Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Kayıplar, Kazançlar

A+A-
Hayat böyle bir şey işte. Kayıplar, kazançlar, yeni kayıplar ve yeni kazançların birbirini takip ettiği bir döngü. Kayıplar diyince akla önce sevdiklerimizin bir şekilde hayatımızdan kayıp gitmesi geliyor. En acımasızı da ölüm ayrılıkları oluyor tabi ki. Bir anda bakıveriyorsunuz ki canınızdan çok sevdiğiniz annenizi, babanızı, kardeşinizi, eşinizi ya da en ağır olanı evladınızı ecel alıvermiş elinizden. Öyle ki eskilerin de dediği gibi “takdir, tedbiri bozuveriyor”. Bu hususta söylenecek en doğru söz ise yine büyüklerimizin fısıldadıklarından kulağımızda kalmış “Allah sırayı bozmasın”.

Sonrasında ise hastalıklar ya da kazalar sonrasında bir organımızın hasarlanması ya da bir uzvumuzun kaybı geliyor. Burada da yine Allah dostlarından birinin bir sözü yetişiyor ızdırap çeken ruhlarımızın imdadına “İnsan bir musibetle karşılaştığı zaman Allah’ın elinden aldıkları ile geriye bıraktıklarını mukayese ederse, musibetin şiddeti hafifler”. Daha sonra ise maddi kayıplar, iflaslar ve diğerleri geliyor sırasıyla. Fıtratımızdan neşet eden zayıflıklarımız nedeniyle çoğu kez gereğinden fazla üzülüyoruz bu kayıplara, kahroluyor, adeta hayata küsüveriyoruz. Aklımıza da gelmiyor çoğu kez “Allah sevdiği kulunun gönlünde kendi sevgisinin üstünde bir sevgiye izin vermez” gerçeği. “Eşlerimizle, evlatlarımızla, canımızla ya da mallarımızla sürekli sınanma halinde olduğumuz” gerçeği.

Ve her biri ayrı birer imtihan olan bu hadiselerden maalesef çoğunlukla kaybederek çıkıyoruz. “Allah’ım bu benim başıma niye geldi?” derken, “Allah’ım ben ne günah işledim de bunlar oldu?” derken. Halbuki bunu esas kabul edersek Allah’ın en sevgili kullarının, övülmüş ve seçilmiş kullarının dünya hayatlarında hiçbir sıkıntı çekmemiş olmaları gerekirdi ki Kur’an ve tarih bunun tam aksini söylüyor. Herhalde asıl mesele bu kayıpları kazanca dönüştürebilmekte. “Bir müminin ayağına batan dikenin bile günahlarının affına sebep olduğunu” bildiren bir Elçi’nin (sav) anlattığına kulak verebilmekte. Her sıkıntı, mihnet ve belânın sabır şartıyla Rabbimize bir yaklaşma ve arınma vesilesi olduğunu kavrayabilmekte. İman ve sabır şartıyla her derdi affolunmaya, her zahmeti rahmete, her cefayı sefaya, her kaybı kazanca mümin duyarlılığıyla ve teslimiyetiyle dönüştürebilmek elimizde aslında. Dolayısıyla, kayıp zannettiklerimizin, elimizden giden ne varsa kaybettiklerimizin ardından şöyle seslenmeli değil miyiz bu demde;
Ve gittin…

Bin seraba uyandım, bin kâbus seherinde
Terk edip gittin beni, düğün olur, toy olur…

Yüreğime bin keder yazılsa ne gam şimdi,
Sanma ki feryad olur, sanma ki figan olur…

Bin bıçak daha sapla kalbimin ortasına,
Dert bana derman olur, hâl olur, kemâl olur…

Kara diken çalılar dolasan ciğerime,
Nefes neydi ki sahi, ruh durulur, ses olur…

Işıktın bir zamanlar, buğulu gözlerimde,
Gözlere mil çekilir, kâinat ziya olur…

Sen sanma ki bu demde canımı acıtmışsın,
Ruhum hakiki aşka, nefes nefes ram olur…

Âlem sanar yastayım, gafildir imtihandan,
Meyvesi tatlı sabır, yol olur, yoldaş olur…

Bin kez çatlasa zemin ayaklarım altında,
Göğe yükselen rıza, sağanak dua olur…

Gam çekme deli gönül, şerler bir gün hayr olur,
Kalp umuda yol bulur, menziller âyan olur… Konya, 2014

Rıza makamında oturmaktır bizden beklenen ve istenen. Öyle bir makam ki şöyle tarif edilir; “Ey mutmain olmuş nefis, sen Rabbinden, Rabbin de senden razı olduğunuz halde hadi gir kullarımın arasına, hadi gir cennetime”. Yani Rabbimizin bizden razı olmasını Allah bizim ondan razı olmamıza bağlamış, ancak bundan sonra kullarının arasına ve cennetine dâhil edeceğini haber vermiş, bu makamdaki nefislere de mutmain mertebesi vermiştir. Kulun Allah’tan razı olması ise elbette ki sadece nimetlerinden mutlu olup şükretmesi değil, “Kahrında hoş, lütfunda hoş” makamında, “senden gelen her şeye razıyım, sen ki benim Rabbimsin, ne takdir edersen hakkımda kabulümdür” makamında kulca bir duruş, iman ve teslimiyete sahip olabilmektir. İşte o zaman göreceğiz kayıplarımızın nasıl kazançlara dönüşeceğini, bu âlemin mihnet, dert, keder ve meşakkatlerinin, beka âleminin saadetleri, meserretleri olarak karşımıza çıkacağını. Öyleyse tek bir söz kalıyor geriye “ALLAH VAR, KEDER YOK…”.
 
Bu yazı toplam 113 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.