1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Konyalılar Buğday Gibidir
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Konyalılar Buğday Gibidir

A+A-
Önce hikâyeyi yazayım: Türkiye’den 50’li yıllarda hacca gidenler arasında 4-5 tane Karadenizli Hacı adayı da varmış. O günlerde Mekke’de, Medine’de bir Türke rastlamak çok zormuş. Karadeniz’in bu delişmen çocukları Medine’ye varınca biraz şaşırıp tutunacak bir dal aramışlar. Araştırırken Konyanın yetiştirdiği gönül adamlarından Ali Ulvi Kurucu Beyefendiyi bulmuşlar. Birkaç gün O’na misafir olmuşlar. O’nun yumuşak huyu, sakin hali bizim lazların hoşlarına gitmiş ve dikkatlerini çekmiş:

-Bizler yerinde duramayan hırçın, hareketli insanlarız. Siz ise maşallah ne kadar sakin, ne kadar halim, ne kadar mülayimsiniz! Bu fark acaba nereden kaynaklanmakta? Diye sormuşlar. Konyalı Ali Ulvi Kurucu Beyefendi onlara şu güzel cevabı vermiş;

-Ben Konyalıyım. Konya’da yetiştim. Konya’da en çok yetişen ürün buğdaydır. Bizler en çok buğday yeriz. Sizler Karadenizlisiniz. Orada da en çok mısır yetişir, sizler de daha çok mısır tüketirsiniz. Bir tavaya buğdayı koyun ve kavurun! O mübarek sessizce kavrulur ve pişer. Aynı tavaya mısırı koyun ve kavurun! Mısırların fişek gibi sağa sola “pat! çat!”  diye fırladığını göreceksiniz…

                Bu hatıra benim çok hoşuma gitti. Coğrafyanın, iklimin, havanın, suyun insan üzerindeki etkisini ne güzel anlatıyor.   
                                                                                         ŞEHİR VE BİLGE

                Büyükşehir, kültürel çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. TRT ile yapılan ortak bir çalışma sonucunda “Şehir ve Bilge” isimli belgeselin bir bölümünü 11 Aralık Pazar sabahında Başkan Akyürek’le beraber seyrettik. Şeb-i Arus’un arefesinde böyle bir çalışma takdire şayan. Görüntü kalitesi, seslendirme, müzik, belgesel formatı çok güzel. Belediye böyle bir çalışma ile Konya Kültürüne ciddi bir katkıda bulundu. Bu nedenle bir vatandaş olarak emeği geçenlere şükranlarımı sunarım.

                                                                             BELGESEL GÜZEL AMA ÖZGÜN DEĞİL   

                Daha öncede Konya ile ilgili birkaç belgesel seyretmiştim. Görüntü, ses ve akış olarak bundan geriydiler ama öz olarak sanki daha güzeldiler. Klasik bir belgesel: “Mevlana’nın hayatından kesitler, sözlerinden alıntılar, yakınlarından ve yaşadığı yerlerden bahisler, Konya’dan, Müzeden, Sema Ayininden görüntüler... “ Belgeseller genelde zaten bu formatta, bu konseptte olur. “E ”! Diyeceksiniz,” biz eski köye yeni bir adet mi getirelim. “ Evet getirelim. Amaç, Mevlana anlayışının,   O’nun fikirlerinin ve savunduğu hayat tarzının insanlara daha iyi tanıtılması ise bunu yapalım. Günümüz insanı bu kadar kolaylığa, bu kadar zenginliğe, bu kadar varlığa rağmen bunalımlardan bir türlü kurtulamıyorsa ve bu halin çaresi, Pir’in savunduğu düşüncelerin temeli olan Tasavvuf anlayışında ise bunu niye yapmayalım! İsraftan, hırstan, hasedden, kinden, kibirden, riyadan kalpleri kararan günümüz insanına Mevlana aracılığı ile İslam’ın o diriltici ve aydınlatıcı ilaçlarını sunalım. Hırsa karşı kanaat, kine karşı affetmek, kibre karşı tevazu, riyaya karşı hasbilik ilaçlarını Mevlana tabletleri içinde insanlığa sunalım.

                                                                              EVRENDE DÜNYA DÜNYADA KONYA

                  “Eleştirmek kolay alternatif sunmak zor” diyorsanız, “haklısınız!” demeyeceğim ve alternatif sunacağım. Basıma hazırlanan ikinci kitabımda, yarı deneme, yarı hikâye yarı belgesel niteliğindeki çalışmam tam da iddiamın kanıtı olacak. Baştaki hikâyede olduğu gibi Konyalıların huylarına etki eden faktörleri bir bir anlatan ve 81 vilayetin katıldığı bir yarışma şeklinde hikâye edilen o belgeselimde ben;” Konyalılar vakurdur, çünkü…” demişim cevabını vermişim. “Konyalılar cömerttir çünkü…” demişim dayanağını açıklamışım, “Konyalılar güzellik meftunudur çünkü” demişim bunun izahını yapmışım, “Konyalılar ilklerin adamıdır çünkü” demişim ve bunun sebeplerini açıklamışım. Tıpkı Baştaki hikâyede buğday ile huy arasında kurulan ilişki de olduğu gibi tabiatın, coğrafyanın, iklimin Konyalıya nasıl güzellikler kazandırdığını özgün bir üslup ve lisanla anlatmışım. Ova’nın genişliğinin sadırları, Lorasın, Torosların kaviliğinin iradeleri nasıl güçlendirdiğini belgelemişim. Mesnevi ve Divanı Kebirin büyüklüğü ile Konya Ovasının genişliği arasında bir bağ olduğu, Mevlana’nın Konya’dan,  Konya’nın da Mevlana’dan etkilendiği hakikatini dile getirmişim. Bir de Mevlana kültürünün mazide yaşanmış ve bitmiş bir olgu olmadığını, böyle olmaması gerektiğini, aksine bu kültürün Konyalının üzerinde etkisinin halen devam etmesi gereğini vurgulamışım. Bu belgeselde galiba bu yaklaşımlar yoktu.  

                Bu eleştirilerimi ve alternatif fikirlerimi gündemin saptırılması,  konunun dağılması ve zamanın kalmayışı yüzünden başkana ulaştıramadım.  Ancak ayaküstü birkaç cümle ile meramımı anlatmaya çalıştım. Sağolsunlar ilgilendiler. Yapılan çalışmaların, çekilen emeklerin daha güzel meyveler vermesine katkı sağlamak bu çalışmaları yapanları takdir etmekle olur. Bu güzel çalışma Konyamıza hayırlı olsun. Ve daha güzel, daha özgün çalışmalara da köprülük yapsın.    

Bu yazı toplam 466 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.