1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Kendi Şahına “Şah çekmek!” nasıl bir duygudur?
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Kendi Şahına “Şah çekmek!” nasıl bir duygudur?

A+A-
Gerek yurt içindeki, gerekse uluslararası siyasetin aynı bir satranç oyunu gibi kurgulandığı hususunda herkes hemfikirdir sanırım. Oyunlar, açılımlar, hamleler, karşı hamleleri de önceden hesaplayarak belirlenir ve zamanı gelince gereken taşlar oynatılır. Bu oyunda; gücünün farkında olan, elindeki taşlarının değerini ve oyundaki gücünü iyi analiz eden, karşıdaki oyuncunun planladığı en son hamlesinden sonraki hamleyi de hesap edebilen, yani rakibinden bir ya da birkaç adım önde giden, oyunun galibi olacaktır. Hesabı yanlış yaparsanız hezimet kaçınılmazdır.
Ancak bugün Türkiye üzerinde, küresel satrancın Türkiye ayağı oynanırken, tüm hesapları altüst eden, hatta satrancın tüm kurallarını tersyüz eden bir hamle ile karşı karşıya kalındı. Tüm kaideler rafa kaldırılarak Şah’a kendi veziri ile “Şah” çekildi. Vezir taraf değiştirmişti kendisine bağlı olan, Şah’tan değil de yalnızca kendisinden emir alan oyuncuları ve piyonları ile birlikte. Tam bir muhasara, nereden geldiği ve sonraki hamlelerin daha nerelerden gelebileceği de öngörülemeyen bir iç çatışmaydı yaşanan. Dolayısıyla Şah ve ona bağlı birlikler için de tam bir hayal kırıklığıydı. Öyle ya, düşünün bir kez, siz memleketin ikbal ve istikbali için giriştiğiniz bir mücadelede, düşmanlarınız da o devrin en acımasız, en zalim, savaşta hiçbir kural tanımayan en azılı zorbalarıyken üstelik, bir de bakmışsınız ki yanınızda kader birliği ettiğinize inandığınız bir kısım askerleriniz, silahlarını bir anda size çeviriyor ve hem sizi hem de savunmasına canınızı adadığınız memleketinizi teslim almak istiyorlardı. Sizin nezdinizde, devlete ve ülkeye diz çöktürülmek isteniyordu.
Düne kadar, aynı yolda beraber yürüdüğünüzü sandığınız insanlar, size sadece gidecekleri yere kadar eşlik etmiş, sonra başka yoldaşlar edinmiş, onların da ayartmalarıyla size ve müşterek davanıza ihanet ediyorlardı. Üstelik bunların en başında bugüne kadar “ne istedilerse verdiğiniz”, “alınları secde görenlerden bize ve ülkemizin büyük yürüyüşüne zarar gelmez” dediğiniz veziriniz ve diğer inanıp, güvenip, sevdikleriniz, makam ve mansıp emanet ettikleriniz vardı. Sahi “kendimizden olan idarecilere itaat” emredilmişken, kendi “Şah”ına, “Şah çekmek” nasıl bir duygudur, nasıl bir aymazlıktır, bunu yapanların durumu vezirinden piyonuna “ihanet”ten başka nasıl bir kelime ile ifade edilir bilemiyorum. Ülkemizde bugün yaşananlar da birebir bu durumun aynısıdır maalesef.
İşin daha da vahim olan kısmı, mahreminize aldığınız, her şeyinizi emanet ettiğiniz bu sözde yoldaşlarınız, sizin devlet sırlarınızı, askeri ve ekonomik sırlarınızı, kriptolu telefonlarla yaptığınız son derece gizli görüşmelerinizi kaydetmiş ve karşı cephede savaşanlara servis yapmakla meşgul olmuşlardı, bir taraftan size “mersiyeler düzerken”, yüzünüze gülüp “kardeşlik hukukundan” en üst düzeyde dem vururken. Birileri yine “şahsi ve topluluk menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit etmişti” bu memlekette. Gaflet ve dalâletin haddi hesabı yoktu. Bununla da yetinmemişler, en mahreminize göz ve kulak uzatan, Rabbimizin “insanların gizli hallerini araştırmayın” emrine açıktan muhalefet eden bu güruh, sizin ve devletin ileri gelenlerinin tamamının özel hayatlarına dair ne varsa araştırmış, peşine düşmüş, kayıtlar almış ve bunları tehdit ve şantaj vesilesi olarak da kullanmaya başlamışlardı. Hele bu davranışın, bırakın dinimizde ve örfümüzde, hiçbir kitapta, hiçbir kitabın hiçbir yerinde yeri yoktur, olamaz da. Hiçkimse böyle bir tecavüzü her ne şart altında olursa olsun asla mübah ve meşru göremez, gösteremez.
Kim ne derse desin, kim nasıl kıvırmaya çalışırsa çalışsın, kim milletin dikkatini “cambaza bak, cambaza” oyunlarıyla, kurmaca ve düzmece hikâyelerle, kaset ve kayıtlarla başka yönlere çekmeye çalışırsa çalışsın, yaşanan ve yapılanlar, meşru, seçilmiş hükümete karşı, halkın iradesine karşı, ekonomik, sosyal, siyasi, bürokratik ve medya unsurları harekete geçirilmiş, tam bir darbe girişimidir. Bunu tezgâhlayanların sadece dün yolda beraber yürüdüklerine değil, bu millete ve devlete karşı bir başkaldırısıdır. Aklıselim sahibi hiç kimse, her hamlesi ihanet kokan bu kirli ve çirkin oyunun bir parçası, figüranı ve piyonu olmamalıdır. Zira bu artık bir siyaset meselesi değil vatan, millet ve devlet meselesidir. Bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin ikbal ve istikbalini esastan ilgilendiren, içerde ve dışarıda yedi düvele karşı yürütülen istiklâl mücadelesidir. Zaman, “siyaset adamı” değil, “dava adamı” olma zamanı, elbirliğiyle devlete ve vatana, dolayısıyla geleceğimize sahip çıkma zamanıdır.
 
Bu yazı toplam 105 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.