1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. KUSURLARI DEĞİL İÇİNDEKİ GÜZELLİKLERİ GÖRÜN...
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

KUSURLARI DEĞİL İÇİNDEKİ GÜZELLİKLERİ GÖRÜN...

A+A-

Bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna astığı testilerle dereden evine su taşırmış...

Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış...

Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış;

ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve..

Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarım; diğeri dolu olarak varırmış

iki sene her gün bu şekilde geçmiş.

Adam her iki testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış... Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş.

Fakat zavallı çatlak olan kusurlu testi, çok utanıyormuş.

Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş.

İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş:

'Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor..'

Adam gülümseyerek dönmüş testiye; 'Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok.

Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlaklığını biliyordum..

Senin tarafına çiçek tohumları ektim..

Ve her gün o yolda ben su taşırken,sen onları suladın..

2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum.

Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim' diye cevap vermiş.

Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz

Her birimizin kendine has kusurları vardır.

Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan,mükafatlandıran, renklendiren..

Etrafımızdaki her kişiyi,oldukları gibi kabullenin..

Onlardaki kusurları değil, içlerindeki güzellikleri görün...

İnsanları; eğer kusurları ve yanlışları, yani insan kimlikleri ile sevmeyi bilmiyorsak, sevmiyoruz demektir                       

 

                 PARMAĞINI YAKAN GENÇ...                                     

Genç bir öğrenci bir gece yarısı, mum ışığı altında ders çalışmaktaydı.

ilmî araştırmalara daldığı bir sırada kapısı çalındı.

O vakitte birinin gelmesinin meydana getirdiği hayret ve gelen misafirin kimliği hakkındaki merakla kapıyı açtı.

Karsısında genç ve güzel bir kızcağız durmaktaydı.

Karsısındaki misafir, yolunu kaybettiğini ve etrafta başka

bir ışık göremediği için onun kapısını çalmaya mecbur kaldığını söyledi.

Genç öğrenci, misafirini geri çevirip gece karanlığına ve

sokağın soğuğuna terk edemeyeceği için çaresizce içeri aldı.

Ona oturup dinlenebileceği bir köse gösterdikten sonra da sabaha kadar dersine çalışmaya devam etti.

Utangaç ve gizli-saklı nazarlarla onu seyreden kızcağız, genç talebenin bir haline oldukça şaşırmıştı.

Genç, arada bir parmağını, önünde yanan mumun alevine tutmakta ve bir müddet öylece bekledikten sonra geri çekmekteydi.

Bir defa ile de yetinmemekte ve bunu ara ara tekrarlamaktaydı.

Bu hal üzere sabah olmuştu.

Gün ışıdıktan sonra genç kız oradan ayrılıp evine döndü.

Halkın yardımıyla yolunu bularak ulaştığı ev

Osmanlı vezirlerinden birinin sarayıydı ve genç kız da vezirin kızıydı. Saray halkı, ona geceyi nerede ve nasıl geçirdiğini merakla sordu çünkü bütün gece onu aramış ama bir türlü bulamamışlardı.

 

Bu yazı toplam 217 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar