1. YAZARLAR

  2. Mustafa ÖZYURT

  3. Kanuni Ve Hızr Aleyhisselam
Mustafa ÖZYURT

Mustafa ÖZYURT

mustafa özyurt
Yazarın Tüm Yazıları >

Kanuni Ve Hızr Aleyhisselam

A+A-
Hızır Aleyhisselam Ve Yahya Efendi: Yahya efendi’nin Hızır ile buluşup görüştüğünü bilen Kanuni Sultan Süleyman, Yahya Efendi’den sürekli kendisini hızır ile tanıştırmasını ister. bir gün Yahya efendi ve kanuni, kayıkla boğaz’da gezmeye çıkmışlar. Yahya efendi yanında bir ahbabı ile gelip kayığa binmiş. birlikte giderlerken, Yahya efendi ahbabı ile sürekli dini sohbet etmiş. durumdan sıkılan Kanuni ise sürekli elindeki değerli yüzüğü ile oynuyormuş. Şeytanın işi yok ya, yüzük birden elinden fırlayıp marmara’nın serin sularına gömülmüş. Kanuni duruma sıkılmış ama padişah olduğu için de bir şey belli etmek istememiş. yüzüğünün denize düşmesini adamın can sıkıcı konuşmalarına yormuş.
Adam sürekli olarak kanuni’ye bakıyormuş…Bir müddet gittikten sonra, o zat inmek istediğini bildirince, kayık kıyıya yanaşmış. o zat ineceği sırada denizden bir avuç su alıp sultan’a uzatmış. avucundaki suda, biraz önce denize düşürdüğü yüzük varmış.
Yahya efendi hariç, kayıkta bulunan herkes çok hayrete düşmüşler.
Kanuni elini uzatıp yüzüğü alınca, adam birdenbire gözden kayboluvermiş.
Kanuni, Yahya efendi’ye dönerek: Ağabey, neler oluyor?” diye sormuş.
-o gördüğünüz hızır aleyhisselam idi, cevabını vermiş Yahya efendi.
Kanuni bunun üzerine:
-Bizi niye tanıştırmadınız? diye sorunca, Yahya efendi şöyle cevap vermiş:
-O kendini tanıttı; ama siz tanımakta geç kaldınız der. Veya “siz konuşmak değil görmek istediniz” ve gördünüz der. Bu inceliklere dikkat etmek elzemdir.
Ne demişler! Her geleni Hızır, her geceni Kadir bil”.

FİRUZ ABADİ
Firuzabadi, On dört ve on beşinci asrı görmüş büyük İslâm alimlerindendir. Arapça'dan Arapça'ya olan büyük sözlük çalışması "Kamusü'l-muhit" adlı eseri ile meşhur olmuştur. Dil, edebiyat, hadis, fıkıh ve tefsir alimidir. Uzun ve bereketli bir ömür yaşamış, çok sayıda yerleşim yerini gezmiştir. Gittiği her yerde alimlerle bir araya gelmek suretiyle fikir ve bilgi alışverişinde bulunmuştur.
Kadılık yapmış, çok sayıda talebe yetiştirdiği gibi muhtelif ilim dallarıyla alakalı olarak bir çok eser yazmıştır. Asıl adı Muhammed'tir. Kısa künyesi Ebu Tahir, lakabı Mecdüddin'dir. Firuzabadi nisbesiyle tanınıp meşhur olmuştur. Soyunun Hazreti Ebubekir'e (ra) dayandığı belirtilmektedir. Künyesi Ebu Tahir Mecdüddin Muhammed bin Yakub bin Muhammed el-Firuzabadi şeklindedir.
1329 yılında İran'ın Şiraz vilayetine bağlı Kazerun kasabasında dünyaya geldi. Babası Yakub'un dil ve edebiyat alimi olduğu bilinmektedir. Çocukluğunu memleketinde geçirdi. İlk derslerini babasından aldı. Henüz yedi yaşında iken Kur'an-ı Kerim'i ezberleyerek hafız oldu. Bir yıl sonra da Şiraz'a gitti. Burada hem babasından hem de diğer alimlerden Arap dili ve edebiyatı derslerini aldı. Bunun dışında diğer ilim dallarında da eğitim gördü.
Bağdat'ta bulunan Nizamiye Medresesi müderrisi ve aynı zamanda Bağdat kadısı olan Abdullah bin Bektaş'tan ders aldı ve yanında kalarak yardımcılığını yaptı. Bu zaman zarfında ilim meclislerine devam ettiği gibi, medreselerde ders vermeye başladı.
Firuzabadi, seyahatlerini mümkün mertebe verimli geçirmeye büyük gayret gösterdi. Anadolu'ya geldikten sonra Yıldırım Bayezid tarafından yakın ilgiyle karşılandı. Bursa'da Osmanlı Sultanı ile görüştü. Daha sonra Timur'la da görüşme imkanı buldu.
Hayatını ilme adayan; öğrenmek, öğrendikleri öğretmek ve yazıya geçirmek konusunda büyük çaba sarf eden, yazdığı eserleriyle asırlar boyunca ilim dünyasına katkı sağladı. Soyunun Hazereti Ebubekir'e (ra) dayandığı nakledilen alim, geniş kültürü ve mükemmel hafızası ile dikkatleri üzerine çekti. İlim öğrenme hususundaki büyük gayreti, iki yüz satır ezberlemeyinceye kadar yatmamayı prensip edinmesinden açık bir şekilde anlaşılmaktadır.
Kamusü'l-Muhit adlı büyük sözlüğü ile tanınan Firuzabadi, bu büyük çalışmasının dışında bir çok ilim dalında da kendini yetiştirdi. Kitaba son derece meraklı olup satın almak için epey para harcadı. Ancak, maddi sıkıntı çekince de bazı kitaplarını satmak zorunda kaldı.
Hayâtını ilim öğrenmek, öğretmek ve eser yazmakla geçiren Fîrûzâbâdî, 1414 (H. 816) senesinde Zebîd kâdısıyken vefât etti. Oradaki Şeyh İsmâil Cebertî’nin türbesine defnedildi. (1329-1415 m.) (devam edecek)
 
Bu yazı toplam 62 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.