1. YAZARLAR

  2. Ahmet Yıldız

  3. Kışı Baharı Karıştırdık Mı Ne?
Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız
Yazarın Tüm Yazıları >

Kışı Baharı Karıştırdık Mı Ne?

A+A-
Evet, bu doğru dürüst kar kış, soğuk don göremedik. Derken aksine bahar erken mi geldi ne. Diye kendi kendimize sorar olduk.
Çocukluğum Çarşamba Çayı, Ziraat Meslek Lisesi, Devlet Su İşleri, Toprak Mahsulleri Ofisi, Tren Yolu Kenarında İstasyon çevresinde daha doğrusu Baraj Mahallesinde geçti.
Yukarda saydığım kurumların bekçisinden müdürüne kadar bütün çalışanları bizi enterese ederdi. Genelde hepsini aileden biri gibi tanırdık.
Ofisin o zamanlar çeşit meyve ağaçları olan bahçesi vardı. Elma, armut, kayısı, erik, kiraz her ne varsa muhakkak hepsinden soyadı Yeşildeniz olan ofis müdürümüzün himmeti ile muhakkak tadardık.
O bahçeyi kendi meyve bahçemiz gibi korurduk. Sonra ağaçlar yaşlandı diye armutlar hariç hepsini kestiler. Kestikleri yıllarda bizde liseli yıllara gelmiştik.
Devlet Su İşlerinin bahçesine SULAMA BAHÇESİ derdik. Taş duvarları aşıp oyun alanı haline getirmek bizim için basitti.
Son zamanlarda DSİ Müdürü Ali Altuntaş çim ektirip saha yaptı. Mesai sonu futbol oynanıyordu.
Çarşamba Çayının her tarafında ayrı ad verdiğiz mevkiler vardı. Hasta Mehmet’in Bükü, Koca Tepe Bükü, Şarıldak, Demir Köprü, Taş Köprü yahut Okçu Köprüsü, Bir Kavak, İki Kavak, Tulumba, Karaman Köprüsü, Taşan Köprü, Alemdar Barajı(aslında Alemdar Barakası) Ziraat Meslek Lisesi eski adıyla SULU ZİRAAT yanından geçen kanal üzerinde Barakalar vardı. Güvercinlik tarafındaki kanala da derece derdik.
Yüzmeye o zamanki adıyla Karamankırı şimdiki Güvercinlik Kasabamız tarafına giden kanal içinde suyun derinliğini ölçen metre cinsinden beşli tahta üzerinde yer vardı. Biz bu kanala bundan dolayı derece derdik. İlk yüzmeye burada başlar sonra daha büyük baraka yanındaki beton kanala terfi ederdik. En son olarak da ana Çarşamba Çayında yüzmeyi hak ederdik.
Tren Yolu ve trenler ise ayrı oyun alanımızdı. Posta treni, yük treni vakitlerini ezbere bilirdik. İstasyon Şefi, Makasçılar, Yol tamir bakım ekibinde çalışanları da tanırdık. Yirmilik çiviyi ray üstüne tren gelmeden kor tren geçtikten sonra yassı halini alır. Bu yassı çividen bıçak yapardık.
Kara vagonlara biner un fabrikasın kadar gider orada trenden atlardı. Kol bacaklarımız al kan içerisinde kalırdı.
Baraj Mahallesi Atatürk Caddesi üzerinde rahmetli Yörük Camili namı diğer Kıllı Mustafa Çetin ile Dinlendikli Bayram Çekirdek’in evleri arasında kanal kazılmadan önce kaba koca bir söğüt ağacı vardı.
Bu söğüt dört mevsim bizim yani çocukların buluştuğu oyun alanımızdı. Oyunlarımızı hep söğüt ağacı altında organize ederdik. Çayır, saklambaç oyununda ebenin kalesi, daha ötesi üzerinde de ebelemeç oynardık.
Baharla birlikte geçen yılın sürgün dallarında düdük yapardık. Kemik saplı Bozkır bıçağı ile söğüt dalının en düzgün yerini işaretler ve çizerdik. Sonra bıçağın sapıyla kabuğu ezmemek kaydıyla vururduk.
Vururken ise tekerleme söylerdik;
*
Bir yumurta tepeye koydum.
Bir yumurta dereye koydum.
Tepedekini yel aldı.
Deredekini sel aldı.
Buradakini el aldı.
Yılan çıyan kavladı.
Sen ne diye kavlaman?
Kavla düdüğüm kavla!
……
Diye tekerleme söyleyerek söğütten düdük yapardık. Her ne olursa olsun söğüt ağacının büyük dallarını kırmaz kırdırmazdık. Gölgesinde perşembeliğimizi yerdik.
Şimdi ta çocukluk günlerine niye gittin? Diye soracaksınız. Adadan alınan mektupları şu dağa bu dağa göndereceklermiş de oradan çağrıştırdı.
Kışın domatesi, yazın portakalı yerken biz mevsimleri karıştırdık.
 
Bu yazı toplam 118 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.