1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Kurtuba (Cordoba) Camii Kan Ağlıyor
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Kurtuba (Cordoba) Camii Kan Ağlıyor

A+A-
Temmuz ayının son haftasında bir vesile ile İspanya’da yer alan ve Endülüs Emevi Devleti’nin en önemli şehirleri olan Cordoba (Kurtuba) ve Granada’yı (Gırnata) ziyaret etme fırsatım oldu. Zaten daha gitmeden oralarda kurulmuş muhteşem medeniyetin ve bir o kadar da hazin sonunun öyküsü içimizde bir buruklukla yola çıkmamıza neden olmuştu. Kısaca hatırlayacak olursak, Müslümanların 711 de Tarık bin Ziyad komutasında ayak bastığı topraklardı bunlar. Ve o ünlü komutan “gemileri yakın” buyurmuştu emrindekilere, “ya burayı fethederiz, ya da bu uğurda şehit oluruz, bunun geri dönüşü olmayacak”. Nitekim o inanç ve maneviyat ile fetih gerçekleşmiş ve fetholunan o topraklar üzerinde o zamanki ilim ve sanat merkezi olan Bağdat’ı bile kıskandıracak düzeyde bir medeniyet inşa edilmiş, çok önemli ilim adamları yetiştirilmiş ve burada yazılan eserler daha sonra yüzyıllarca Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur. 
Fethi takiben Müslümanlar, Kurtuba (Cordoba) şehrini kendilerine başşehir yapmışlardır. Oluşturdukları medreseler, hastaneler, şehir alt yapısı ile burayı tam bir medeniyet merkezi haline getirirken bunların yanında bir de Avrupa’nın ilk üniversitesini kurmuşlardır. Endülüs İslam Devletini kuran Birinci Abdurrahman, hristiyan olan sahibinin istediği ücreti ödeyerek aldığı büyük bir arsa üzerinde Kurtuba’da çok büyük bir cami yaptırmak istemiş ve yapımına 785 senesinde başlanmıştır. Sultan Abdurrahman’ın bizzat kendisinin de günde birkaç saat bir amele gibi yapımında çalıştığı söylenen caminin yapı malzemesi, doğunun birçok yerlerinden getirtilmiştir. Her ne kadar cami on senede tamamlansa da ilave edilen kısımlarla en son şeklini 990 yılında yani ancak 205 sene sonra almış ve bu eklemelerden sonra mabet 175 metre uzunlukta, 134 metre genişlikte muazzam bir yapıya dönüşmüştür. İkinci El-Hakem 976’da camiye altından bir minber yaptırmış ve böylelikle cami pek muazzam ve son derece de güzel bir eser olarak ortaya çıkmıştır. Yaklaşık 25.000 kişi alan caminin açık avlusu ile birlikte aynı anda 55.000 kişinin namaz kılabileceği büyüklüğe sahip olduğu ifade edilmektedir. Kurtuba Camii'nin en güzel kısmı mihrabı ve minberidir. Mihrap at nalı şeklinde olup mihrap kemerinin dayandığı sütunlar eşsiz güzelliktedir. Oymalı mermer mihrabı bütün camiler içinde en güzel mihraplardandır. Duvarlarda kufi yazılar lacivert zemine altınla yazılmıştır. Minber, pek çok fildişi parçayla, değerli taşlardan altın çivilerle yapılmıştır. Dünyadaki en fazla sütuna sahip olan mabet olan Kurtuba Camii'de 850 adet olan sütunların çoğu granitten, bazıları da çeşitli taşlardan yapılmıştır. Caminin dış süsleri çok zarar görmüş olmasına rağmen iç süsleri hala göz kamaştırıcıdır.









Hristiyanlar, 1492’de Endülüs Devletini yıkıp Kurtuba’ya girince, ilk iş olarak, bu camiye saldırmışlar, camiye sığınan Müslümanları merhametsizce katletmişler ve altın minberi parçalayarak aralarında taksim etmişlerdir. Yine minberde saklanan ve Hazret-i Osman’ın yazdığı Kur’an-ı kerim’in bir eşi olan inci ve zümrütle işlenmiş Mushafı ayaklarının altına alarak çiğnedikleri rivayet edilmektedir. Camide yapılan tahribatın boyutlarına gelince; önce minarelerdeki altın ve zümrütle işlenmiş nar şeklindeki başlıkların yağmalandığı, tavandaki muhteşem tahta süslerin söküldüğü, yerdeki güzel mermerlerin kırılıp parçalanarak yerlerine adi taşlar dizildiği, onlarca sütunun yıkıldığı, yirmi kapıdan çoğunun taşlarla örülerek kapatıldığı bildirilmektedir. Nihayet, en son darbe olarak, 1523 senesinde caminin içine bir kilise koymaya karar vermişler ve o zaman, İspanya ve Almanya İmparatoru olan Beşinci Karlos’un (1500-1556) fanatik kardinaller tarafından ikna edilmesiyle Kurtuba Camii, 1523'te katedrale çevrilmiş ve çeşitli ilaveler yapılmıştır. Fakat bu arada orta kısımlardan 63 adet çok güzel sütun kaldırılmıştır. Yapılan kilise, caminin ortasında haç şeklinde çok alakasız bir bina olarak kendini göstermektedir. Rivayete göre Beşinci Karlos’un Kurtuba’ya gelerek bu kiliseyi gördüğü, çok üzüldüğü ve “Yaptığınız vahşeti görünce, size bunun için izin verdiğime çok pişman oldum. Dünyada bir benzeri bulunmayan, bu güzel eseri böylece tahrip edeceğinizi bilseydim, size müsade etmez ve hepinizi cezalandırırdım. Yaptığınız bu çirkin kilise, eşi her yerde bulunan adi bir binadan ibarettir. Halbuki, bu haşmetli caminin bir eşini yapmak mümkün değildir” dediği söylenir. Kurtuba’daki caminin adı bugün “La Mezquita Kilisesi”dir. Bu kelime dahi “Mescid” isminden gelmektedir.


Elbette bizim de ziyaretimizde caminin içerisinde yapılan tahribatlar, bilhassa yan taraflarının odacıklar haline getirilip hristiyan ikonları ile süslenmeye çalışılmış olması, kapıların düz betonlarla örülmüş olması, minarenin çan kulesine çevrilmesi ve en üzücü olanı da içeride inşa edilen ve o muhteşem eseri hilkat garibesine çeviren kilise hem sanat adına hem de medeniyet adına son derece can sıkıcı ve can yakıcı unsurlardı. Kısacası Kurtuba Camii’nin mevcut hali ve kullanılışı ile her köşesinden, her bir sütunundan duyabilenlerin hissedebildiği “ah”lar, iniltiler yükselmekte, camii adeta kan ağlamaktadır. Yüzyıllardır burada hristiyanlar rahatça ibadetlerini yaparken, hatta bizim de şahit olduğumuz üzere düğünlerini dahi gerçekleştiriyorken bir tek müslümanın ibadet etmesine dahi izin verilmiyor olması çok daha manidar ve üzücü bir gerçek olarak karşımıza çıktı. Her ne kadar Tarik bin Ziyad’ın ruhuna bir teselli mahiyetinde caminin avlu kısmında iki rekât namaz kılsak da buna bile tahammül edemeyen hristiyan fanatik turistler ve görevliler derhal yanımıza gelerek müdahale etmeye çalışmışlardır. Bütün bunları görünce, İslam’ın ve müslümanların başta insana, diğer dinlere ve dindarlara, sanata ve medeniyete gösterdiği hoşgörü, saygı ve anlayış ile karşılaştırıldığında, fanatik hristiyanlarca Müslümanların (aynı haçlı seferleri esnasında Kudüs’te de olduğu gibi) her ele geçirdikleri yerde çoluk çocuk, kadın yaşlı demeden topluca katledilmesi, eserlerin yağmalanması ve hatta caminin içinde bir de kilise inşası anlayış ve izan farkını açıkça ortaya koymaktadır. Onlar ne yapmış olurlarsa olsunlar bizim için Kurtuba Camii hiçbir zaman bir kilise olmamıştır ve İslam kültür ve medeniyetine ait büyük ve haşmetli bir eser olup hep öyle kalacaktır.


 
Bu yazı toplam 68 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.