

  2. Kerim Candan

  3. Kabak Tadı Verdi
Kerim Candan

Kerim Candan

Yazarın Tüm Yazıları >

Kabak Tadı Verdi

A+A-

Mübarek Ramazan ayına girmiş bulunmakla birlikte Ramazanın feyzi ve bereketi, oruç ibadeti, iftar, sahur ve sakız çiğnemenin orucu bozup bozmayacağı ile ilgili tartışmalara şahit oluyoruz. 
Bu yıl ben daha duymadım ama eskiden oruç tutmadığı için dayak yiyen vatandaş haberleriyle egemen medyada kopartılan yaygara ile muhafazakâr ve dindar insanlar baskı atına alınırdı. Bir kaç gün medyada, Türkiye'de irticanın hortladığından laiklerin baskı altında olduğuna dair bir düzine haber başlıklarıyla dindar insanlar aşağılanırdı. Sipariş haberler ve programlarla sözde cehalet ve yobazlık üzerine nutuklar atanlar cehalet ve yobazlığın alasını yaparlardı. Sonradan adi bir kavga olayının faillerinden birisinin oruçlu ya da oruçlu olmaması ile kurulan asgari bir ilginin bu haberlere kaynak olması için yeterli olduğunu öğrendiğimizde iş işten geçmiş olurdu. 
Ben de kendi adıma bu haberleri duyduğumda şaşırır hangi oruçlu Müslüman’ın oruçlu oruçlu hangi enerji ile bu saldırıyı yaptığını anlamaya çalışırdım! Ayrıca oruç tutmadığı için sözde ötekileştirilen yemek yiyecek bir yer bulamadığı için mağdur olan insan uzaydan mı geldi diye düşünürdüm. Oysa serbest piyasa vardı lokanta ve restaurant çalıştıran birçok esnaf ramazan ayında çalışmak yerine kendi kararları ile iş yerlerini kapatırlar. Hem iş olmadığı hem de kendileri de oruçlu oldukları için ramazan ayı boyunca tatil yaparlardı. Oysa oruç tutan birisinin değil kavga etmek birisini dövmek için bile çok istekli olacağını zannetmiyorum. Oruç tutan birisi oruç tutmayana değil baskı kurmak onlar rahat rahat yiyebilsin diye çok zaman ya yolunu değiştirir ya da görmezden gelip niyetli olduğunu saklamak ister.
Her yıl devam ede gelen bu tartışmalara son yıllarda yüksek ücret aldığı iddia edilen dini program sunan hocalar da eklenmiş oldu. Neymiş efendim, “bu hocalar çok para alıyormuş”, “bu para helal değilmiş”, “dini istismar ediyorlar” gibi bir sürü eleştiri ve hakarete tanık oluyoruz. Bana kalırsa ilmi birikimi ve programa ayırdığı zaman için hoca efendilerin ücret alması gayet doğaldır. Eğer sokakta ya da çarşıda kendisine dini soru soran birisinden ücret isterse o zaman haram işlemiş olur. Neticede TV kanalları ticari bir kuruluştur. İlber Ortaylı, Cem Yılmaz ya da Hülya Avşar yüksek ücretler alırken ses etmeyenler Nihat Hatipoğlu’nun ücret almasına hakaret ediyorlar. Din adamları bu insanlardan daha az önemli bilgiler mi anlatıyorlar da eleştiri ve hakarete maruz kalıyorlar? Ben kendim çok izlemiyorum ama izleyen insanlar çok olmalı ki TV kanalları reytinglerini artırmak için bu programlara yer veriyorsa bundan da memnuniyet duyarım. 
Bu aslında bilinçaltımıza kodlanmış olan din adamlarına bakışımızın bir yansımasıdır. Zengin bir sanatçı, popçu ya da topçu olabilir ama zengin bir din adamı olamaz. Olursa ya çalıyordur ya da dini istismar ediyordur. Şunları da duyduğumuz oldu. Jeepe binen sakallı bir insan ya da çok alış veriş yapan tesettürlü bir bayana karşı ön yargılı ya da iftira atıp aşağılamak isteyenlere de tanık olduğumuz oldu. Çünkü bilinçaltı kodlama dindarlar ve din adamları ya fakirdir ya da zenginse hırsızdır. Dindar insanların görünürlüğünün artmasına ve çevreden merkeze gelip devlet yönetmek dahil ekonomiye, sanata ve ticarete yön vermesine tahammül edemiyorlar. Bu nedenle de ya hırsız oluyorlar ya da ihalelerden nemalanmakla suçlanıyorlar. Bunları çok dillendirenler aslında “neden biz çalamıyoruz ya da nemalanamıyoruz” demek istiyorlardır. Çünkü onların gözünde helal kazanmak ya da dürüstçe bir işte başarılı olmak mümkün değildir.
Bir köyde ahali toplanıp bir cami yaptırmışlar fakat camiye hoca atanmamış.  Ramazan da yaklaşınca haliyle ezan okuyup, namaz kıldıracak hoca lazım, köylüler kendi aralarında para toplayıp bir hoca çağırmışlar.  Hoca 1 aylığına köye gelmiş. Sevgi, saygı bol, hürmette kusur yok. Muhtar, “hocam Ramazanın ilk günü bizim misafirimiz olun” demiş.  Hoca da kabul etmiş fakat muhtar eve haber vermeyi unutmuş. İftar yaklaşmış, eve gitmişler. Muhtar, “hocam affedin, eve haber vermeyi unuttum” demiş. Hoca da “önemli değil, ne piştiyse, Allah ne verdiyse onu yeriz” demiş. Sofraya oturmuşlar, evin hanımı “hocam geleceğiniz haber verilmedi bana, bugün de sadece kabak yapmıştım” der. Hoca da “zararı yok, kabak en sevdiğim yemeklerdendir, hem kabak cennetten çıkmadır” diye methetmiş. Hoca kabağı çok beğenince, evin hanımı sahurda da hocaya kabak ikram etmiş. Ertesi gün olmuş, köy halkından biri hocayı davet etmiş. Köylü hanımına demiş ki “hanım, muhtarın evine git bir sor, hoca neleri sever öğren” demiş. Köylünün hanımı gidip muhtarın karısıyla konuşmuş, muhtarın karısı hocanın kabağı çok methettiğini, çok sevdiğini söylemiş. Köylünün hanımı da “o zaman biz de kabak yapalım” demiş. Hocaya iftarda ve sahurda kabak ikram edilmiş. Malum misafirlik, hoca da bir şey dememiş. Bu böyle 1 gün, 2 gün, 3 gün, 4 gün diye Ramazanın sonuna kadar gitmiş, Ramazan bitmiş, hocaya sormuşlar “hocam rahat edebildiniz inşallah, iyi geçmiştir umarız Ramazanınız?” Hoca da “Ramazan iyiydi hoştu da çok kabak tadı verdi” demiş…
Bu hikâyedeki gibi bu dayak, din istismarı tartışmaları ve sakız sorusu da kabak tadı verdi. Bu arada yazının başlangıcındaki sorunun cevabını da vereyim. Biliyorum merak ediyorsunuz. Evet, sakız orucu bozar. Selam ve dua ile.
 

Bu yazı toplam 1477 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.