1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. Kendimiz İçin Verelim
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Kendimiz İçin Verelim

A+A-
İnsan; mükerrem bir varlık.
Bugün Suriye’de olduğu gibi tüm dünyada mazlumlar üzerinde olup bitenlere karşı üç maymunları oynayan AB ve uzantıları ile uzaktan yakından fırsat kollayan leş kargaları bu tanımın dışında tabi.
Cemiyet hayatı, insanların birbirlerine olan ihtiyaçları sebebiyle ortaya çıkmıştır. Devlet ise adaletin sağlanabilmesi için zaruri bir maslahatın sonucunda oluşmuştur.
İlâhi Kitapların hükümlerini tanımayarak hevâ ve heveslerini kanun haline getirmeye çalışan politikacı şaklabanlar, devlet olma gücünü kullanarak insanların en tabi ve zaruri haklarını, adaletle yönetilme ihtiyaçlarını ihmal etmiş, fitne ve fesadın yayılmasına bilerek ya da bilmeyerek sebep olmuşlardır.
İslâm fıkhında hâkimiyet ve iktidar birbiriyle ilişkili olmakla beraber farklı keyfiyetleri ifade ederler. Hâkimiyet, kayıtsız şartsız Allah(cc)’a mahsustur. Mutlak hâkim olan sadece Allah(cc)’tır. İktidar olan aynı zamanda muktedir olmak zorundadır. Aksi halde Müslümanların velâyet hukukunu, mutlak hâkim olan Allah(cc)’ın emir ve yasaklarını dikkate alarak koruyamaz. İktidara gelenler hem Allah(cc)’ın hâkimiyetine teslim olmak hem de insanların hukukunu koruyup kollamak mecburiyetindedirler. Yani İslâmî siyasetin temel kurallarını; Kur’ân ve Sünnet’le sabit olan temel hususları dikkate almak, insanlar arasında adaleti sağlayıp dünya ve ahret huzuruna vesile olacak siyasî düzenlemeleri hayata geçirmek, emanetleri, makam ve mevkileri, ehline tevdi etmek durumundadırlar. Halk ise iktidara itaat ve yardım etmekle sorumludur.

Ülkemize göz dikenler, kırılma noktalarımızı iyi biliyorlar ve hep o noktalardan saldırıyorlar. İktidar-ordu-üniversite-halk ve yapıcı muhalefet el ele olmak zorundadır.
Altı yüz yıl üç kıtada hüküm süren Osmanlı devlet düzeni, farklılıklar üzerine kurulu sosyolojik, kültürel ve dinî alanda çoğulcu, mozaik bir toplum modelidir. Bu çoğulcu-mozaik model, İslâm’ın düşünce ve inanç hürriyetine verdiği önemin bir sonucudur. Amaç ise “Nizâm-Âlem”dir. Nizâm-ı Âlem ülküsünde siyaset, hikmete uygun olmak durumundadır. Dinleri, dilleri, kavimleri ne olursa olsun insanlar, yeryüzünün sahibi değil, halifesi oldukları bilincindedirler. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gâzî’nin, oğlu Orhan Bey’e söylediği; “Kuru kavga ile cihangir olma sevdâsı bize yakışmaz. Maksadımız Allah(cc) yolunda cihad etmek ve O’nun rızasını kazanmaktır. Bilmediklerini ulemâya sor, ilim ve din ehlinden sakın uzaklaşma…” tavsiyesi, devleti kuran iradenin gâyesini ve siyasî tercihini hafızalarımıza kayıt düşmüştür.

Tanzimat ile başlayıp Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemleriyle raydan çıkan bu millet, rayına oturmak; yeniden aslına, köklerine, Kur’ân ve Sünnet ayarlarına dönmek ve gâyesine doğru yol almak, kayıp zamanları telafi etmek durumundadır.
Yeryüzünde kaç milyar olduğumuzun ne önemi var üç buçuk soysuz zalimin tasallutu altında olduktan ve bir şehri bile koruyamadıktan sonra…
Bu mazlumların, savunmasız kadınların, günahsız yavruların gözyaşları hepimizden bir bir sorulmayacak mı?!
İklim şartları bir yana her cihetten saldırılarla hayalet şehirlere dönüştürülen o viranelerdeki kurşuna dizilen erkeklerin sessizliği, savunmasız kadınların yalvarışları, çocukların çığlıkları, feryatları, ağlayışları her birimizden bir bir sorulmayacak mı?!
Onları kurtarmak adına değil, kendimizi kurtarmak adına bir karınca misali dua dua birer damla su bari taşıyamaz mıyız?!
Peygamberimiz(sav)in belirttiği gibi kendimiz için istediğimizi mümin kardeşlerimiz için de istemedikçe; komşularımız aç iken bizler tok oldukça; Allahû Teâlâ’nın Nisâ 36’da buyurduğu gibi …anaya, babaya, akrabâya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanımızdaki arkadaşa, yolcuya ve mâliki bulunduğunuz kimselere ihsân ile muâmele edip, iyi davran(ın)madıkça… hâlimiz nice olur dersiniz?!

Bizi namazlarımız, oruçlarımız, nâfilelerimiz, zikirlerimiz, şükürlerimiz, fikirlerimiz, kibirlerimiz, makamlarımız… aklayabilir mi, kurtarabilir mi dersiniz?!

Allah’cc)’tan ümit kesilmez elbette.
O halde dil ile duâ ile birlikte karınca kararınca mal ile fiilî duaya da buyuralım.
Unutmayalım ki, ne yapabilirsek kendimiz için yapıyoruz. Hiç olmazsa hayatta kalabilen kardeşlerimize, hayatlarını tehlikeye atarak yardım götürmeye çalışan STK’lara bir çadırla da olsa, bir battaniye ile de olsa, bir soba ile de olsa, bir paket makarna ile de olsa destek olalım. Biz 163 yıl önce binlerce kilometre uzaktaki bir milyon insanın açlık ve kıtlıktan kırılıp hayatını kaybettiği gayrimüslim İrlanda halkına bile bütün engellemelere rağmen yardım götüren Osmanlı’nın, Abdülmecid’in torunlarıyız.
Verdiklerimiz bizimdir; veremediklerimiz ise bizim değildir.
Yarım hurma ile bile olsa kendimizi Cehennem ateşinden koruyalım.
Allah(cc)’a emanet olun.
Bu yazı toplam 221 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.