1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Kısa bir mola vermek istesek de hayata!..
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Kısa bir mola vermek istesek de hayata!..

A+A-
Gece yarısı, saat 02.27 sularını gösteriyor. Canım ülkemin, canımdan çok sevdiğim vatanımın haritası üzerinde alevlerin dalga dalga yükseldiğini, bununla da kalmayıp bu yangının bir yandan Ortadoğu coğrafyasına, diğer taraftan Türkî Cumhuriyetlere doğru yayıldığını bilmem kaçıncı kez rüyamda görüp, bu görüntülere eşlik eden feryatlar, figanlarla dolu canhıraş çığlıklar eşliğinde bir kez daha uyanıyorum. Alnımda terler, yüreğim sıkışmış, ciğerlerim adeta bir yarım nefes için çırpınmakta…

Ve şu dizeler dökülüyor kalemimden, yüreğimden;
“Bazen kısa bir mola, es vermeli hayata,
Çekilip de kenara bir elif miktarınca,
Seyreyleyip dünyayı âlemin kenarından,
Sığınmalı sıcacık bir tövbenin koynuna…”

Hani bir meşhur şarkıcının da dediği geliyor aklıma sonra;
“Göksüm daralıyor, yüreğim yanıyor,
Olmasaydı sonumuz böyle…”

“Keşke” diyorum, “keşke sonumuz böyle olmasaydı”. Şeytanın ve şeytanlaşmış sistemlerin ve insanların önünde eğilmeseydik, teslim olmasaydık fitneye, fesada. Keşke omuzlarımızdaki kadim mesuliyetlerin daha fazla idrakinde olabilseydik. “Bir medet, bir umut ışığı” diye bize gözlerini dikmiş, gönüllerini bağlamışlara “Yanın kendi derdinize, biz kardeş kavgalarıyla meşgulüz, biz birbirimizi yok etmeye niyetlendik, bizim derdimiz bize yeter, ne haliniz varsa görün…” deme noktasına gelmese, getirilmeseydik. Keşke dillerimizden ve kalemlerimizden kan damlamak yerine dualar dökülseydi yine kardeşlerimiz için. Hiçbirimize bunu yapmaya hakkı yok hiç kimsenin. Keşke masum Anadolu insanının iyi niyetleri, samimi gayretleri ve alın terleri üzerine birileri kendilerine servet, güç ve iktidar üretmek yerine hayra ve güzelliğe tahvil etselerdi bütün bu çabaları. Keşke yüzyılda bir elimize geçen “Dünyanın tüm mazlum milletlerinin, bilhassa da kısacık hayatlarında acı, keder ve gözyaşından başka bir sabaha uyanamayan Müslüman kardeşlerimizin tek umudu olma” şansımızı ıskalamasa, âleme adaletli bir nizam örneği gösterebilme imkânlarımızı boşa harcamasaydık.

Her ne kadar “bir elif miktarınca kenara çekilip, sıcacık bir tövbenin koynuna sığınıp, âlemi bir kenardan seyreylemek” istesek de yaratılışımızdan gelen, beşer olmaktan kaynaklanan hassasiyetlerimiz ve hissiyatımız gereği buna da bir güç yetiremiyoruz. Etrafımızda olup bitene bigâne kalamıyoruz;
“Bütün bunlar sendedir bu girift bilmeceler,
Sakarya kandillere katran döktü geceler…” (NFK)
diye hayıflanırken bir yandan, diğer yandan ise yine Üstad’ın dediği gibi;
“Dua, dua, eller karıncalanmış,
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış…”
halet-i ruhiyesinde bu anlamsız, amaçsız, acımasız yangının bir an evvel sönmesi için tek sığınağımız, tek dayanağımız, tek sakin limanımız olan Rabb’imize sığınıyor, gözyaşlarıyla yalvarıyoruz:

“Ya Rab, senin kulların yolunu unuttu, rızana erişmekten vazgeçti, başkalarından emir alır, başkalarını dinler, onların rızalarını tercih eder oldu. Birbirlerini sevmemeye başladılar, birbirlerinin elinden ve dilinden emin değiller artık. Kardeşlik bağlarını acımasızca koparır oldular… Ne olur, bize merhamet eyle, bize yeniden toptan senin ipine sarılmayı nasip eyle, kalplerimizi birbirimize ısındır, kâfirler yerine yeniden birbirimizi dost edinebilmemiz için izanımızı, idrakimizi artır, yeniden sana hakkıyla iman edip, Eşsiz Habib’inin (sav) yoluna rast-u revan eyle, kararmış gönüllerimize yepyeni bir inşirah, inşirah, inşirah Ya Rab…”.

 
Bu yazı toplam 42 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.