1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Küfürbaz Eğitim Merkezi: Sinema
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Küfürbaz Eğitim Merkezi: Sinema

A+A-
Son günlerde izlediğimiz Türk sinemasının gün geçtikçe ilerlediğini, geliştiğini biliyoruz. Özellikle komedi türünde ki yapımlar ciddi rağbet görüyor. Hemen her hafta yeni bir film sinemalara düşüyor. Korku sineması hızını kesse de komedi sineması tüm hızıyla yoluna devam ediyor.
Peki! Buraya kadar tamam.
Şimdi şu soruyu sormakta yarar var. Filmlere rağbette ana etken nedir? Kemal Sunal filmlerinde ki günümüzde küfür bile sayılmayan “Eşşoğlueşşek” gibi kullanılan ifadelerin yerini affınıza sığınarak ana avrat sarf edilen küfür ifadeleri almadı mı?
O zaman ben cevap vereyim size:
Evet, ağza alınmayacak kadar galiz küfürler sebebiyle özellikle genç kesim koştura koştura sinemaya gidiyor. Komedi anlayışımızda artık küfürlü ifadelerin olmazsa olmaz bir noktaya gelmesinde toplumsal olarak geçirdiğimiz yozlaşmanın ana rol oynadığı hiç kuşkusuz bir realitedir. Daha da kötüsü normal gibi algılanmaya başlaması olmuştur.
Geçtiğimiz hafta bir arkadaşla “Yusuf Yusuf” isimli Türk yapımı sinema filmini izlemeye gittik. İyi ki çocuklarımla gitmemişim. Hatta çocuklarımın da özellikle bu filme gitmelerini yasakladım.
Sinema salonu hemen hemen ful doluydu. Özellikle de gençlerin sayısı fazlacaydı. Sahnelerden birinde kamyoneti tekmeleyerek küfür üstüne küfür savunan kaba saba bir tipleme tarafından ağza alınmayacak kadar galiz küfürler savuruldukça, sinema salonu gençlerin şen kahkahalarıyla yankılandı. O esnada hiç gülmedim. Gülemedim. Artık alışkanlık haline gelen durumu yaşadım. Toplum olarak bu kadar duyarsızlığa bizi çeken sebep neydi? Bu evlatlarımıza ülke geleceğini nasıl emanet edecektik?
Recep İvedik tiplemesiyle olağanlaşan sinemada argo kullanımı gittikçe yaygınlaşıyor ve gün geçtikçe de gelişiyor. Önce hafif birkaç argo ifadeyle başlayan bu furya, bugün zıvanadan çıkmış ve ahlaksızlığın en uç noktası zorlanır hale gelmiştir.
Sadece küfür ifadeleri değil, geçtiğimiz yıllarda televizyon ekranlarında görünen “Siyer-i Nebevi” adlı çizgi filmde Peygamber Efendimiz (sav)’in yüzü gösterilmese de vücudunu tasvir eden sahnelerin olması ve yine aynı çizgi filmde Cebrail Aleyhisselam’ın beşer şeklinde tasvir edilmesi durumun vahametini ortaya koymaktaydı. Bilenler bilir, “Âdemin Trenleri” adlı filmde ki imam tiplemesi yine dini hassasiyete sahip çevreler tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Tertemiz bir film örnek göstermek isterdim. Ama yok. Geçen TV kanallarından birinde oynatılan “Sümela'nın Şifresi” filminde ki Oflu Hoca tiplemesi de açık ve net olarak dinimiz kullanılarak insanları güldürme uğruna sınırsız saldırma cüretini ortaya koyuyordu.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen yeni gösterime giren Türk filmlerinin sayısı her geçen gün artıyor. Sadece izleyici sayısına endekslenen bu çalışmaların içeriğinde ki düzeysizliğe sessiz kalan Kültür Bakanlığı’nı göreve davet ediyorum.
Özellikle muhafazakâr kesim, çoluk çocuğuyla sinemaya gidemiyor. Anlık bir sahnede arka arkaya patlayan küfürlerle bir anda ailesinin yanında ne yapacağını bilemez hale geliyor. Ya yutkunup filmi izlemeye devam ediyor ya da tepkisini ailesiyle salonu terk ederek göstermek durumunda kalıyor.
Bazı yapımcılar, küfretmenin hayatın bir gerçeği olduğu safsatasıyla kullanımının normal olduğunu avunması kendilerinin kuruntularından ibarettir. Yaptıkları hataya kılıf bulma çabasıdır. Küfürsüz film yaptıklarında kitlelerin rağbet göstermemesinden kaybedecekleri cukkaların endişesidir. Bazı eleştirmenler öncelikle sokaklardaki küfrün bitirilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Ama sinemalarda yayınlanan küfürlü sahnelerin de teşvik edici işlevini bence görmezden geliyorlar.
Değerli yönetmenlerimizden Mesut Uçakan’ın basına yansıyan ifadesinde bu konuda ne düşündüğüne bir bakalım:
“Filmlere bu kadar küfür konması sinemanın, Türk toplumunun ya da burjuva kesimin geldiği noktanın resmidir aslında. Bunu espri olsun, insanlar gülsün, belki seyirci çekmeye vesile olur mu diye yapmaktan çok, kendi doğal hallerini yansıtıyorlar aslında. Bu şekilde düşünmeseler bunun yanlış olduğunu düşünseler, bu kadar fütursuzca hareket edemezler. Bütün bu konulara el attığınız zaman bir de aksi fiiller yapan, toplum hassasiyetlerini göz önünde bulunduranların ne hallere düştüğünü görmek lazım. Nitekim biz Anka Kuşu’nu yaptık ve borcun içindeyiz. Buna da toplumun hiç tepkisi yok. Durum aslında içler acısı. Bundan şikâyet edebilmek için doğru ile yanlışı ayırmak lazım.” diyor. Çok ta doğru söylüyor.
Ünlü yönetmen Hasan Karacadağ ise çok doğru bir noktaya işaret ederek, doğallık adına küfrün kabul edilemez olduğunu ifade ediyor.
İşin özü, bu konun temelden çözümü, duruma suskun kalmakla tepkileri üzerine çeken Kültür Bakanlığı kanalıyla olabilir. Özgürlük yaygaraları ile hoplayıp kalkanları hiç dikkate almadan toplum ahlakının dejenere olmaması için hemen adım atılmalıdır. Bu konu da topu bir başkasına atmakla işin içinden sıyrılmak imkânsızdır. Çok yakında tüm dizilerde yayınlanan ahlaksız ve küfürlü sahneleri ailecek hiç tepki vermeden izlemeye başlarsak şaşırmayın. 
Bu yazı toplam 62 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.