1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. KRONİKLEŞEN SORUNLARIMIZ
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

KRONİKLEŞEN SORUNLARIMIZ

A+A-

Türkiye’de kronikleşen sorunlarımız var.
Bunlardan birisi terör idi ama, çok şükür kararlı mücadele ile ve güvenlik güçlerinin çalışması, hükümetin desteği ve verilen emirlerle bu sorun yaklaşık 40 yıldır ilk defa geriledi ama, henüz bitmiş değil.
Yine bir başka sorun, bir çok ilde ve Konya’mızda  artarak devam ediyor. Trafik sorunu. Bu sorunun çözümünü de  belediyeler, Trafik ekipleri çözecek ve çözmelidir. Yapılacak denetim ve ondan önemlisi ise yapılacak yatırımlarla,yeni yollar ve köprüler ile…
Konya’da bir çk yerde yeni yol, köprü çalışması var. İnşallah en kısa zamanda bunlar yapılır ve sorunun çözümüne katkı yaparlar.
Dahası ise İşsizlik…
Kimse kusura bakmasın.
Gerçekleri yazacağız ve bunları yöneticiler çözecek.
Nasıl çözecek ?
Onu da bizi yönetenler düşünsün.
Devletin kurumu TÜİK verilerine göre 2017 yıllık ortalama işsizlik oranı yüzde 10.9 olarak açıklandı. 2016 yılında da yine 10.9 olmuştu. İşsizlik de enflasyon gibi kronikleşti.
İsterseniz biraz daha geriye dönelim.2000 yılı:
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) ilan ettiği işsizlik oranı yüzde 6.5 idi.İş aramayıp çalışmaya hazır olanları da katarsak, fiili işsizlik oranı yüzde 10.9 idi.
Son 2017 yılına bakalım.
TÜİK'in açıkladığı işsizlik oranı yüzde 10.9.Bu rakam  resmi rakamlar. Birde resmi kayıtlara girmeyenlere bakarsanız bu rakamın yüzde 15-16 dan aşağı olacağını sanmıyorum.

Şöyle bir araştırma yaptım. Gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerde ise Dünya ortalama işsizlik oranı yüzde 5.8.
Aratırmalara devam ettim.İşsizlik oranı 2001 krizi ile 8.4 olmuş. Ancak son dönemde Türkiye’de bu rakam, bu artış önlenemedi ve çift rakamlara çıktı.
Üretimimiz düştü. Üretimi artırıp bu rakamları düşürmek zorundayız. Tabi ki, yukmarıda da belirttiğim gibi terör olayları ile uğraşmakta işleri zorlaştırdı.
2002-2007 dönemi dünyada bolluk dönemidir. Türkiye'ye cari açığın üstünde bol sıcak para girdi. Sıcak para kur baskısı yarattı. O kadar ki 2007 sonunda Merkez Bankası 2003/TÜFE bazlı reel kur endeksi 128'e yükselmişti. Yani TL kuru yüzde 28 oranında daha değerli idi.
TL'nin aşırı değer kazanması, suni olarak ithalatın aynı oranda daha ucuza gelmesi demektir. İçeride pamuk gibi ham madde ve iplik gibi ara malı üretmenin, ithalata oranla yüzde 28 daha pahalıya gelmesi demektir.
Üretimin dışa bağımlı bir yapı kazanması, en önemli yapısal sorundur. Bugün 2007 yılının aksine, TL değerli değil, MB reel kur endeksine göre döviz kuru yaklaşık yüzde 16 daha değerlidir. Türkiye'nin bu kronik yapıdan kurtulması gerekir. 
Elbette bu serüvenin temelinde, Türkiye'nin ekonomik bünyesine ve piyasa yapısına uymayan IMF'nin dalgalı kur politikası var.  Bu politikaların bizi getirdiği yer uçurumun kenarıdır. Çin'den yıllık ortalama ithalatımız 22-23 milyar dolardır. İhracatımız ise 2.5 milyar dolar kadardır. Yani her sene Çin'e karşı 20 milyardan fazla dış ticaret açığı veriyoruz. Bunun için Cumhurbaşkanı Erdoğan çabalıyor ama, yetmiyor tabi ki…
Eğer Çin'den teknoloji satın alsak, yatırım malı ithal etsek, söylenecek laf kalmaz. Çünkü yatırım kendi açığını kapatır. Petrol ithal etsek, enerji ithal etsek mecburuz deriz. Maalesef Çin'den yalnızca incik-boncuk, oyuncak alıyoruz.
Yine kimse kusura bakmasın. Gerçekler bunlar. Çin'den ithal ettiğimiz ürünlerin başında telefon cihazları ve ses görüntüleri geliyor. Sonrasında sentetik filament ipliği, deri-köseleden bavul, evrak çantası, plastik eşya, mobilya, hazır giyim, bisiklet, skuter gibi ıvır zıvır mallar geliyor. Otomobil üretmekten önce Türkiye bu incik-boncuğu üretirse, dış açığı daha kolay kapatır.
 ABD, Çin'le dış ticaretinde açığı kapamak için önlem alıyor! 

Bu yazı toplam 214 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.