1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. KİBİR ARTIŞTA TEVAZU DÜŞÜŞTE…
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

KİBİR ARTIŞTA TEVAZU DÜŞÜŞTE…

A+A-

Sosyal medya imkânlarının giderek artmasıyla herkesin kendini özgürce ifade edebilmesine imkândoğmuş oldu. İnsanların iç dünyalarına hükmeden tanınma ve takdir edilme arzusuna dayanak olan çok sayıda sosyal paylaşım siteleri ve programları patlak verdi. Bu da haliyle insanların içinde zamanla küllenmiş olan birileri tarafından tanınma, beğenilme, takdir edilme beklentilerinin cevap bulabildiği bir alanı açığa çıkardı.

O kadar ileri boyuta taşındı ki insanlar sosyal paylaşım sitelerinde ki paylaşımlarının takipçileri tarafından beğenilme sayısına göre itibar görmeye başladıkları algısına kapıldılar. Çok takip edilen olmak, her an birilerinin gözüne bir şeyi ısrarla dayamak ve beraberinde paylaşımından ortaya çıkacak takdir veya beğeni hastalığının insan ruhunu hoşnut edecek düzeylere ulaşmasıyla bu siteler araç olmaktan öte amaç haline dönüştü. Akla hayale gelmedik paylaşımlar insan ruhunun derinliklerinde kizatının ne denli sosyal yapıya sahip bir insan olduğu algısı yaratmaya çalışanların zirve yaptığı bir yapıyı hortlattı.

İnsan nefsinin her zaman beğenilme arzusu vardır. Beğenilerek takdir edilme beklentisi, kendinde meydana gelen başlıca değişiklik her an aranan bir kişiliğe sahip olduğu algısıyla avunmasınıaçığa çıkarır.

Olduğundan farklı görünme arzusu…

Hep imrenilecek bir yaşam sürdüğü algısı yaratma çabası…

Bir insanın her anını resimleyerek birileriyle paylaşması kişilik yapısını etkileyen bulaşıcı hastalık tezahüründe yayıldı. Paylaşımlarının takip edilmesi duygusu, nefsinin okşanmasından haz duyan genç yaşlı herkes bir anda kendilerini bu furyanın içinde buluverdiler.

İşin tuhaf boyutu bu hastalığın hiçbir sınıf farkı gözetilmeksizin; fakir, orta halli ya da zengin tüm kesimleri içine alması oldu. Kontrolden çıkan sosyal medya furyasının çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek olmak üzere tüm kesimlerden rağbet görmesiyle insanların içinde uyuyan, onları tevazudan beri bir yapıya yönlendiren nefsani beklenti ve arzularının zuhur etmesi oldu.

Yaşadığım basit bir örnekle durumu az açayım. Uzaktan tanıdığım birinin lokantasına dair sitelerden birinde gördüğüm puanlama tablosuna, bana arkadaşlarımdan gelen bilgiler doğrultusunda bir yön gösterme babından düşük puan vermiştim. Lokanta sahibi yememiş, içmemiş bu puan kullanımıma dair benimle irtibat kurarak bir nevi tepki verdi. Kendisine gelen eleştirileri izah etsem de fayda etmeyeceği kanısı oluştuğundan bunu yanlışlıkla işaretledim yalanıyla puan cetvelinde ki oyumun rengini pozitif olarak değiştirdim. Yani gerçek olan durumu örtbas ederek beyefendinin egosunu tatmin etmiş oldum. Değişen bir şey olmadı. Arkadaşlar arasında muhabbet ederken o lokantaya dair eleştiriler halen kulağıma çalsa da ilgilenmiyorum. Sahibinin kişisel egosu doğrultusunda yoluna devam etmesini hayretle takip ediyorum.

İşte sosyal medya paylaşımlarında ölçüyü kaçırmadan, hakarete vardırmadan birilerinin yanlışını kibarca düzeltme yoluna dahi gitseniz tahammülsüzlükle karşılaşıyorsunuz. Sizin eleştirel yaklaşımınızda ya kasıt ya hasetlik ya da başka hinlikler aranıyor.

Öyle bir devirde yaşıyoruz ki herkesi pışpışlamakla geçiştirmek durumundasınız. Hiç kimse eksik ya da hatalı olduğunu kabullenemiyor. Sonuna kadar doğru olduğu saçmalığıyla avunuyor.

Bu da sosyal medya denen facianın insan nefsinde ve yapısında açtığı yaranın yansımalarını açık ve net ortaya koyuyor. İnsanoğlu kendisini besleyip, olgunlaştıracağı, geliştirip hak rızasını ve beraberinde insanların sevgisini kazanmada çok iyi bir ölçüm yapacağı güzel bir imkânı elinin tersiyle iterek bir nevi gerçeği gölgelemeye çabalıyor. Böylelikle kendinde yukarıda bahsi geçen ukalalık ve kibir hasletlerinin fırlayışa geçtiğini, hep övgü ve beğeni beklentisine düştüğünü görüyoruz.

Yunus Emre’nin ne güzel bir sözü var: 'Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır. Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır'

Evet, hata insanlar için aslında bir uyarı tabelasıdır. Önemli olan hatasız olduğu zannıyla kendi nefsini körü körüne tatmin etmek yerine hatasını bilen ve onu düzeltmek için çaba sarf eden, nefsine kapılmaksızın her konuda gelen eleştiriler karşısında yolunu, rotasına doğruya yönlendiren biri olabilmektir.

Mevlana’dan güzel bir sözle yazıma nokta koyacağım:

Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim;

Bugün ise bilgeyim, kendimi değiştirdim.

Unutmayalım, kendimizi düzeltirsek birilerini etkileyip doğruları bulmalarında katkı sağlayabiliriz. Aksi takdirde kendimizi her an doğru ve noksansız görmek Allah muhafaza kibirde ne denli büyük bir saplantı içerisinde olduğumuza delalet eder.

Bu yazı toplam 395 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.