1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. Kutsal Günlerimiz
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

Kutsal Günlerimiz

A+A-

Millet olarak Milli günlerimiz, bayramlarımız var.

Bunları coşku ile kutlarız.

İşte bu milli Bayramlarımızdan birisi ve Dünya’da eşi olmayan, Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramını kutlayacağız.

Çocuklar içinde, Milletimiz içinde çok önemli bir gündür. Bu nedenle başta çocuklarımızın daha sonra milletimizin bu ulusal bayramını kutluyorum.

Bunun yanı sıra da kutsal günlerimiz ve haftalarımız var. İşte İslam alemi kutsal 3 ayların içinde. Kutlu doğum haftası yaşamaktayız.

Geçmiş yıllarda bunun nasıl ve neden kutlandığını pek bilmiyorum ama, çok şükür 1989 yılından bu yana, 14-20 Nisan arası "Kutlu Doğum Haftası" olarak kutlanmaktadır. Her yıl "Hz. Peygamberimiz ve Birlikte Yaşama Ahlâkı", "Hz. Peygamber, Din ve Samimiyet", "Hz. Pegamber ve İnsan Onuru" gibi farklı konular tespit edilerek söz konusu mevzular çerçevesinde Peygamberimizin doğum yıl dönümü etkinlikleri düzenlenmektedir. Bu yılki "Kutlu Doğum Haftası"nın ana teması da "Hz. Peygamber ve Güven Toplumu" olarak belirlenmiş...

Ne yazık ki, insanların -hatta aile bireylerinin- birbirlerine güvenmez olduğu bir ortamda, daha Peygamber olmadan önce "emîn" sıfatıyla (Muhammedü'l-emîn) anılan bir Peygamberin ümmeti olarak niçin bu durumlara düştüğümüzü sorgulamak elbette faydalı olacaktır.Hemen her İslam biliyor ki Hz. Peygamberimiz daha 35 yaşında iken "Hacerü'l-esved"in yerleştirilmesi sırasında, kabileler ihtilafa düşünce hakemlik yapmış ve "hacerü'lesved"i bir bezin üzerine koyarak her kabileden bir temsilcinin bezin ucundan tutup "hacerü'l-esved"i yerine koymalarını sağlamış, böylece kabilelerin birbirleri ile kavga etmelerini önlemişti.Görüldüğü gibi "emîn"lik her şeyden önce tarafsızlık işidir.

Nitekim Peygamberimiz, felan kabile daha kalabalık, filan kabile Kâbe'nin onarımında daha fazla çalıştı veya şu kabile daha dindar, "Hacerü'l-esved"i yerine koyma şerefi onun hakkı vs. diyerek taraf olmamış, herkesi kucaklayıcı bir tavır takınmıştır. Hz. Peygamberimize, dostunun da düşmanının da güven duymasının temelinde yatan gerçek budur.Diğer taraftan, Peygamberimizin şu sözü "Müslüman" olmanın alametlerinden birinin de "güvenilirlik" olduğunu açıkça göstermektedir:"Müslümün, elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu kimsedir."Büyük Türk şari Fuzûlî bakın bu hadis-i şerifi nasıl nazma çekmiştir:"Müslim oldur ki ehl-i âlem ile//Sıdk ola kavli hayr ola ameli//Zararın görmeye müselmânlar//Ola pâkîze hem dili hem eli."

Bu yazıyı geçtiğimiz 16 Nisan Pazar günü yazdım.Ancak toplumu ilgilendiren çok önemli bir referandum nedeniyle şutuna taşıyamadı. O gün gördüm ki vatandaşlık görevimi yerine getirmek için insanların pek çoğu sandığa gitti.Tabi ki bende bu görevini yapanlar içindeydim.. Orada gördüğüm manzara, toplum olarak nasıl bir güven bunalımı içinde olduğumuzun göstergesiydi âdetâ... Oy vermeye gelen insanların -istisnasız- suratları bir karış idi. Birbirine selam veren kimse çok azdı.Sanki herkes birbirinin ölüm fermanını imzalamaya gelmiş...

Bırakalım toplumun genelini, câmi cemaati birbirine güvenemiyorsa hatta imam müezzinden, müezzin imamdan kuşku duyuyorsa, evimizde çocuğumuz, eşimiz bir birine güvensizlik ve kuşku içinde bakıyorsa, boşanmaların temelinde yatan gerçek bu değil de nedir ?

“Güven toplumu" nasıl inşa edilecek?

Sözlerimi biraz abartılı bulanlara şöyle basit bir soru yöneltmek istiyorum:Yakın tarihlerde bir tanıdığınızdan hiç borç para istediniz mi? Yahut bir akrabanıza borç para verdiniz mi? Oysa eskiden bizim kültürümüzde borç verme, borç alma diye güzel bir gelenek vardı. Hatta bazen bu borç, vade bile tayin edilmeden verilir ve buna da "karz-ı hasen" denilirdi. Yani insanlar birbirlerine güvenirler, yardım ederlerdi. Ya şimdi?..

Bu ve benzeri nice güzel âdetlerimiz bir bir ortadan kalktı. Allah'ın selamı bile takas usûlü verilip alınır oldu. Bu şartlar altında "güven toplumu" bana biraz uzak görünüyor.

Nerede o eski dostluklar, arkadaşlıklar ve komşuluklar diye hayıflansam haksızmıyım?

Bu yazı toplam 267 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.