1. YAZARLAR

  2. Ahmet Yıldız

  3. KİM Olduğunu Bilmek mi?
Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız
Yazarın Tüm Yazıları >

KİM Olduğunu Bilmek mi?

A+A-
Bugün ibret alınacak, çok sevdiğim dostun bana dediği gibi;
--- Hacı Ahmet, bunu cebine kuy! Muhakkak bir gün lazım olacaktır.
Aynı o türden hikâyeler alın cebinize koyun!
*
Yaşlı bir adama sokakta yürürken bisikletli çarpmış ve hafif yaralanmış. Etraftakiler hastaneye götürmüşler.
Hemşireler, röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini söylemişler.
Yaşlı adam huzursuzlanmış; “Acelesi olduğunu, röntgen istemediğini” söylemiş.
Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar.
--- Eşim huzurevinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum. Demiş. Hemşire;
--- Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz. Deyince.
Yaşlı adam üzgün ifade ile;
--- Ne yazık ki, karım Alzheimer hastası hiçbir şey anlamıyor. Hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor. Demiş.
Hemşire hayretle;
--- Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz? Diye sormuşlar.
Yaşlı adam cevaplamış;
--- Ama ben onun kim olduğunu biliyorum!
*
Bir başka hikaye ile yazımızı bitirelim mi?
Başka Dua Bilmez misin?
Bir şahıs, Harem-i Şerîfin kapısında,
---"Ey doğrulara yardım eden, haramlardan kaçınanları koruyan Allâhım!.." diyerek hep aynı duâyı okuyordu. Ona,
---Sen başka duâ bilmez misin? dediler.
O şöyle açıkladı, bu duâyı tekrar etme sebebini:
--- Ben Beyt-i Şerîfi tavâf ederken ayağıma takılan bir şeyi eğilip aldım. Bir de baktım ki, içinde bin altın bulunan bir kese.
Şeytanımla imanım mücâdeleye tutuştular. Bin altın çok para, senin bütün ihtiyaçlarını karşılar dedi şeytanım. İmanım ise, Bu haramdır, boşuna saklama; sahibini bul, teslim et! dedi.
Ben böyle mücâdele içinde iken, birinin sesi duyuldu:
---Burada, içinde bin altınım bulunan kesem kaybolmuştur. Kim buldu ise getirsin, ona otuz altın müjde vereyim! Bin haramdan otuz helâl hayırlıdır, diyerek keseyi sahibine teslim ettim.
O da bana otuz altın verdi. Bunu alıp bakırcılar çarşısında gezerken, bir Arap kölenin bu paraya satıldığını görünce, hemen satın aldım.
Bir müddet sonra bu kölenin yanına bir kısım Araplar gelip gizlice konuşmaya başladılar. Köleden ne konuştuklarını sordum. Saklamayıp aynen anlattı:
---Ben Mağrip sultânının oğluyum. Babam, Habeş melikiyle cenk edip savaşı kaybetti. Beni de esir alıp buralarda sattılar. Babam bunları göndermiş, elli bin altın da vermiş ki, beni satın alıp götürsünler. Sen bana çok iyilik ettin, kendi evlâdın gibi baktın. Bundan dolayı memnun kaldım. Bunlar beni satın alacaklar; sakın az altına râzı olma, elli bin altına sat beni.
Dediği gibi oldu. Elli bin altına sattım köleyi. Bu kadar büyük sermaye ile bir kısım mallar alıp Bağdat’a gittim. Orada açtığım dükkânda mallarımı satıyordum.
Bir tanıdığım gelip, Meşhur bir tüccar dostum vefat etti, ay gibi güzel kızcağızı yalnız kaldı. Gel bunu sana alalım dedi. Ben de kabul ettim.
Kızın, çeyiz olarak getirdiği birtakım tabakların üzerinde içi altın dolu keseler vardı. Hepsinin üzerinde de biner altın yazılı iken, birinde dokuz yüz yetmiş altın yazılı idi. Bunun sebebini sorduğumda kızcağız dedi ki:
--- Babam bu keseyi Harem-i Şerifte kaybetmiş. Bulan bir helâlzâde keseyi iâde edince, otuz altını ona müjde olarak vermiş, ondan geriye kalanlardır bu kesedeki altınlar.
Bunun üzerine ben Allâha hamd ve şükürlerde bulundum; bunlar hep doğruluğun, iyiliğin bereketi, diyerek hâdiseyi kızcağıza anlattım. Sürur ve saâdetimiz daha da perçinlenmiş oldu!..
(Nevâdir-i Süheylî, Sayfa: 280-81)

 
Bu yazı toplam 230 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.