1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ali ACAR

  3. Kanaat ve İktisat
Prof. Dr. Ali ACAR

Prof. Dr. Ali ACAR

Yazarın Tüm Yazıları >

Kanaat ve İktisat

A+A-
Kanaat’ın iktisat ile yakın ilişkisi vardır. Kanaat ve iktisat İnsanın çalışarak mal alma ve servet biriktirme hevesine kapılmaması gerektiğini ifade ederken, Elinde bulunanla yetinip fazlasını arzu etmeme, kısmetine razı olma, tamahkâr olmama hâli, göz tokluğu; israftan kaçınma anlamlarına da gelmektedir. Her insanın bir kazancı daha doğrusu bir rızkı vardır. Genelde insan hayatı boyunca geçimi için endişe ederek bu konuda hırsa, telaşa ve aç gözlülüğe kapıldığı görülmektedir. İnsanın gönlü ve gözü hep yükseklerde olup daima başkalarından daha zengin ve daha iyi yerlere hevesindedirler.
Bu konuda bir alimin dediği gibi; “Mal istersen kanaat yeter. Evet, kanaat eden iktisat eder; iktisat eden bereket bulur”.
Bu bağlamda kanaat; kısmetine razı olma, Kanma, inanma. , Bir konuda meydana gelen görüş, bir konuda sahip olu­nan fikir anlamlarına gelmektedir. Dolayısıyla kanaat içerik açısından
1.   Elindekinden hoşnut olma durumu, kanıklık, yeter bulma, yetinme, fazlasını istememe, doyum.
2.   Kanma, inanma.
3.   İnanç, düşünce
4.   Kanı

O halde herkesin, “Allah’a kulluk”tan ibaret olan temel görevini yapmaya özen göstermesi, geçimi için endişe etmemesi, o konuda hırsa, telaşa ve aç gözlülüğe kapılmaması gerekmektedir.
Kanaat, sebeplere müracaat ettikten sonra, Allah’ın ihsan etmiş olduğu neticeye razı olmak anlamına gelirken, iktisat ise; verilen bu neticeyi yani ihsanı, tutumlu ve yerinde kullanmak anlamındadır. Halk deyimiyle; patronun verdiği maaşa razı olmak kanaat, o maaşı ay sonuna kadar idare edip tutumlu bir şekilde harcamak da iktisat olmaktadır.
Kanaat, tabiri yerinde ise çalıştığının karşılığını aramaya rıza göstermeyi ifade etmektedir. Cenab-ı Hak;Şukesin ki Rabbin dilediği kimsenin nasibini bollaştırır, dilediğinin nasibini daraltır. Çünkü Rabbin kullarının her hâlini bilip görmektedir.” A’raf S. (7:31.)ayetiyle kanaate alışmamızı ve rızaya çalışmamızı emir buyurmuştur.
Kanaat sahibi yoksulları, yetimleri gözardı edemez.

“Yakınlarına, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver, sakın saçıp savurma. Çünkü savurganlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.”
( 17:26-27). “... Allah israf edenleri asla sevmez

Kanaatin eş anlamlısı olan Gönül tokluğu ise; 
Allah’ın kendisi için verdiği rızka  râzı olma temeline dayanır. Bu da en büyük zenginlik ve izzettir. Çünkü bunun sonucu Allah’ın taksimine ve emirlerine teslim olmaktır. Allah’ın takdirinin kendisi için daha hayırlı olduğunu kabullenmektir. Bu sebeple gönlü tok olan insan, Allah’tan başka kimseden bir şey istemez, kimseye el açmaz. İnsanın kendisinin tam  hürriyeti ve haysiyetinin oluşumunda kanakarlık etkili olmaktadır
Elde ettiğiyle yetinmemek ise, neye sahip olursa olsun, insanı sınırsız birhırsa, sonu gelmez bir tatminsizliğe doğru sürükler.
Asıl zenginlik, –malın çokluğuna veya yokluğuna bakılmaksızın- gönül tokluğu, kalb zenginliğidir. Kiminin hem malı çoktur hem gönlü toktur. Ama kiminin de malı çoktur fakat gözü açtır, sınırsız bir mal hırsı içindedir. Nereden ve nasıl olursa olsun kazanmak ve mal sahibi olmaktan başka bir düşüncesi yoktur. Böylesi kimseler mal zengini olsalar da gönül fakiri, hırs mahkûmudurlar. Kimilerinin de malı yoktur ama, gönlü toktur. Kimsenin malında mülkünde gözü yoktur. Eline geçenle geçinir. Daha fazla kazanmaya çalışır ama, asla rızasızlık, şükürsüzlük etmez, başkalarının kazancına hased çekmez, göz dikmez. Bütün bunlardan dolayıdır ki,  kanaatin mahiyetinde gerçek zenginliğin, mal zenginliğinden  çok duygu zenginliği olduğunu ortaya koymuş, gözü ve gönlü aç  olanın  fakirliğinin, aslında, mal çokluğu ile  telâfi edilemez bir açlık olduğuna dikkat çekmiştir..
Bu durumda çevremizde böyle yaşamaya çalışanlarla organize olmalıyız. Faaliyetlerimizi bu istikamete yönlendirmeli, yürütmeli ve sürekli muhasebe yaparak heveslerimizi, alışkanlıklarımızı denetlemeliyiz ki tüketim alışkanlığımızı yönetebilelim.

Gönül tokluğu insanı, vakitlerini   güzellikler ve mükemmellikler peşinde harcamaya sevkeder. Bitip tükenmeyen bu üstünlükler,  yok olmaya mahkûm maddî zenginliklerden elbette insan için daha faydalı ve gereklidir.

İlim tahsili ve nefsin kemâli yönünde gösterilen gayretler, gerçek zenginliğe kavuşma çabasıdır. Çünkü mal, kısa sürede zeval bulur ama ilim bitmek-tükenmek bilmeyen bir hazinedir.
Öte yandan hırs ve tatminsizliğin neticesi, ferd ve toplum plânında sömürgeciliktir. Başkalarının hakkını gasbetmektir. Çalışanın hakkını vermemektir. Ramazan geliyor basından duyarız çalışanlar ramazan ayında un ,makarna yardımı..…Çalışana hakkını veriversen ne olur…
Gönül tokluğu ise, duygu ve uygulama olarak kendi kendine yetmek, kimsenin hakkına tecâvüz etmemek demektir. Maddî beklentilerin esiri olmamak için gönül tokluğu gereklidir.
Bu arada şuna da işaret edelim ki kanaat, “bir lokma bir hırka” şeklinde anlatılamaz. Zira kanaat, ele geçen ile geçinmektir, yetinmek değil.. Daha fazla kazanmak ve üretmek için gayret göstermek kanaata aykırı değildir. Ancak sınırsız bir kazanma hırsı içinde olmamak gerekir. Bu hususu, İslâm büyükleri “Dünya elimizde olmalı ama gönlümüze girmemeli” diye ifade etmişlerdir. Herhalde gerçek zenginlik işte budur. Çünkü gönlü tok kimse, elindekileri harcamasını bilir. Gözü aç ya da aşırı derecede cimri olan ise, kimseye bir şey vermez kendisi de yeterince istifade etmez, edemez. Daha doğrusu malını da yiyemez Böyle birinin zenginliğine de asla zenginlik denilmez.
    
Bu yazı toplam 213 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.