1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Kayıt ve Kural Dışı Siyaset…
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Kayıt ve Kural Dışı Siyaset…

A+A-
Hemen herkesin farkına varması gereken en önemli gündem; Türkiye’nin yakın tarihinin en ağır saldırılarından birisiyle karşı karşıya olduğu gerçeğidir. Yaptıklarının hesabını ilk seçimlerde millete verecek olan, ülke yönetimi ile ilgili her türlü riski sırtlanmış olan, hesap verme, hesaba çekilme konumunda bulunan ve halkın yarısına yakınının teveccühleri ile üçüncü dönem iktidar olma hakkı kendisine tevdi edilmiş olan bir hükümet, aklı başında olan ve iradelerini başkalarının iradesinin zebunu haline henüz getirmemiş olan hiç kimsenin meşru olduğunu iddia edemeyeceği üslup ve yöntemlerle diz çöktürülmeye çalışılmaktadır. Vitrinin, perdenin önünde sözde hükümete yönelik gerçekleştirilen bu ahlâksız operasyon aslında “artık 21. yüzyılın tarihi yazılırken ben de varım, seyirci localarından oyunu seyretmektense ben de senaryoyu yazanlardan olacağım” deme cesaret ve cüretini gösteren Türkiye’ye haddini bildirme, belini kırma operasyonudur. Kimse bunun aksini iddia edemez, ediyorsa da “cambaza bak, cambaza” dalaveresinin bir parçası konumundadır.

İktidar olan, yetmiş altı milyon insanın yönetimi uhdesinde olanlar için hata yapmak kaçınılmazdır. Hiçbir şekilde bu hatalar göz ardı edilmemeli, kanun ve millet önünde hesap vermelidir. Nitekim demokratik rejimlerdeki “kuvvetler ayrılığı” prensibi bunun sigortası durumundadır. Ancak hükümetin bir takım üyelerinin ya da yakınlarının (henüz yargı kararları ile ispatlanmamış olsa da) iddia edildiği gibi hatalı davranışlarda bulunmaları, ülkenin kaderinde belirleyici rol oynayacak hükümete karşı her yapılan hamlenin mübah olması durumunu doğurmaz, bunu meşrulaştıramaz. Hele bu hamleler ve hükümeti yurt içinde ve dışında itibarsızlaştırma operasyonları, siyasi hiçbir risk almayan, ülkenin geleceğine dair, ekonomiye ve sosyal hayata dair hiçbir somut iddia ve projeyi halkın önüne koyamayanlar tarafından gerçekleştiriliyorsa işte asıl bu yapının ve durumun meşruiyeti sorgulanır hale gelir. Kim ne derse desin bunun adı “kayıt ve kural dışı siyaset” tir. Eğer birilerinin ülke ile ilgili hedefleri, somut projeleri, halkı daha fazla refah, mutluluk ve güvene kavuşturacak fikirleri varsa bunu; kapalı kapılar ardında, şeffaf olmayan, hesap vermeyen ve sorgulanamayan yapılar üzerinden, hele dışarıda birileri ile işbirliği yaparak ve bel altına vurarak değil, milletin huzuruna iddia ve projeleri ile siyasi bir oluşum halinde müşahhas bir biçimde çıkarak ve oylarına talip olarak meşru siyaset yöntemleriyle yapmaları gerekmektedir.

Eğer bir oluşum her türlü hamlesinde ve bugünkü gücüne ulaşmasında her yolu mübah görmüş, tamamen makyevelist bir zihniyetle birçok değeri son derece rahatça ve fütursuzca ayaklar altına alabilmiş bir yapıysa, yaptıkları daha da sorgulanabilir hale gelmektedir. Hz. İsa’nın (as) çarmıha gerildikten sonra söylediği “içinizden ilk taşı günahsız olanınız atsın!” sözü akla gelmektedir nedense. Siz böylece sözüm ona “cihat” mı ediyorsunuz, dün sizin elinizden tutanlarla. Onlar da eğer bunu bilerek yaptılar ve “pozitif ayrımcılık yapıyoruz” diyerek sizin camianın elemanlarının bir başka Anadolu çocuğunun önüne haksız yere geçmesine göz yumdular ya da kolaylaştırdılarsa, şu anda yaşadıkları sıkıntılarla bunun muhasebesini yapmaya başlamış olmaları gerekmekte. Eskileri çok güzel bir sözünü hatırlamanın ve hatırlatmanın zamanı geldi sanki “Ayağın taşa takılırsa, kalbini yokla…”. Maalesef adalet bütün zamanlarda olduğu gibi bizler açısından da yine “kaf dağının arkasındaki zümrüt-ü anka kuşu” gibi anlaşılmaz ve ulaşılmaz bir somut ötesi kavram olarak durmaktadır. Öyle inanıyorum ki “mutlak adalet” ancak ahirette, Huzur-u İlahi’de tecelli edebilecektir.

Teslim etmemiz gerekir ki çok ağır bir süreçten geçiyoruz ve çok ciddi manada değerler erozyonu ve fırkacılık girdabındayız. Mesele sadece hükümetin ayağının tökezletilmesi meselesi değildir. Ülkenin, devletin ayağına taş bağlanarak belirsizlikler çukuruna itilme meselesi, var olma ya da yok edilme meselesidir. Devlete ve seçilmiş iktidara verilmeye çalışılan ayar ve hasar, emperyalist güçlerin bu ülkeyi çok daha kolay hükmedebilecekleri, edilgen, pasif, zelil ve muhtaç bir ülke haline getirme nihai hedefine matuftur. Ne yazıktır ki bazı oluşumlar içerisinde yer alan insanlarımızdan bir kısmı bu hedefe ulaşılmasında gönüllü fedailer şeklinde kullanılmaya talip olmuşlar ve kullanılmaktadırlar. İçlerinde saf ve safî olanların, samimi, ihlâslı ve hasbî olanların derhal bu oyunun farkına varıp, kendilerini daha fazla kullandırmayıp, yolunu kaybetmiş, yönünü başkalarına çevirmişlerle yollarını ayırmaları gerekmektedir. İç işlerinde dahi serbest olamayan, dış işlerinde ise küresel güçlerin şamar oğlanına dönmüş bir ülkenin başı öne eğik, zelil vatandaşları olabilmemiz için bu heves ve ihtiras nedendir, neyin karşılığında ortaya çıkmıştır, anlaşılabilir gibi değil gerçekten.

Kasetlere ve montajlara dayalı medya meydan savaşının galibi olmayacaktır, olamaz da. Sadece kişilerin mahremiyetleri örselenir, zedelenir, insanî vasıflarımız ve konuşma ve tartışma üsluplarımız, inanan insanlara hiç mi hiç yakışmayan vahşi mücadele heveslerine dönüşür, o kadar. Neticede yukarılarda “iki testi birbiriyle çarpışırsa; biri kırılırsa, diğeri de çatlar” hükmü gereği testiler hasar görürken, aşağıda bizlerin, bu milletin yeni yeni kendini bulmaya, kendine gelmeye başlayan evlâtlarının maneviyatı, ümitlerimiz, istikbalimiz ve istiklâlimizle ilgili emniyet hissimiz ve “güçlü, müreffeh, sözü geçen bir Türkiye” hayallerimiz paramparça olur. Kimsenin bize bunları yapmaya ve yaşatmaya hakkı yok. Bu kötümser tabloya bakarak enseyi karartmanın, yeis ve ümitsizliğe düşmenin de anlamı yok elbette. Bugüne kadar olduğu gibi bugün de, yarın da milletin o eşsiz sağduyusu galip gelecek, haklıyı ve haksızı kendisine sunulan ilk fırsatta ayırt edecek, geleceğine sahip çıkacaktır. Buna inanıyor ve böyle olması için dua ediyorum…
 
Bu yazı toplam 55 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.