1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Koskoca Evrende Küçücük Bir Gezegendeyiz
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Koskoca Evrende Küçücük Bir Gezegendeyiz

A+A-
Dünya, gerçekten çok farklı bir yer. İnsanların bu dünyada ki uğrak yeri olarak tayin edilmiş koskoca evrendeki bu küçücük gezegende yaşanan gelişmelere bakarken uzay aleminin sonsuzluğu ve sistematik olarak tıkır tıkır işleyen bu dev sistemi yaratan rabbimizin gücü karşısında açıkçası irkilmedim dersem yalan olur. Bizler burada mesleğimizi icra ederken, çocuklarımız okul eğitimleri ve gelecek endişeleri ile, ailelerin hafta sonları piknik sefası, kimilerinin bağda, bahçede, tarlada mahsul işleri, bazı ülkelerde ki gençlerin gecelerini yüksek müzik sesi eşliğinde diskoteklerde, bazı ülkelerde yaşanan savaşlar kısacası küçücük dünyada bunca olup bitenler yaşanırken bir anda uçsuz bucaksız evrene yükselseniz ve orada görevini yerine getiren milyarlarca yıldızın ışıldaması, gezegenlerin kendi yörüngelerinde ki düzenli hareketleri, güneşin dayanılmaz alevlerini dünyaya insana zarar vermeyecek oranda azaltılarak bizlere yansıması, ayın bir kandil gibi dünyanın etrafında ki seyri ve ışıl ışıl bize yansıyan o harikulade görüntüsü karşısında acziyetimizin ayaklar altında olduğunu görüyorum.
Bu paylaşamadığımız dünyayı işgal ederken koskoca evrende ne kadar küçük yaratıklar olduğumuzu düşündüm. Ölümü bilerek ölesiye asılmak ve yaşayan her ferdin dünyayı tapulu malı görmesi gibi saçma bir fikri zihnimde canlandırdım. Bizden öncede yüzlerce yıl üst üste çok farklı insanlara kucak açmış olan bu dünyanın onları sahibine gönderdikçe yeni mensuplarını bağrına bastığını ve kıyamete kadar gidecek olan bu silsilenin aslında yaşadığımız hayata bu kadar şartlanmamızın ne kadar anlamsız ve garip bir duygu olduğunu bize hissettirmesi bakımından çok önemliydi. Milattan önce ve milattan sonra sadece zamanın şartlarına göre akıp giden aslında hepimizin yaptığı ortak şey, bize bahşedilen bu hayata sıkı sıkıya sarılmaktan öte bir şey değil. İrademiz dışında emanet olarak ruhumuza giydirilen et, deri ve sakatattan ibaret ten kafeslerimizi diğer canlılardan ayıran en farklı yönü irademizi ve yaptıklarımızı kontrol altında tutmamızda başrol oynayan akıl nimetiydi. İşte ruh ve bedenden oluşan aciz varlıklar olarak aslında bize verilmek istenen mesaj haddimizi bilmekti. Ama biz haddimizi bir türlü bilemedik. Gerçek alemde çok komik bulacağımız madde ve zevklerin aslında çok sınırlı bir hayatta bizi gerçek değerimizi görmeden alıkoyan bir düşünce yapısının esirleriydik. Şimdi daha iyi anlıyorum. “Ahseni Tagviim” iken niçin “Esfele Safilin” mesabesine indirildiğimizi…
Uçsuz bucaksız evrende ki bir nokta bile olamayan küçücük dünyamızı bir an için seyrettiğinizi düşünün. Baş parmak ile işaret parmağımızı dürbün gibi birleştirerek izlediğiniz dünyanın aslında bizlere biçilen rol için sadece dev bir sahne olmaktan öte ne gibi bir işlev görüyordu ki? Evet oynumuzun adı : HAYAT idi. O hayatı bizlere bahşeden büyük gücün bizlere nebileri kanalıyla ulaştırdığı hayatta olmamız gereken ve yaşamamız gereken ama sonuna kadar gerçek olan buyrukları değil yerine getirmek, o buyrukların dışına çıkarak hayatımızı, senaryosunu kendimizin yazdığı oyun ve dümenden müteşekkil sahte bir role çevirdik. Tüm evren bizim bu sapkın hayat tazımıza şahit idi. Onlar, farkında oldukları bu dev otoritenin karşısında görevlendirildikleri gibi yörüngelerinde dönmeye, ve görev sırası geldikçe vazifelerini yerine getirmeye kayıtsız şartsız devam ettiler. Tüm evreni yakıp yıkacak kadar güç bahşolunmuş olan güneş bile görevini bihakkın yerine getirirken bizim bu zavallı halimize bakarak ürpermemiş midir?
Bunları iyi düşünelim. Sabah kalktığımızda güneşin yeni bir günü bize müjdelediğini ve aydınlık vesilesiyle rızkımızı temin edeceğimiz işlerimize gitmeye yönlendirmiyor mu?
Yaz ayları geldiğinde ısınmamızı ve kış aylarında buzullarla kaplı bir cehennem ortamından kurtulmamızı temin etmiyor mu?
Akşam olduğunda bizi ertesi güne kadar dinlenmeye bırakıp, bu dünyanın diğer yarısında yaşayan sakinleriyle yeni bir günün açılışını yapmıyor mu?
Değerli okurlarım, kafamızı kaldırıp gökyüzünde seyrettiğimiz yıldızların ve galaksilerin binlerce yıl öncesine ait görüntüler olduğunu biliyor musunuz? Mesela Sirius yıldızının bu yıl yani 2014 yılında patladığında bizim bunu ancak 2020’li yıllarda görebileceğimizi biliyor musunuz?
Şu dünyamız, uzayın havasız, soğuk ve cansız boşluğunda bulunmaktadır. Aslında uzay susuz, uçsuz bucaksız ıssız bir çöle benzerken dünyamız ise bu devasa çölün bir kanarında içinde tüm ihtiyaçlarımızın olduğu lüks bir konağa benzer. Çöldeki bu konak bizi zorlu çöl fırtınalarından ve aşırı ısıdan korur. İçinde ki konforu vesilesiyle ihtiyacımız olan her şeyi bize sunar. Dünyamız da aynen çöldeki bu konak gibi bizim uzaydaki konağımızdır. Uzayın ürkütücü ve tehlikeli boşluğunda bizleri yaratılış mucizesi gereği tehditlerden devamlı bizi korur. Dünyamızda hava, su ve diğer ihtiyacımız olan her şeyi rahatlıkla bulabilmekteyiz.
Bütün bunlar, apaçık bir gerçeği bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bütün evreni, yıldızları, gezegenleri, dağları ve denizleri kusursuzca yaratan, insana ve bütün canlılara hayat veren, sonsuz güç ve kudret sahibi olan Allah'tır. Allah'ın bu kusursuz yaratışı Kuran'da şöyle anlatılmaktadır:
Yaratmak bakımından siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) Onu bina etti. Boyunu yükseltti, ona belli bir düzen verdi. Gecesini kararttı, kuşluğunu açığa-çıkardı. Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi. Ondan da suyunu ve otlağını çıkardı. Dağlarını dikip-oturttu; size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere. (Naziat Suresi, 27-33)
Hala hayatımızı kontrol altına alamayacak kadar zavallı yaşantımıza devam edecek miyiz?

 
Bu yazı toplam 96 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.