1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. KİMLİĞİMİZ VE MİSYONUMUZ!
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

KİMLİĞİMİZ VE MİSYONUMUZ!

A+A-

21. Yüzyılda, yani üçüncü bin yılın ilk çeyreğinde, toplumumuzu belirleyen, bizi başkalarından ayıran unsurlar ve millet olarak (veya başka bir yapıda) toplumumuza ve insanlığa sunacağımız değerler ve hizmetler konusunda düşünmeye, fikir alış-verişine ayırdığımız bu yazımızda, bazı kavramları açıklığa kavuşturmakta fayda vardır. Bu kavramlar “Çağdaşlaşma, Batılılaşma, Türkleşme, İslamlaşma, Köktencilik, Radikalcilik ve Uyarlamacılıktır.”
Çağdaşlaşma: Bu kelimeye, “aynı fizik zamanı paylaşma” mânâsı verilmediği açıktır; çünkü onu paylaşan toplumlar “çağdaş çağın gerisinde, ilkel, ileri “ gibi sınıflandırmalara tabi tutulmaktadırlar. O halde Çağdaşlaşmak tan maksat “belli bir kültür ve medeniyet düzeyini yakalamak, standartlaşan değerleri paylaşmak”tan ibaret olsa gerektir. Kendilerine “ilerici, Çağdaş, aydın” vasıflarını layık gören bir kesim Çağdaşlaşmayı bu manada görmektir.
Batılılaşma: Ulusların(çağımızda da milletlerin ve devletlerin) kendi öz kültür ve medeniyetlerinden uzaklaşarak, Kuzey Amerika (ABD) ve Batı Avrupa’nın temsil ettiği kültür ve medeniyet ortamına(Emperyal/ siyonizm) girmeleri, Batılı uluslardan biri gibi olmalarıdır. Teorik olarak ve uygulama da Batılı toplumlar göz önüne alındığında bu iki kavram birbirinden biraz farklı da olsa da, Doğulu ve Güneyli toplumlar bakımından farksızdır; “Çağdaşlaşmak diğer adıyla batılılaşma “ demektir.
Türkleşme: Türk milliyetçiliğinin tek hedef olarak gösterilmesidir. Günümüzde kafa tasını ve saf kanı ölçü olarak ele alan millet anlayışı ve Türkleşme idealinden, böyle bir idealin temsilcilerinden söz etmek yanlış üstü bir yanlış olur. Biyolojik unsur devreden çıkınca geriye, tarih, kültür, coğrafya(vatan), ekonomi ve bu unsurların doğurduğu duygu ve şuur kalmaktadır. Günümüz de en azından bir kesim Türkleşmeyi ve Türk milliyetçiliğinin hedefini, yukarıda sıralanan unsurların dokuduğu milleti ve milli değerleri öncelikli olarak korumak, geliştirmek ve kimliğin belirleyici unsuru kılmak” şeklinde tanımlanıyor.
İslamlaşma: Rakip ideolojilerin söz konusu olmadığı devirlerde müceddid diye anılan islâhçı alimlerin yürüttükleri faaliyet (tecdid) de bir bakıma İslamlaşma sayılır; burada İslamlaşmadan gaye, İslam’a yabancı din ve kültürlerden gelen ve ona ters düşen katkıları temizlemek demektir. Yani arı-duru bir İslami anlayışı bireylere sunmanın adıdır. İslamlaşmak, İslamı ilk saf ve temiz haline döndürme çabalarıdır.
Yabancı toplumların ve kültürlerin İslam dünyasını istilasından sonra bir ideoloji haline dönüşen İslamlaşmanın manası, İslam ümmet anlayışında ki toplumların bağımsızlık kazanması, bağımsız toplumda -siyasi(politik, yaşama, yürütme), sosyal, hukuki, ekonomik(iktisadi), kültürel, ahlaki(ictimai)... sahaların da- İslamın hakim düzen olarak uygulanması ve bu toplumların da her hangi bir şekilde birleşerek ümmeti oluşturmalarıdır İslamlaşma.
Kökten dincilik, uyarlamacılık, siyasal İslam ve radikalcilik gibi terimler ise; karşıt ideolojilerin çatışması durumunda ortaya çıkarılan klişe terimlerdir. Köktencilik, başka ideolojileri, sistem ve kültürleri dışlayan, öz kültürün ve değerlerin temelleri üzerine oturan bir programın ve yönelişin adıdır. Uyarlamacılık ise, dışlama yerine uzlaşmaya, karşılık alış verişe yönelmektir. 
Âdeta sihirli bir hale gelen, sözü edilince başka delillere gerek kalmayan, anılınca akar suların durduğu “çağdaşlık” ve “Çağdaşlaşma” çağı yakalamak, standart değerleri elde etmek, öngörülen seviyeyi tutturmak mânâsına geldiğine göre, bu sisli ifadeleri açıklığa kavuşturmak ve içeriklerini ortaya koymak, üzerinde hüküm bina etmenin ön şartı haline gelmektedir. 
20. Yüzyılın özellikleri, akılcılık, bilim, teknoloji, ilerleme, kalkınma, insan hakları ve demokrasi başlıkları adı altında toplanmıştır. Yirmi birinci yüzyılda ise “görecelik, liberalizm, çoğulculuk, küreselleşme ve barış...” sloganları ön planda tutulmaktadır. Bütün bu değerlerin insanlık için ne ifade ettiğini ve buradan hareketle -aynı yolda yürünecekse- gelecek yüzyılında neler getireceğini görmek amacıyla Batılı düşünür ve analizcilerden bu konu üzerine alıntılar yapmakta da fayda vardır.
Uzun zamandır sömürülmüş Müslümanların, eski işgalci tarafından zorla kabul ettirilen yaşama biçimlerinden ve yasalardan kurtulma arzusu elbette hakkıdır. Çünkü bu yasamalar dan ortaya çıkan dünya ve insan anlayışı dünya ve insan anlayışı, yalnızca Kur’an da ifadesini bulan anlayışa kökten karşı olmakla kalmaz, aynı zamanda batının kendisini de ahlaki iflasa sürükler. Öncelikle bu batılı yasalar, Allah’a ve böylece bütün mutlak değere başvuruyu, ilke olarak tümüyle dışlarlar; öyle ki, insan hakları bildirgeleri, insan ödevlerinin bir tekrarı ile bir arada bulunmazlar. Sonra bireylerden hareket ederler ve onlar arasında bir toplum sözleşmesi; zenginlik ve güç eşitsizliğinin egemen olduğu bütün topluma bir aldatmaca sözleşme yerleştirilir. 
Şu bir gerçektir ki ateizm ve bireyselcilik İslam’ın aşkınlık ve birliktelik temel değerlerinin de zıddını oluşturur. Bu yasalar... bozulmamış tam insana yabancı yasalar... Çünkü Allah’ı ve O’nun mutlak değerlerini hesaba katmayan bir toplum ve kendini bütün insanlardan sorumlu olarak değerlendirmeyen bir birey insan- altı bir türe aittir. (Garaudy: 20. Yüzyıl Biyografisi, s, 254).
“Laiklik, hümanizm ilk günahı insanı Tanrı’dan ayırması, dine ve Tanrı buyruklarına karşı aklın, isteklerin ve iç güdülerin özgürlüğünü övmesi idi. Laik hümanizm ikili bir görünüme sahiptir: toplumsal planda devlet gücünü arttırmaktan başka bir amacı olmayan adli ve bürokratik zorluklarla boğduğu bireyin girişim özgürlüğünü kısıtlıyor. 
Etik(ahlaki)planda ise düzensizlik ve ahlaksızlıkla gittikçe değerini yitiren bir özgürlüğün avukatlığını yapıyor(Gilles Kepel, Tanrı’nın İntikamı, Çev. S. Kırmızı, s, 164).
Sanat için sanat; yani insanî yada ilahî mesajı olmayan ve tüm modalara olduğu gibi tüm ticarileşmelere katılan bir sanat.
1980’lerin çoğulcu ve ahlâken karma karışık dünyası, belki de eski standart modernist fikirlerle çözülmeyecek büyük problemlere sahiptir. Laik ve rasyonel çözümlerin Avrupa ve ABD’de bile iş görüp görmediği hiç bir surette kesin değildir. Şimdi ve gelecek, İslam için hem fırsatlar, hem de meydan okumalar sunmaktadır.(J. O Voll, İslam, Çev. Aydın Şişman Demirkan, s, 16).
Batı tipi kültür (Hristiyanların tek tek gayretlerine rağmen, bilileri yönlendiremez ve sosyal adaleti kuramaz olmuş, Hristiyan kiliselerinin köhneleşmesini yüzünden) bütün itibariyle bilimler de pozitivist, edebiyat ve sanatlarda da, nihilisttir. 
Her iki haliyle de bu kültür, insanın hayatının ve tarihinin anlamını bulmasına yardım edemez. O yüzden de Batı kültürü, kaçışları ve şiddetleriyle bireyciliğe ve milletler arasında “terör dengeleri” kurulmasına sebep olmaktadır... Batı tipi iletişim(mass media) Batıda ve Batı’yı taklit eden ülkelerde ticari kazanç kaygılarının baskısı ve egemenliği altındadır. 
Batı tipi iletişim demek şiddet, aşksız nefsaniyet yahut da katı ırkçılık ve partizanlık temalarının istismarı demektir.(Garaudy, İslam ve İnsanlığın geleceği, Çev. C. Aydın, s, 151).
Selametle!...
 

Bu yazı toplam 643 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.