1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. KAYBOLAN YILLARIMI GERİ VERİN BANA!
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

KAYBOLAN YILLARIMI GERİ VERİN BANA!

A+A-

Bugün içimden bir şeyler karalayacağım. Umarım sizleri sıkmam. İçimden geldiği gibi yazacağım. Sözün özü sizlerle biraz dertleşeceğim. 
Yaşadığımız zaman diliminde teknoloji ile içiçeyiz. Çok değil, bundan 25 sene önce bugün yaşadıklarımızın birçoğunu hayal bile edemezdik. Biri dile getirse bile güler geçerdik. 
İşte böylesine kısa  zamanda neler oldu neler!     
Rabbim bizleri bu zaman diliminde yaratmayı murad etmiş. Rabbimizden gelen her şey başımızın üstündedir. Yorum yapma cüreti bile gösteremem, gösteremeyiz. 
Ankara’da dünyaya geldikten sonra bir süre anam ve babamla orada yaşamışız. Akabinde de babacığımın Konya’ya tayini sebebiyle Mevlana diyarı kentimize, asli memleketimize gelmişiz. O zamanlar belki de Konya’nın çıkış öncesi son evleri sayılan Aydınlıkevler’de bir eve kiracı olarak yerleşmişiz. Konya maceramız Aydınlıkevlerde başladı. Ama nasıl bir başlangıç… Hayal meyal hatırladığım müstakil tek katlı evimiz zamana inat halen ayakta duruyor. Gelişen teknolojiye rağmen zamana direnen evimiz ve diğerleri zamana inat dimdik ayaktalar. 
Ama o tarafa gittiğim zaman içimi bir hüzün kaplar. Karşısına dikilen devasa yapıların bulunduğu alanda ki boş arsada akşamı eder, babamın her akşam işten eve dönmesini bir bayram hazzında beklerdim. Komşularla sohbete doyum olmazdı. Sevgide, paylaşımda, bölüşmede dostlukta hiç riya yoktu. Her şey saf ve doğaldı. Şimdiki gibi dev marketlerimiz de yoktu. Ama mahalle bakkallarımızdan her ihtiyacımızı temin ederdik. Yan komşumuz Fadime Abla ve eşi Kazım amca ile şakalaşmalarımız halen kulaklarımda çınlar. Kazım amcam sonraki yıllarda Aydınlıkevler Mahalle muhtarlığını uzunca bir sure devam ettirdi. Çocukluk işte “Fadime Abla” demeye dilim dönmediği için ismini “Hademette” diye telaffuz ederdim. Oğlu Nazmi Abinin ismini de söyleyemediğimden ona da “Yazamort” ismi takmışım. 
Hey gidi günler!
Zaman olduğu yerde saymıyor ki aradan uzun yıllar geçti. O zamanın çocuğu, minik Serdar’ı 50’li yaşlarına geldi. Ortada ne Fadime Ablam kaldı ne de Kazım Amcam. Şimdi arada uğradığım Musalla mezarlığında ki yanyana medfun bulundukları kabir taşlarıyla avunuyorum. Arada bir uğruyorum. İçim öyle doluyor ki yazık deseler ağlayacak hale geliyorum. Şu satırları bile gözü yaşlı karalıyorum inanın… 
O günlerin en güzel hatırası olan anacığımla, babacığım Rabbime hamdü senalar olsun hayattalar. Dünya meşgalesi çoluk, çocuk, sağlık sorunlarımdan vakit kalırsa onları gönüllemeye çalışıyorum. Ama eskisi gibi olmuyor. Bu yamuk dünya düzeni bizi öylesine bir hale dönüştürdü ki çocukların ihtiyaçları, eksikleri, dünya telaşeleri darken kendimize bile zaman ayıramaz hale dönüştük. Bu bakımdan anamla babamdan haklarını helal etmelerini temenni ediyorum. Gönlümden geçen her fırsatta o güzel yüzlerini görmek ve doyasıya öpmek ama dedim ya evlendik, barklandık. Çoluğa çocuğa karıştık. Sırtımıza binen yükler bizi hayattan o kadar kopardı ki ne sıla-ı rahim kaldı. Ne eş dost ziyareti kaldı. Ne de eski dost canlısı sohbetlerimiz kaldı. Değişik bir yapıya büründük. 
Evet, maalesef bugün çocuklarımızı okula yollarken, bir yere gidip gelirken ürperiyoruz. Çünkü etrafta insan görünümlü fakat insanlıktan zerrece hissesini alamamış, dünya malına tamahta sınır tanımayan, ağzı yüzü ayrı oynayan, selamlaşmaktan bile bihaber insan müsveddeleri türedi. Artık sevgi konuşmuyor. O susmuş, menfaat konuşuyor. Camilerde okunan ezanlar artık yüreklere işlemiyor. İyileri tenzih ederek, emlakçısı, esnafı, manavı, kahvecisi ve daha nicesi kısa yoldan para kazanmanın hesaplarına boğulmuşlar. Bugünün insanı dostuna çay ısmarlarken bile eli ayağı titrer hale dönüşmüş. 
Ahh geçen zaman! Gazoz kapakları toplar, onlarla mutlu olurduk. Bugün çocuklarımızın önünde bilgisayar, ellerinde son model cep telefonları ve daha nice nimetlere rağmen mutlu olamıyorlar. 
Akrabalar arasında dahi birbirine karşı mal yarışı revaca çıkmış. Millet çoluk çocuğunu yarıştırır hale dönüşmüş. Senin çocuğun benim çocuğum kompleksiyle hasetlik ve fesatlık diz boyu olmuş. Sevgi esirgenir olmuş. Okuyup adam olsun diye değil, okuyup diğerlerine nispet olsun diye yarış atına çevirmişiz. Herkes için çalıştığının karşılığı olacak ama bunu kabullenememişiz. Hep diğerlerinden yüksekte olmaya şartlanmışız. Evlatlarımızın kendi olmalarına mani olmuşuz. Herhangi bir alanda geride olmanın verdiği ezikliği psikolojik sorunumuz haline dönüştürmüşüz. Bu da diğerleriyle aramızda ki bağı söküp almış. 
İşte bugünkü durum ortada!
Herkes helal haram farkı gözetmeksizin lüks peşinde koşma derdinde. Gerçek mutluluğun nerelerde aranacağını idrak edemez haldeyiz. Fazla malın mutluluk getireceğine olan inancımız bizi günden güne eksiye taşıyor. 
Ama kaybedilen mutluluk kolayca geri gelmiyor.   

Bu yazı toplam 1273 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.