1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. KORKU, SOSYAL MEDYA , HiKAYE VE KANDİLLER
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

KORKU, SOSYAL MEDYA , HiKAYE VE KANDİLLER

A+A-

Allah herkesi korktuğundan emin eylesin.

Bazen duyarsınız.

“Allah’tan başka kimseden korkmam !”

Belki bir cesaret örneği sunarlar ama, bence öyle konuşanların pek çoğunda içinde sinsi bir korku vardır. Bunu gizlemek üzere :
“Ben korkmam “ demektedirler.

Tabi ki, korkunun da dereceleri vardır.

Cesaretli olmak başka şey, korku yaşamak veya korkmak başka şeydir.

Anadolu’da bir başka sözde vardır:

“Korkunun ecele faydası yoktur!.”

“Ölmüş eşek kurttan korkmaz!”

Korku deyince...

Neler gelmez ki insanın aklına...

Bazı insanlar korku yaşadı mı, onlarda  sığınacak yer ararlar.

 Allah’tan yardım isterler.

Sevgi, inanç ve korku bir arada ve eş değer değilse, korkularımız hatırlatır bize gerçekleri...

Birde sosyal medya’da paylaşılanlar var.

İnsanın tüyünün ürperdiği şeyler.

Kimisi doğru, kimisi uydurma…

Sosyal medyada çoğunuz bıkmışsınızdır, tuhaf paylaşımlardan...

Geçenlerde bir sosyal medyada  'kandil' mesajı  ile ilgi bombalıyorlardı (!).

İşte birisi :

'Kandil geceleri farz değildir.
Sünnet de değildir.
İslam’ın olmazsa olmazlarından hiç değildir.
Dua edilen, namaz kılınan ve kişinin kendisi ile ilgili yapması gerekenleri içeren sıradan bir gece dir.
Kandil gecelerine gösterdiğiniz hassasiyeti:
Sözünü tutmak
Yalan söylememek
İyi insan olmak
Çocuklara sevgi ve şefkatli olmak
Büyüklere muhabbet ve saygılı olmak
İnsani değerlere sımsıkı sarılmak
Hak yememek
Hırsızlık yapmamak
Eline, beline ve diline sahip olmak konularında da gösterebilsek
Çok süper olacak ama…..

 

Allah akıl, izan versin.

Haaa yukarıdakileri  yapmak gerçekten bir insan için en doğru şeydir ama, inanan insanların kandil anlayışına dil uzatmakta neyin nesi ?

+++      +++  

Şimdi size bir hikaye sunayım.

Hikâyeler vardır. Yazılır, okunur ama fark edilmez. Yıllar geçer bir gün ansızın önümüze çıkar, sizi çarpar, sırılsıklam bir mana sağanağının altında kalırsınız. Bugün böyle bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum. Alman besteci Mendelsshon’un büyükbabası ve büyükannesinin evlenme hikâyesi.Moses Mendelsshon kısa boylu kambur ve çirkin bir delikanlı. Hamburglu bir iş adamı Mosen’i akşam yemeği için eve davet eder.Delikanlı zili çaldığında kapıyı işadamının Frumtje isimli dünya güzeli kızı açar.Genç Moses kızı görür ve vurulur. Ama kız, genç delikanlının çirkinliğinden ürkmüştür. Onun içinde yemeğe gelmeye cesaret edemez.

Moses işadamı ile yemeğe oturur ama yemek mi onu, o mu yemeği yer bilemez. Sevda yelleri esmektedir. Her kapı açılışında gelenin Frumtje olacağı ihtimali aklını başından alır. Yemek biter kız gelmez. Vakit ayrılık vaktidir. Genç Moses, iş adamına yemek için teşekkür eder. Arkasından

- Efendim izin verirseniz hanımefendiye Allah’a ısmarladık demek istiyorum.

- Buyurun

Moses ikinci kata çıkıp genç kızın odasının kapısını çalar.

- Buyurun. Moses kapıyı açtığında, genç kız odasının penceresinden dışarıyı seyretmektedir.

İlk karşılaşmanın tedirginliği devam etmektedir. Aynı çirkinliği tekrar görmemek için dönüp genç Moses’e bakmaz. Moses tüm cesaretini toplar;

- Hanımefendi evliliğin kutsallığına inanır mısınız?

Genç kız dönmeden cevap verdi.

- Elbette inanırım ya siz?

- Bende inanırım. Bilir misiniz? Allah bir erkeği yaratırken onun nasibine bir de kadın yaratırmış. Benim nasibim olan kadın; kambur, kısa boylu ve çirkindi. Ben buna razı olmadım. Allah’ a yalvardım. Dedim ki; Yarabbi o bu kamburu ve çirkinliği taşıyamaz, bu tam bir trajedi olur. Onun kamburluğunu ve çirkinliğini bana ver, güzellik ona kalsın. Bilir misiniz ben yıllardır size ait olan kamburu ve çirkinliği taşıyan adamım.Bu sözler genç kızın bütün dünyasını kaplar. Gördüğü tek şey kendisine aşkla bakan pırıl pırıl bir çift gözdür. Ne kambur kalır ne boy, ne çirkinlik.

Başlayan arkadaşlık evlilikle neticelenir.

Frumtje mutlu bir evlilikle borcunu ödedi. Pekâlâ, biz şöyle düşünebiliyor muyuz?

Doktorum. Hastam var

Şöyle düşünüyorum. Yarabbi belki de bana ait olan hastalığı taşıyan bu insana karşı benim merhamet borcum var. Yıllardır bana ait olabilecek bu yükü taşıyan insana ben elimden geleni yapmalıyım.

Sokaktayım. Adamın akılsızlığı canınızı mı sıktı?

Yarabbi bana ait olabilecek bu “kavrama kabiliyeti azlığı özrünü” taşıyan adama benim vefa borcum var. Benim akılsızlığımı taşıyan bu adam için elimden geleni yapmalıyım.

Fakir mi gördüm.Yarabbi bana ait olabilecek fakirliği, muhtaçlığı benim adıma yıllardır taşıyan adama benim borcum var. Onun zenginliği bende, benim fakirliğim onda. Elimden geleni yapmalıyım.

O zaman gönül gözümüzle bakmalıyız çevremize, gönül gözümüzü açık tutmalıyız

Gören göze, işiten kulağa, hisseden gönle, selam olsun

Yukarıdaki hikayeyi Konya eski Milletvekili Mustafa Kabakcı’dan almıştım. Sizinle paylaşıyorum.

Ne diyor Üstat Ramiz Rövşen

Beni de yola saldı söz

Ben gittim size kaldı söz

Yine taptaze kaldı söz

Ben sözün tozunu aldım.

Bu yazı toplam 248 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.