1. YAZARLAR

  2. Dilek Bülbül

  3. Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Gelenek: Sadaka Taşları
Dilek Bülbül

Dilek Bülbül

Yazarın Tüm Yazıları >

Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Gelenek: Sadaka Taşları

A+A-

Allah rızası için fakirlere karşılıksız olarak verilen mal, para, ilim gibi insanın muhtaç olduğu herhangi bir şeye “sadaka” denir. Sadakada aslolan şey; Kur’ân-ı Kerim’de de belirtildiği gibi: "Eğer sadakaları gizler ve gizlice fakirlere verirseniz; işte bu sizin için daha hayırlıdır" (Bakara, 271) ayetinde olduğu üzere gizli verilmesidir. Ayrıca; sadaka vermekte birçok dünyevî ve uhrevî faydalar vardır. Hadisler ışığında birkaçını açıklamak gerekirse şöyledir:
1-Sadakalar günahlara keffâret, Cehennem ateşine karşı siperdir. Peygamber Efendimiz, bu hususta şöyle buyurmuştur: "Bir hurma ile de olsa sadaka verin. Çünkü; o bir hurma, açlığı giderir. Su ateşi söndürdüğü gibi hataları da söndürür, yok eder. Bir hurmanın yarısı bile olsa Cehennem ateşinden korunun. Onu da bulamazsanız, tatlı ve güzel söz söyleyin. (Bu da sadaka yerini tutar)."
2-Sadakalar kıyamette, sahibini mahşer gününün dehşetinden korur. Peygamberimiz bu hususu şu şekilde belirtmiştir: "Kıyamet günü hesap görülünceye kadar, herkes sadakasının gölgesinde olacaktır."
3-Sadakalar Cenâb-ı Hakk’ın gazabını da söndürür. Hadiste: "Gizli sadaka, aziz ve celîl olan Allah Teâlâ’nın gazabını teskin eder" şeklinde yer almıştır. 
    Osmanlı döneminde de sadakaya gereken önem verilmiş olup, şehirlerin belirli noktalarına konulan "sadaka taşları", İslâm dininin insanlar arasındaki gelir eşitsizliklerinin giderilmesi için emrettiği yardımlaşmanın büyük bir incelikle yerine getirilmesini sağlamaktaydı. Bulundukları yere göre zaman içerisinde “zekât taşı, zekât kuyusu, dilenci mihrabı, hacet taşı, ihtiyaçgâh, fıkara taşı ve hayrat deliği” gibi çeşitli isimler alsa da temelde aynı görevi üstlenmişlerdir. Bunlar genelde cami avlularının en kuytu köşesine ya da üç-beş semtin birleşimindeki bir noktaya yani; gözden uzak bir yere dikilmekteydi. Hemen hemen bir insan boyuna yakın üst kısmında küçük bir oyuk bulunan silindir ya da kare şeklindeki taş bazen de duvar içine bir oyuk şeklinde de açılabilmekteydi. Böylece imkânı olan insanların üzerindeki oyuğa bıraktıkları sadakalarıyla yoksula rencide etmeden el uzatılmasını sağlıyordu. Hatta Araştırmacı-Yazar Nidayi Sevim “Sadaka Taşları” adlı kitabında Osmanlı’da zekâtlar tam hakkıyla yerine ulaştırıldığı için sadaka verecek insan bulunmadığından bahseder. Öyle ki; Fatih Sultan Mehmet zamanında halkın refah düzeyi o kadar yükselmiştir ki, bir Müslüman şehri dolaşıp yıllık zekâtını verebileceği fakir birini arayıp bulamadığı, bunun üzerine zekâtının tutarı olan parayı bir keseye koyarak Cağaloğlu’ndaki büyük bir ağacın dalına asıp üzerine de “Müslüman kardeşim, bütün aramalarına rağmen memleketimizde zekâtımı verecek kimse bulamadım. Eğer muhtaç isen hiç tereddüt etmeden bunu al, beni de bu dertten kurtar” diye yazdığı ve bu kesenin üç ay kadar o ağaçta kaldığı ifade edilmektedir. 
    Günümüzde kırmızı ışıkta ya da insanların yoğun olarak geçtiği yerlerde yaz-kış demeden bekleyen ve duygu istismarını kendine iş edinen insanları gördükçe birine yardım yapma inancımız giderek yok olsa da bir yanımız “Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü hakkıyla bilendir” (Fatır, 38) ayetini idrak etmeli ve ona göre yaşamalıdır. 
 

Bu yazı toplam 1239 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar