1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. KARAMSAR OLMAYALIM”GÜZEL ŞEYLERDE OLUYOR!”
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

KARAMSAR OLMAYALIM”GÜZEL ŞEYLERDE OLUYOR!”

A+A-

Son günlerde, bazı milletvekilleri İHA ve SİHA’ların orduya satılmasını kafaya takmış durumdalar ve bunun yanlış olduğunu ileri sürmekteler. Geçmişte de bu ülke “Devrim” otomobilini yaptığında, Vecihi Hürkuş’un uçak üretmesinde çok çeşitli engeller çıkarılarak, sanayi üretimi durdurulmuş ve fabrikalar kapatılmıştı. Bu Fabrikalar o gün engellenmese ve destek görmüş olsaydı bel ki de bugün dünya devi olan bir ülke olacaktık. Söylenmesi gerekeni söylemek ise İslam’ın emridir. Peygamberlerin “teblig” görevi bunu anlatır. Söylenmesi gerekeni söylemeyip susmak İslamdan değildir. O halde şunu burada söylemekte fayda vardır. Osmanlı’nın en güçlü olduğu dönemlerde, Osmanlı’lar kendi silahlarını kendileri yapıyorlardır. O zamanlar hava ordusu yoktu. Kara ve deniz ordusu vardı. Osmanlı deniz ordusunda ve gemi yapımında dünya devi olmuştu ve bu gücü ile de dünya imparatorluğunu kurmuştu. Şunu unutmayalım. Bugün tam bağımsız bir ülke olmak istiyorsak acilen kendi silah sanayimizi en üst düzeyden kurmamız gerekmektedir. İşte müttefik dediğimiz silah sahipleri her fırsatta bizi yarı yolda bırakmaktadır.
Hep karamsar bakmayı bizlere, ekonomik zorluklar, çileler, ve ülkemizin makus talihi haline getirilen darbeler, muhtıralar öğretmiştir. Taki 1970’li yıllarda merhum Erbakan, Türkiye siyasi gündemine bomba etkisi yapan bir politika ile giriverdi. O günden sonra, insanlar politikada, ekonomide, sanayide ve eğitimde güzel şeylerin, tüm zorluklara rağmen olabileceğini görmüş oldu. Ne demişti o zamanlar rahmetli Erbakan: “ Önce ahlak ve maneviyat”, bugünde buna ne kadar çok muhtaç olduğumuzu bir kez daha görmüş olduk. “Ağır sanayi ve tam kalkınmış bir ülke.”
Bugün bu yolda çok mesafe kat etmiş durumdayız. Ne ABD ve ne Rusya, tam bağımsız bir Türkiye. Bunu başarabilmenin yolunu da o zamanlar şöyle açıklıyordu: “ Tankını, Topunu, Uçağını, Motoru”nu kendin üreteceksin. “ Yani gelişmiş ülkeler gibi kalkınmanı ve refah düzeyini ivedilikle yapacaksın. 1970’lerden sonra bu ülke kalkınma hamleleri üstüne hamle yaptı ve bugün de dev adımlarla ilerlemeye çalışıyor. Amma velakin ne var ki geçmişin verdiği açığı kapatmak o kadarda kolay olmuyor. Hatta bir zamanlar rahmetliyi hayalcilikle suçlayan politikacılar bile vardı. Bu günde İHA ve SİHA üertimine darbe vurmaya kalkışanlar var. Şimdilerde uçak yapımında yeniden söz sahibi olmaya çalışıyoruz. Helikopter yapabiliyoruz, motor ar ge çalışmalarımız devam ediyor. Yerli otomobil üretiminde de durum aynı. Füzelerimiz ve insansız hava silahlarımız ile ülkemizin güvenliğini sağlıyoruz. Denizcilikte ihracata bile başladık. Enerjide nükleere geçmek üzereyiz.
Vel hasıl sanayi gelişiminde hızla yol almaya devam ediyoruz. Bu da öyle bir dönem gelecek ve ranta dönüşecek gibi geliyor bana. Çünkü Türkiye sanayi kalkınmasını geliştirdikçe Orta Asya’dan Fas’a kadar pazar payına sahip bir ülke. Demek ki ciddi bir sanayi ile bu pazarların baş aktörü olarak rantı biz kapabiliriz. Ve gelinen bu yolda bugün Milli Silah sanayiinde dışa bağımlılıkta yüzde 35’lere kadar geriledik. Tabi ki bu Türkiye lehine çok ciddi bir gelişmedir.
Ünlü şair İsmet Özel’le Berlin’de sohbet ediyorduk. O tarihte Refah partisi seçimlerden birinci parti olarak çıkmıştı. Hükumet kurma çalışmaları devam ediyordu. Ben kendisine durum çok zor görünüyor diye sordum. İslami söylem ve yaşam tarzından dolayı askeri sürekli kışkırtıyorlar. Bu durum da hükumeti kurabilir mi? dedim. “Elbette kuracak ve bu ülke artık içki içmeyen, eşi başörtülü, korkmadan cuma namazına giden bir Başbakan’a alışacak.” dedi.
Türkiye, o günden sonra özüne yani aslına adım adım dönmeye başladı. Rahmetli Özal’la namaz kılan bir Cumhurbaşkanını yeniden keşfetti. Türkiye’nin ufku değişti ve teknolojik gelişmeler hızla ilerledi. Bu gelişmelerin üzerine Ak Partili iktidar dönemleri geldi. İki binli yıllarda, baş örtülü kızlar, ikna odalarına çekilir, başlarını açmazlarsa okul senatosundan çıkartılan bir kararla okuldan uzaklaştırılırlardı. Eşi başörtülü olan yada namaz kılan subaylar varsa disiplin suçundan ordudan uzaklaştırılırlardı. Mecburi ve kesintisiz eğitim denilen sistemle, İmam-Hatip Liseleri ve Meslek Liselerinin önüne set çekilerek kalifiye eleman sıkıntısı yaşanır olmuştu. 
Her yeni Başbakan ve Cumhurbaşkanı göreve başlarken resepsiyonlar düzenlenir, burada da içkili pozlar medyaya servis edilirdi. Baş örtülü şehit anneleri evladının cenazelerine dahi alınmazlardı. Ak parti bütün bunları ve bunlara benzer problemleri birer birer çözümledi. Kuran ve Hz. Muhammed(s.a.v)in hayatı dersi seçmeli de olsa tüm lise çeşitlerine getirildi. 
Milli Ağır Sanayi’de dev adımlar atıldı. En son başkanlık sistemi ile yeni bir yönetim şekline geçildi. MHP’de burada dik duruşunu en son noktasına kadar sürdürdü. Başkan görevine başlarken Kur’anlar okundu, içkili resepsiyonlara son verildi ve bizzat Türkiye Cumhuriyeti Başkanı çok beliğ ve açık bir şekilde başlangıç duasını, hamdele ve salvelelerle kendisi yaptı. Elinde içki kadehi olan Cumhurbaşkanları yerine ağzı Kur’anlı ve dualı, alnı secdeli Başkanlar ve Cumhurbaşkanlarından sonra yeni sistemin ilk başkanı da böylece tanınmış oldu.
Sözün özünü yine yukarıda verdiğimiz İsmet Özel’in sözü ile verelim istedim.”Türkiye, Kur’an ve Ezan okuyan, namaz kılıp dua eden Başkan’a alışacak, alışmak ne kelime onu kucaklayıp çok sevecek inşallah!..
“Niyet hayır, akibet hayır.”
Selametle!...

Bu yazı toplam 921 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.