1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. KENDİ TUZAĞIMIZI KURMAYALIM
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

KENDİ TUZAĞIMIZI KURMAYALIM

A+A-

Sık sık evinin kapısını çalıp birşeyler dilenen kadından bıkıp, oldukça rahatsız olan evin hanımı, bir gün yine aynı dilenci kapısını çaldığında ondan kurtulmaya karar verir. Dilenciye biraz beklemesini söyleyip mutfaktan bir ekmek alır ve ortasından yararak arasına peynir, zeytin yerleştirir. Tabii bu arada arasına haşarat öldürmede kullandığı kuvvetli zehirden dökmeyi de ihmal etmez.

Dışarıya çıkıp ekmeği dilenciye uzattığında, kadın "Allah razı olsun." deyip evden ayrılır.

İyice acıkan kadın bir caminin avlusunda biraz önce kendisine verilen ekmeği çıkarıp tam yiyeceği esnada elini yüzünü yıkamakta olan bir askerin kendisine baktığını görür. Askerin halinden, yoldan geldiği ve yorgunluğu anlaşılmaktadır.

Dilenci, askerin bakışlarından onun aç olduğunu ve sanki "Biraz da bana ver." Manasını çıkarmıştır. Gencin haline acıyan kadın ekmeğin hepsini askere buyur eder ve oradan uzaklaşır.

Dilenci kadının verdiği ekmeği iştahla yiyen asker, çok geçmeden acıyla kıvranmaya başlar.Bir müddet sonra camiye gelen cemaat yerde kıvranan gencin kimin nesi olduğunu sorup öğrendikten sonra alıp evine götürürler.

Evin hanımı, aylardır bin bir ümitle terhisini beklediği yeni terhis olmuş oğlunu perişan vaziyette karşısında görünce çırpınmaya, dövünmeye başlar. Biraz zaman geçip de sakinleşen kadın, oğluna ne olduğunu, niçin kıvrandığını sorup öğrenmeye çalışır.

Delikanlı biraz önce cami avlusunda bir dilenci kadının kendisine ekmek verdiğini, onu yedikten sonra bu hale geldiğini söyleyince kadın ona verdiği ekmeği hatırlar ve başından aşağıya kaynar sular dökülür.

"Ben ne yaptım?" diye dövünmeye başlar ama iş işten geçmiştir. Arslan gibi delikanlı oracıkta hayata gözlerini yumar.

KARDEŞLERİMİ GÖRMEYİ NE KADAR İSTERDİM

Bir gün adamın biri devesini kaybetmiş. Pazarda gezerken ilk görüşte devesini tanımış. Gitmiş adamın yanına. Demiş ki: “Efendi bu deve benimdir.” Öteki de “Hayır benimdir.”. Benimdi senindi derken diğeri karışmış lafa. “Kadıya gidin anlatın diye.”. Varmışlar kadının karşısına. Kadı sormuş: “Deve kimindir? “. İkisi de aynı anda “Benimdir.” demiş. Kadı da “Var mı buna bir deliliniz?” demiş. Pazardaki adam susmuş. Diğer adam da “Vardır efendim.” demiş. “Bu deveyi keselim, ciğeri delikse ben arkadaşa bir deve alayım, değilse o alsın.” demiş. Diğer adam da içinden devenin kalbinin delik olduğunu nereden bilecek diye düşünerek hemen kabul etmiş. Kesmişler deveyi gerçekten ciğeri delik. Kadı ile adam şaşırmış ve “Nerden bildin devenin ciğerinin delik olduğunu?” demişler. Adam da “Bu deve yeni doğurmuştu, bizim köyde bir köprü vardır. Yavrusu köprüden aşağı düşüverdi. Deve de bir feryad-ı gifan, ben de bu kadar acıya devenin ciğeri dayanamamıştır, delinmiştir diye düşündüm.” demiş.

Evet gelelim asıl meseleye, Efendimiz (sav) bir gün sahabelerine “Kardeşlerimi görmeyi ne kadar isterdim.” demiş. Sahabeler de “Efendimiz biz senin kardeşlerin değil miyiz?” demişler. O da “Hayır, siz benin ashabımsınız. Kardeşlerim beni görmeden sevecekler, beni görmeden iman edecekler” demiş. Onlar da ” Ya Rasuallah, kardeşlerinizi nasıl tanıyacaksınız?” diye sormuşlar. “Onları abdest azalarında ki nurdan tanıyacağım” demiş Efendimiz(sav). Nur olurmuş abdest suyu değen azalar.

Yani sahibi deveyi nasıl delik ciğerinden tanıdıysa Efendimiz(sav) de bizi azalarımızdaki nurdan tanıyacaktır. Aşıkların ciğerleri de deliktir, maşuk onları nerede olursa olsun, bilir tanır.. Allah’ım bizleri sana layık kul Peygamber efendimize layık ümmet olmayı nasip eyle ve bizleri ölünceye kadar senin yolundan ayırma. AMİN

Bu yazı toplam 351 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar