1. YAZARLAR

  2. Abdurrahim Küçük

  3. Lübnan Çıkmazının İç Yüzü-5
Abdurrahim Küçük

Abdurrahim Küçük

Yazarın Tüm Yazıları >

Lübnan Çıkmazının İç Yüzü-5

A+A-

800x420-mercidabik-savasi-kac-yilinda-oldu-onemi-nedir-1546164757365.jpeg

Osmanlı’nın bölgeye girişi

Lübnan’daki Marunîler Müslümanların Sayasının çoğalmasından rahatsız oluyorlar, endişe duyuyorlardı. Yalnız Müslümanların yaşantılarından bir şey değiştirmelerini istememeleri onları Müslümanlar aleyhine eylem yapmak ya da onlara karşı cephe almakta zorluyordu. 1516’da Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim tarafından Mercidabık savaşıyla Lübnan ve diğer ülkeler Osmanlı’ya yönetim altına girmişti.

Emeviler, Abbasiler ve Memaliklerden gördükleri muamelenin daha iyisini gören Marunî’ler Emir Fahrettin’in kendilerine Emir olarak atanmasıyla bekledikleri zemini yakaladılar. “Dağlar Sultanı” lakaplı Osmanlı Emiri Fahrettin zamanında  istedikleri ortamı bulan Marunîler kaldıkları yerden emellerine ulaşmak için yine ağababası olan batılı ülkelerle temasa geçmeye başladılar. Bu dönem bölgede bulunan dini etkinlikleri birbirine bağlayan tek faktör aynı imparatorluğa “cizye” adı altında vergi vermekti. Bunun dışında bütün etnik gruplar sükûnet ve barış içinde yaşıyorlardı.

Osmanlı’nın bölgede iki görevlisi vardı; biri İstanbul’u, İdareyi temsilen görevli hâkim yâda vali, diğeri ise, Yargıçtı

İdari görevli olarak tayin edilen Emir, Osmanlı ile bölge arasında bir ulaşım sağlama özelliği tanımakla sultanla halk arasında köprü vazifesi görüyordu. Sultan tebaaya karşı emir ve yasaklarını atadığı Emir aracılığıyla duyuruyordu. Halk Osmanlı’ya olan cizyesini emire verir o da İstanbula ulaştırırdı. Halkın ikinci görevi ise kabileler arsında çıkacak kargaşanın önlenmesi için asker ve mühimmat vermesi. Eğer kabileler arasındaki kargaşayı yatıştıracak kadar asker ve mühimmat toplanmazsa Emir İhtiyaç halinde İstanbul’dan takviye isteyebilirdi.

Yargıcın görevi ise, hukuki alandaki sorunları çözmekti. Emir, Osmanlıya karşı Sayda, Trablus ve Şam’dan da sorumluydu. Bu durum Osmanlı aleyhine Avrupa’yla anlaşan II. Fahrettin zamanına kadar devam etti. (1580)

Bu bölgeler, Osmanlının göndermiş olduğu Emir’in dışında kabile reisleri tarafından yönetime tabi idi. Halkın sorumluluğu sadece Osmanlı’nın temsilcisiyle bitmiyordu. Kabile reisinin de kendine has görevleri vardı. Bu görevler arasında yargı ve vergi toplama geliyordu. Yargıç;  Evlenme boşanma ve mal taksimi dışındaki hukuki anlaşmazlığı çözerlerdi. Ölüm fermanları ise dini liderler tarafından onaylanırdı.

Vergileri Toplama: Vergi iki kısımdan müteşekkildi. Bir kısmı Osmanlı devletine ait olan cizyeyi oluştururken diğer kısmı da kabilenin özel işlerine harcanacak giderleri içine alıyordu. Bir de kabile reisinin harcayacağı da ayrıca hesaba katılırdı. Osmanlı daha sonra halktan vergiyi kaldırdı. Artık Osmanlının bölgedeki hakimiyeti kâğıt üzerindeki karalamadan öteye geçmiyordu. Bu durum, II. Fahrettin ‘in batı ile alakasından sonra tekrar cizye alınır seviyesine dönüştü.

Bölgedeki bu yönetim boşluğundan istifade etmesini bilen Kilise; Marunîlerin, Dürzilerin ve kendi birikimiyle zamanla yönetimle hesaplaşacak düzeye geldi. Bölgenin % 25’inin verimli arazileri ellerinde tuttuklarını ve zirai alandaki tecrübelerini de hesaba katarsak güçlerinin ağırlığını tahmin etmiş oluruz. Diğer yandan Dürzilerin sempatisini kazanan Maruniler Şii ve Sünni Müslümanlara karşı iktisadi üstünlük sağladılar. 18. Yüzyılın sonların da sayıları 150 bini bulan Marunî’ler sayıları 60 bin olan Dürzilerin yönetimini de ellerine aldılar.

Lübnan sahillerine Arap göçü

Lübnan çıkmazının tarihçesi, Müslüman Arapların Lübnan sahillerine göçlerinin hemen sonrasına gelen arefeye rastlar. Bizans kilisesiyle mezhep anlaşmazlığına giren Maruniler Lübnan’a göç emek zoruna kalırlar. Bu sürgün onları zamanla Lübnan içlerinde karar kılma ve söz söyleme noktasına getirir.  Müslümanlar, Bizans ve onun içerde kalan temsilcileriyle sahillerde çoğunluk sağlamaya çalışırken, Marunîleri Moğollarla birleşerek Abbasî ve Fars imparatorluğuna karşı savaşa kalktılar. Kırk gün süren bu kanlı çatışmada Marunîler, tarihi delillere göre 8000 kayıp verdiler. Savaştan geriye kalanlar ve kurtulanlar, Abbasî’nin başşehri Bağdat’ta ikamet ediyorlardı.

Büyük Arap İmparatorluğu’nun kurulması için kaldırılan Araplar, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı ülkelerinin ganimetleri haline gelmişti. Uzun hesaplara dayanan bu ayaklandırma hareketine katılan bu ülkeler Osmanlı’dan bazı ayrıcalıklar istemeye başladılar.

Gelecek yazımız, Cemiyet-i Islâhiye ve bölgenin Osmanlı’dan kopuş arayışları hakkında olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar