1. YAZARLAR

  2. Ahmet Yıldız

  3. Kara katranı kaynatsak şeker olmaz ama şifa olur!..
Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız
Yazarın Tüm Yazıları >

Kara katranı kaynatsak şeker olmaz ama şifa olur!..

A+A-

Evet, Anadolu’ya Orta Asya’dan göç eden Türklerin olmazsa olmazı her hanede her evde asırlardır muhakkak kara bir şişenin içinde kara katran bulunurdu. Özellikle hayvancılıkla uğraşanlar için katran hayati önem taşır. 

Katran sedir, çam, ardıç ağaçlarından yapılır. Ancak, en muteber olanı SEDİR KATRANI olduğu söylenmektedir. Çocukluk yıllarımızda evlerde katran ve bise şişesi bulunurdu. Babam rahmetlinin çarşıda iş yeri olması münasebetiyle hangi dükkânda ne bulunur bilirdim.

Babam rahmetli bilinen adı ile Dorlalı Eşref Yıldız ayakkabıcılık yapardı. Köyden Çumra’ya göçtüğü ilk yıllarda şimdiki Alpaslan Türkeş caddesinde esnaflık yaptı. Sonrasında rahmetli Nuri Yıldız Ağabeyime dükkânı bıraktı. Bir sure Karamankırlı Osman Koca ile birlikte nakliyatçılık yaptıktan sonra önce küçükbaş daha sonra da uzun yıllar büyükbaş besiciliği yaptı. O yıllarda katranı ben Çopur Şükrü Amcanın dükkânından alırdım.

Babam çarşıda esnaf iken dükkân komşuları Türkmen Camili Hacı Ramazan Erkoyuncu’nun oğlu rahmetli babamın ifadesi ile Türkmen Beyefendisi rahmetli Ahmet Erkoyuncu’nun manifatura dükkanı, hemen yanında Alıssalı Mehmet Toros’un Etliekmek Lokantası vardı. Rahmetli Toros Mehmet Amca öğle ezanından önce üzerinde önlükle lokantanın önüne çıkar --- Haydi sıcak sıcak gevrek bol etli etliekmek bol etli buyurun! Diye bağırırdı. 

Şimdi Kafeterya olan yer boş arsa idi. Kenarında dışı teneke iki kulübe dükkânda tenekecilik yapan bir esnaf vardı. Bahar geldiğinde ise boş arsada karpuz sergisi açarlardı. Bu serginin arka tarafında rahmetli Elmasunlu Öğretmen Mete Sındır ve arkadaşlarının yere battaniye serip burada av hazırlığı için fişek doldurduklarını merakla seyretmiştim. Siz ne yapıyorsunuz amca diye sorduğumda; fişek sıkılıyoruz dediler. İlk olarak biri fişeğin arkasına kapsülü takıyor. Diğeri arkadaşına veriyor. İki tane tas; birinde kara barut diğerinde saçma var. Küçük bir ölçek barutu fişeğe döküyor arasına kara mantar koyup parmağı ile sıkıştırıyor onun üzerine başka ölçekle saçma döktükten sonra yine üzerine karton gibi bir şeyle kapatıyor. Makinada fişeğin ağzını büküp sıkıştırdıktan sonra fişekliğe takıyorlar. Rahmetli Mete Sındır Hocanın BMV motosikleti vardı. Motoru çalıştırır çalıştırmaz av köpeği selesine otururdu.

Hemen yanında mahalleden de komşumuz olan Sadık Ünal Amcanın kahvesi vardı. Akviranlı Arafa Karaçelebi’nin testi, küp, sırça, saksı, hasır, zeytin yağı, incir, pekmez sattığı dükkânın yanında Hasan Cevizci’nin fırınının  yakınında eski Belediye başkanı Zeki Türker’in babası Mustafa Türker’in manifatura dükkanı vitrininde çeşit çeşit şapka foter bulunurdu. Aynı zamanda muhasebecilik yaptığını hatırlıyorum. Oturak Yaşar Harman’ın babasının yok yok yazan bisiklet parçaları ve nalburiye sattığı dükkân ve benim çok ilgimi çeken namı diğer Kuzuculu Çopur Şükrü Kaya Amca’nın dükkânına çok giderdim. 

Rahmetli annem, Katran, ispirto, şap, limon tuzu, sabun, kara zift gibi şeyler ısmarladığı zaman Kuzuculu Çopur Şükrü Kaya Amcanın dükkânında annemin ısmarladıklarını bulurdum. 

Katran en az 200 gramlık, yarım kiloluk, bir kiloluk ağzı sıkı sıkıya kapatılmış şişelerde satılırdı. Anam rahmetli katran şişesinin ağzını açık bırakmamamızı tembih ederdi. Katran şişesinin kapağı açık olursa tıpkı benzin gibi özü fire verir. Derdi.

Bunun yanında bazen mahallede Bozkır, Hadim, Taşkent’ten hemşerilerimiz tarafından da katran, pekmez, elma armut kurusu, üzüm satıldığını biliyorum.

İğde çalısına dolanmış çaput katran şişesine sokulur, yeni doğan buzağıların ve kuzuların ilk ağız emzirildikten sonra ağızlarına sürülürdü. Bizim evde iki tane katran şişesi olur, biri ahırda duvarda asılı durur diğeri de mutfakta olurdu.

 “KATRANI KAYNATSAN OLUR MU ŞEKER, CİNSİNİ İYİ TANI MUHAKKAK CİNSİNE ÇEKER! Demiş bizden önce yaşamışlarımız. Ya bir de dün keçi olmadan bugün katran, bise isteyenlere ne demeli? 

Ya çokbilmişlerin kendini bir şey sananların bu asil Türk Milletini ve onun en fedakâr serdengeçtilerini tanıyamamaları alay etmeleri ancak akıl tutulmasıyla tanımlanabilir.  Güngörmüş ninemin böylesi ukalalara verdiği cevap enteresandır;  Bir aile hekimi gerçekten yaşanmış olayı anlatıyor.

Yaşlı hastalara takılmayı çok severim.  87 yaşındaki nineye de takılayım dedim. Ama nine benden baskın çıktı. İşte diyaloğumuz;

---- Teyze tahlil sonuçlarına göre sen hamilesin.

---- Valla kuzum deden öldü. Bana da çoktandır senden başka erkek eli değmedi. Nasıl temizleyeceksen sen temizle!....Nenemin maşallahı var değil mi?

Katranda tat olarak şeker tadı yoktur. Ancak, asırlardır biz Türklerin kullandığı anti oksidandır. Bizim çocukluğumuzda annem bir damla katranı parmak ucuyla dilimize sürer boğaz ağrısına, ağız yarasına şifadır. Derdi, ben belki bundandır hala katran kokusunu çok severim. Ayrıca karnı ağrıyan çocuğa katran sürülmüş bezi karnına sardıkları zaman sancısı diner derin bir uykuya dalardı.

Büyükbaş veya küçükbaş hayvanlarda yaralara katran sürüldüğü zaman mikrop kapmaz çabucak iyi olurdu. Koyun kırkımında veya başka türlü yaralanmalarda sürülen katranın kokusu sineklerin konup kurt atmasını da önlerdi. Büyükbaşlarda dabak yani şap hastalıklarında hayvanların ağzına ve tırnak aralarına katran sürülürdü.

Bunun yanında bizim dağ köylerinde evlerin yapımı esnasında dama atılan ağaçların baş kısımlarına katran sürülerek hem ağaç rutubete karşı korunur hem de bu ağaçların arasına akrep, fare gibi haşerelerin yerleşmesi engellenmiş olurdu.

Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Türk Milleti olarak Anadolu topraklarında asırlardır antibaktariyel, antifungal (mantar enfeksiyonu) ve yara iyileştirme özelliği bulunan KATRAN bugü Akdeniz Projesine dönüşüyor. Olması sevindiricidir. Üsküdar Üniversitesinden Prof. Dr. Muhsin Konuk; “Bu proje, antibiyotik direncinin pik yaptığı ve yeni ilaçların olmadığı bir süreçte, kapanmayan yaraların tedavisi ile antibiyotik direnci yüksek mikroorganizmaların ortadan kaldırılması açısından geleneğe dönmenin yolunu açabilir. ”Derken Üsküdar Üniversitesi davranış bilimlerinin yanı sıra, moleküller biyoloji alanında da yürüttüğü çalışmaları uluslararası platformlarda taşımaya devam ediliyor…

Ormanın var, pınarın var, kuşun var

Dört mevsimde bulut saçlı başın var,

Bilmem amma bir uzunca yaşın var,

Mühlet nedir, ne değildir? De hele..(A.Karakoç)

7-10-11-12-13.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum