1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. KÜÇÜCÜK VE GENCECİK PIRLANTA GİBİ KARDEŞLERİME!
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

KÜÇÜCÜK VE GENCECİK PIRLANTA GİBİ KARDEŞLERİME!

A+A-

Bu yazımı daha çok genç yaşta ki kardeşlerime ve küçüklerime hitaben yazıyorum. Bizim dönem hemen hemen 50’li yaşlarına geldi. Bundan 30 yahut ta 40 sene öncesi birçoğunuz hayatta bile değildiniz, dünyaya teşrif etmemiştiniz. İşte ben o günkü yaşamlardan örnekler vererek size aydınlatmak ve nasıl bir dönemde dünyaya geldiğinizi görmenizi arzuladım. Çünkü görünen o ki gençlerimiz mazinin yoksun hayatlarına dair az çok bir fikir sahibi olsa da detaya ilişkin bir bilgiye hakim değil.
Ortalama 80’li yıllarda hani içinde bulunduğumuz teknolojik yeniliklerin birçoğundan bihaber olduğumuz o yıllarda yaşanan hayatlar ile günümüzü kıyaslamanızı istiyorum. Lütfen bu yazımı dikkate alın. 
O yıllarda şimdi ki gibi her evin köşebaşında televizyon görmeniz imkansızdı. Çok sınırlı sayıda olan televizyonlarda yayınlanan bazı film ya da programları izlemek, çok nadiren de olsa misafirliğe gittiğimiz takdirde mümkün olurdu. Öyle bol kanallı TV falan yoktu haa! Sadece TRT vardı onda ki yayını siyah beyaz izlemek bile apayrı bir keyif vesilesiydi. Ama bunlar dostluklarımızın önüne geçmez, konu komşuyu birbirinden ayırmazdı. İnsanlar arasında ki muamelat hususunda o kadar hassas davranılırdı ki hani şu meşhur;  “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” gibi atasözler o devirleri en veciz haliyle anlatır. Gönüllerde ki tatlı huzur ve mutluluk yüzlerimize yansırdı. Akrabalar yahutta komşular arasında mal yarışı olmazdı. Zaten yarışılacak öyle alengirli eşyalarda yaygın değildi. Her evde oturduğumuz adına somya denilen o devrin kanepeleri evlerimizin süsü gibiydi. Kimse cafcafa önem vermez herkes mutluluğun kaynaşma ve dostlukta olduğunu iyi bilirdi. Tüm fertler için eşya sadece araç, bugün olduğu gibi amaç değildi. Herkes elindekiyle mutlu olmasını bilirdi. Kimse mal sevdasında değildi, azla yetinmeyi bilirdi. Arabalar şimdiki gibi lüks değildi. Ama amaca hizmet ederdi. Kimse arabasıyla caka satma derdine düşmezdi. Mal mülk için gönüller kırılmazdı. Evlerde sadelik, yemeklerde lezzet vardı. Herkes yediğini içtiğini komşusuyla paylaşır bundan da büyük keyif alırdı. Öyle facebook, instagram gibi sanal paylaşımlarla geçiştirilmezdi. Şimdi olduğu gibi ortalık yerde yakılan piknik ateşlerinde pişen etin kokusu onu bulamayanların içini yakmazdı. Sözün özü insanlıkta en uç noktalarda olmanın dayanılmaz bir tadı vardı. 
Çocuklar, büyükler tarafından sevgiye düçar olurlardı. Büyükten küçüğe sevgi, küçükten büyüğe saygı hayatın odak noktasıydı. Şimdiki gibi çocuklara karşı ahlaksızca yaklaşım olmazdı. Edep gönüllerde ki mihenk taşıydı. 
Mahalle bakkalları, kunduracıları, manavı, elektrikçisi dost canlısıydı. Günümüzde ki süpermarket kasiyerlerinin asık suratları gibi itici tavırları olmazdı. 
Evlerimizin, apartmanlarımızın bahçelerinde sebze ve meyve yetiştirirdik. Organik gıdaları bizzat kendi ellerimizle yetiştirir, büyük bir keyfle tüketirdik. 
Öyle herkesin elinde cep telefonu olmadığı için insanlar arası hal hatır sormalarda, herkesin birbirinin acı gününde tatlı gününde yanında olduğu yapmacıklıktan uzak, gönülden geldiği gibi kucaklaşma hayata anlam katan en büyük kişisel özelliklerimizdi. 
İnternet denilen hastalık olmadığı için herkes dostluğa kardeşliğe azami zaman ayırabilirdi. Şimdi internetin araç olmaktan çıkıp amaç olmaya doğru hızla yol aldığı ahir zaman alametleriyle içiçeyiz.
Çocukluğumda eskimeden yeni elbise almazdık. Hatta eskiyen elbiseleri elleri öpülesi analarımız dizinden orasından burasından yamadıktan sonra bile aylarca giyinmeye devam ederdik. Bu hiç te utanılacak bir şey değildi. 
Anlatacak o kadar çok anı var ki say say bitmez. 
Bize benliğimizi, birliğimizi, sevgimizi, saygımızı unutturdular. 
Yanık sesli müezzinlerin okuduğu ezanla birlikte mahallenin mütevazi camisine koşarak cemaatle namaz eda etmenin tadını bilir misiniz gençler?
Şimdi olduğu gibi en pahalı imkanlarla, mermer ve granitlerle, bilmem kaç minareli camilerimiz olsa da içleri boş olduktan sonra anlam ifade eder mi?
İnsanlarımızın yapıcı olmaya odaklandığı o devirlerde ruhlarda yıkım yaşanmazdı.  
Bugün olduğu gibi insanların gönlü kolayca kırılıvermezdi. Empati yapan insanımız diğerinin hissettiklerini yahut ta hissedeceklerini ruhen hisseder, davranışına ona göre çekidüzen verirdi. 
Muhtaçlara göstere göstere yardım verilmezdi. Yardımı, verenden başka kimse bilmezdi. Televizyonlarda fukara teşhir edilmez, kimse diğerinin rencide olmasını istemezdi. Sağ elin verdiğinden sol elin haberi dahi olmazdı. 
Gelinen noktada hepsini yıktık. Çoğumuz internet şovmenlerine dönüştük. Attığı her adımı dahi oradan paylaşanların bir kısmı mahremine bile dikkat etmez bir hüviyete büründü. Çocuk ve gençlerimiz, ellerinde ki cep telefonlarına, tabletlere bakmaktan konuşup dertleşmeyi, sohbet etmeyi unuttular. Antisosyal yapılarıyla etraflarından kaçar hale geldiler. Artık çıplak ampuller altında elinde ki çayını zevkle yudumlayarak sohbet etmenin hazzını yaşayan insanlığımız gitti. Adına avize eden en az 10 ampülle karartılan odalarda, milyarlık koltuklarda içilen moccha, espresso, nescafeler eşliğinde TV kanallarında baldırıçıplakları izlemekten muhabbetin hazzını unuttuk. 
Gençler, çocuklar… durum bu!

Bu yazı toplam 963 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.