1. YAZARLAR

  2. Dilek Bülbül

  3. Malatya’dan Konya’ya: Sadreddin Konevî
Dilek Bülbül

Dilek Bülbül

Yazarın Tüm Yazıları >

Malatya’dan Konya’ya: Sadreddin Konevî

A+A-

“Şeyh-i Kebir” yani; büyük şeyh olarak anılan Sadreddin Konevî 1208 yılında Malatya’da doğup 1274 yılında Konya’da vefat etmiştir. Babası Mecdüddin İshak Bağdat’ta fütüvvet teşkilatında hizmet etmiş alîm bir zattır. Selçuklu Sultanı ve Abbasi Halifesi nezdinde Diplomat olarak görevler yapmıştır. Selçuklu sultanlarından I.Giyaseddin Keyhüsrev’in şeyhzade iken hocasıdır. Mecdüddin İshak, Bağdat ve hac ziyaretlerinde tanıştığı İbni Arabî, Evhadüddin Kirmanî, Ahi Evren, Ebu Cafer Muhammed el Berzaî, Ebul Hasen Ali el İskenderanî gibi zatları Konya’ya dönerken yanında getirmiş, bu zatları sultanla görüştürüp Konya’nın ilim ve maneviyatına büyük katkılar sağlamıştır. Babası 1221 yılında vefat edince annesi İbni Arabî ile evlenmiş, böylelikle üvey babasının terbiye ve irşadı ile yetişerek onun halefi olmuştur. İbni Arabî’nin “vahdet-i vücud” anlayışını yayarak eserlerini şerh etmiş (Vahdet-i vücud terimini ilk kez Sadreddin Konevî’nin öğrencisi Sadüddin Ferganî kullanmıştır) ve Ekberiyye Tarikatı’nın da en önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Hocası ve aynı zamanda üvey babası olan Muhyiddin Arabî ile Halep ve Şam gibi yerleri gezdikten sonra Anadolu’ya dönmüş; son durağı Konya olmuştur. 
Rivayete göre; Sadreddin Konevî Hazretleri Konya’ya geldiğinde, Çeşme Kapısı içindeki bir mescitte imamlık yapmaya başladı. O günlerde kendisini kimse tanımaz ve itibar etmezdi. Bir gün Selçuklu Sultanı Alaeddin’e Şah’tan kıymetli bir cevher hediye geldi. Sultan Alaeddin cevherin düştüğünü görünce veziri Sahip Ata’yı gönderip onu aldırdı ve bir yerde muhafaza edilmesini söyledi. Kuyumcubaşı dükkânına gelince yolda cevherin düştüğünü anladığında korkudan rengi sarardı ve feryat edip: “Mahvoldum” dedi. Aklı başına geldiğinde büyük bir üzüntü içinde bu halini yakınındaki mescitte bulunan Sadreddin Konevî’ye arz etmek istedi. Hazret onun bu halini öğrenince: “Ey kuyumcubaşı! Eğer sır aramızda kalır da kimseye söylemezsen cevheri bulmamız kolay olur” buyurdu. Kuyumcu buna sevinip söz verdi. Bunun üzerine Sadreddin Konevî bir miktar toprak getirtip cevherin büyüklüğünü sordu. Kuyumcubaşı da: “Yumurta kadar” deyince Sadreddin Konevî mübarek ağzının suyundan bir miktar atıp çamuru güneşte kuruttu. Çok geçmeden o toprak parçası misli bulunmayan bir cevher haline dönüverdi. Sadreddin Hazretleri cevheri kuyumcuya verdi. Kuyumcu çok sevinip hemen onu Sultan Alaaddin’e götürdü. Sultan cevheri görünce, hayretler içinde kaldı. Veziri Sahip Ata’ya emredip önceki cevheri getirtti. Vezir cevheri getirip Sultanın huzuruna koydu. Kuyumcudan bu işin sırrını açıklamasını istediler. Kuyumcu çaresiz kalıp başından geçenleri tek tek Sultan’a anlatıp Sadreddin Konevî hazretlerinin kerametini haber verdi. Sultan derhal hazırlanıp, Sadreddin Konevî hazretlerini ziyaret için onun mescidine koştu. Sultan’ın, Sadreddin Konevî  hazretlerini ziyaret ettiği mevsim, narların olgunlaştığı sonbahar mevsimi idi. Sadreddin Konevî hazretleri ona bir tas içinde nar hediye etti ve bunları götürmesini söyledi. Sultan bu narları alıp sarayına döndü. Kaptaki narlara baktığında her birinin mücevher hâline döndüğünü gördü. Bunun bir keramet olduğunu anladı ve Sadreddin Konevî’ye karşı sevgisi daha da fazlalaştı. Sonradan bu mücevherlerle Konya iç kalesini yaptırdığı rivayet edilmektedir.

Bu yazı toplam 392 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar