1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Kendimize soralım kimden yanayız; Yezid’den mi, Hüseyin’den mi?
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Kendimize soralım kimden yanayız; Yezid’den mi, Hüseyin’den mi?

A+A-
Öncelikle Yezid kimdi, kimi ve neyi temsil ediyordu, buna bir bakalım. Babası Muaviye tarafından, ahlaken çok düşük olduğu bilindiği halde kendisinden sonra hilafet makamına veraseten (!) geçirilmiş, saltanatın gerçek hilafet yerine ikame edilmesinin ilk ve en acı adımıydı. İslam topraklarını kan ve gözyaşına boğan fitnenin, on binlerce sahabenin katledildiği, acımasızca kılıçtan geçirildiği o kapkara günlerin temsilcisi idi adeta. O ve onun yolundan, izinden gidenlerin meydana getirdiği korkunç yıkımın, ümmetin en büyük fitnesinin, en önde gideniydi. Liyakat ve ehliyetin en çok sorgulandığı bir dönemdi yaşattıkları. İslam tarihinde öylesine büyük, öylesine derin yaralar açmıştı ki o ve emrindekiler, halen aynı yaralardan oluk oluk kan akmaya devam etmekte, acılar acıları kovalamakta…

En büyük düşmanı ise “Cennet delikanlılarının efendileri” nden biri olan, ümmetin gözbebeği, Resul’ün (sav) ciğerparesi Hüseyin (ra) efendimiz idi. Hakkın ve adaletin temsilcisi, hak yolunun kefensiz şehidi Hüseyin (ra) ve O’nun ehl-i beyti. Sonrası malum. Arşı ve zemini titreten, sadece gözlere değil, yüreklere de kan oturtan o dehşetli katliam. Çatlamış toprakların su yerine masum kanlarıyla sulandığı, çaresiz susuz bebelerin vahşete bulandığı, cansız gövdelerinin dahi başları kesilerek, atların ayakları altında çiğnetilerek reva görülen ilave zulümler. Yeryüzü böyle bir acı yaşamamıştı o güne kadar, gökler böyle bir acıya ağlamamıştı. Sabrın, huşunun, temkinin şahikalarında gezinen bir ruh, hakikatin peşinde bir gönül, adaletin sancaktarı, hakkın aşığı bir yürek önce acıların en korkuncuna şahit edilmiş, evlatları ve sevdikleri gözlerinin önünde katledilmiş, sonra da kapkara eller tarafından hayatına son verilirken o müstesna ruhu, Ruh-u Peygamberi’ye vasıl olmuştu.

Ne yazık ki zalimler de mazlumlar da namaza duruyorlardı huzura varıp. Ne yazık ki aynı Allah’a inanıyor, aynı kıbleye yöneliyorlardı. Bir yanda Evlad-ı Resul’ün temsil ettiği gerçek hilafet, bu kapsamda hak, adalet ve doğruluk, diğer yanda Yezid ve temsil ettiği saltanat, haksızlık, zulüm, işkence ve gözyaşı vardı. Hüseyin’e (ra) söz verenler, biat edenler, biat etmek üzere davet edenler ne de çabuk unutuvermişlerdi ahitlerini, sözlerini. Ya zalimin zulmünden emin olamama korkusu kaplamıştı yüreklerini ya da vaat edilen makamlar, mallar, mülkler çevirmişti gönüllerini ukbadan dünyaya doğru. Öylesine kararmıştı ki kalpleri, öylesine bağlanmıştı ki basiretleri üç beş parça cam parçasını sonsuz nimetlere, elmaslara, pırlantalara değişivermişlerdi.

Bugün de ümmetin durumu o günden çok farklı değil maalesef. Bir yanda Müslüman olduklarını söylerken Yezid’in izinden gidenler, kardeşlerine en ağır işkenceleri, tecavüzleri, katliamları uygularken gözünü bile kırpmayan gafiller, zalimler sürüsü, diğer yanda ise ezilen, horlanan, yok edilen mazlumlar. Bir yanda dünya ve dünyalık peşinde, güç, iktidar, makam, para, saltanat peşinde koşan ve bunları elde etmek uğruna bilinen her türlü değeri yerle bir eden, tüm kutsalları rafa kaldıranlar, diğer yanda zayıf sesleri ile hak diye, adalet diye, merhamet diye inleyen, ekmek diye, su diye, ilaç diye feryat ederek hayatları sona erenler. 1333 yıl önce de Yezid’i takip edenler, onun yolundan gidenler, ahiretlerini dünya ve dünyalıklara değişenler, Hüseyin’in (ra) izinden gidenlerden, O’nun temsil ettiği değerleri savunanlardan sayıca ve güç olarak çok daha fazlaydı, bugün de durum çok farklı değil maalesef.

“Kişi ancak sevdiği ile beraberdir” demişti ya hani Efendimiz (sav), biz işte Hüseyin’i (ra) severiz bunun için, Hasan’ı (ra), Ali’yi (ra) severiz, yani doğruyu, dosdoğru olanları sever, onlarla birlikte haşr edilmeyi murat ederiz. Onlar bu ümmetin ortak değerleridir zira. Onların adlarını koyarız evlatlarımıza. Onların acılarını katarız gözyaşlarımıza, yakarırken Mevla’ya (cc). Dua ederiz o günün fitnesi bugüne de sirayet etmesin diye. Ali’yi (ra) ve ehl-i beytini sevenleri ayırt etmeyiz kendimizden, aynı Rabb’e (cc) secde eder, aynı kıbleye yönelir, aynı Allah’a (cc) el açar, yalvarırız. Çok kan aktı, çok canlar gitti nehak yere, onulmaz acılar yaşandı İslam topraklarında ve yaşanmaya da devam etmekte, özellikle de yanı başımızda, Irak’ta, Suriye’de. Daha fazla kan ve gözyaşı akmasın, yeni Kerbelâ’lar olmasın isteriz.

Bu şartlar altında, alevisiyle, sünnisiyle, gönüllerimizi birleştirip ele ele vererek Yezid ve Yezidilerin başlattığı fitneyi beraberce söndürmektir hepimize vacip olan, körüklemek, ateşine odun taşımak değil. Böyle bir birliktelik ise öncelikle şahsiyetli bir duruşu gerektirir. Bu duruş; her daim haktan, adaletten, doğrudan yana bir inançla bezenmiş, hayat tarzı ve değerler itibariyle Hüseyni bir tavır olmalıdır. Yezidilere gelince, Müntakim ve Kahhar olan Allah (cc) onların hesabını görecek, hak ettikleri zillete ve cezaya kavuşturacaktır. Bu manada bize düşen; bu asırlar ötesi mücadelenin hak tarafında yer almak, zulme ve zalimlere karşı bir ve beraberce mücadele etmek, fitneye ve fitnecilere fırsat vermemek, zilletten izzete doğru kutlu bir yolculuğa yelken açarken yeryüzünde adaletin tesis edilmesine bizi memur ve muktedir kılması için de Rabbimize tazarruda bulunmaktır.
 
Bu yazı toplam 101 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.